İyi Kitap

Bir kitabın serüveni

Bir Haylazın Hayatı’ndan Bir Çalgıcının Seyahati’ne… Bir kitabın macerası!

Yazan: Doğan Gündüz

-Bendeniz mösyö Alfred Müller, dedi Handan.
-Bendeniz de mösyö Frederik Şüller, diye karşıladı Melek.
Handan ile Melek kolej yıllarından beri arkadaşlar. Elli yılı aşan dostlukları, bir de içlerinde hiç dinmeyen bir seyahat arzusu var. Birlikte her yıl bir başka ülkeye gidiyorlar. Fidel Castro’nun 1 Mayıs konuşmasını izlemek için Küba’ya gittiklerini biliyordum. Bir başka seyahatlerinde Madam Butterfly operasını, La Scala sahnesinde seyretmek için Milano’daydılar. Gelecek hafta tren ile Trans-Sibirya turu yapacaklarmış. “Peki, Alfred ile Frederik kim? Seyahatteki takma adlarınız mı?” diye sordum. İkisi de güldü. “Yok,” dediler. “Bunlar kolejdeyken okuduğumuz Bir Çalgıcının Seyahati kitabındaki kahramanların isimleri. Ne zaman bir seyahate çıkacak olsak birbirimize böyle takılırız.”
Onlar birbirine takıla dursun bahsettikleri kitap da benim aklıma takıldı. Önce Almancadan çevirisini Mehmet Tevfik’in yaptığı 1956 baskısı bir kitap çıktı karşıma. Ama üzerinde hangi yazarın hangi eserinden çevrildiğine dair hiç bir açıklama yer almıyordu. Sonra Almancadan tadil ve naklini Kemal Tahir’in yaptığı bir başka kitaba rastladım. Biraz daha araştırınca “Saadet Gazetesinde tefrika edildikten sonra kitap suretinde Neşr olunmuş” 1907 yılındaki ilk baskıya ulaştım. Ardından 1921 ve 1926 yılı baskılarına da göz attım. Ne yazık ki hiç birinde aradığım bilgiyi bulamadım.
Sonunda sorumun yanıtını Rakım Çalapala’nın 1979 yılındaki bir yazısında buldum; Mehmed Tevfik, Prusyalı yazar Joseph Freiherr von Eichendorff’ın 1826 yılında çıkan Aus dem Leben eines Taugenichts adlı romanından esinlenmişti. Bu kez de ne kadar esinlenmiş olabilir sorusu çıktı ortaya. Bunu öğrenmek için de adı geçen kitapları karşılaştırmalı okumak kaçınılmazdı:
Eichendorff’un, Behçet Gönül (Necatigil) tarafından Bir Haylazın Hayatı olarak çevrilen romanının hayalperest kahramanı, değirmenci babasının bir gün kendisine “Seni daha fazla besleyemem, gurbete git de kendi ekmeğini kendin kazan!” demesini fırsat bilir. Oldukça iyi çaldığı kemanını yanına alarak yollara düşer. Hürriyetini kazanmanın sevinciyle kemanını çıkarır hem çalar hem söyler. Kendine geldiğinde yanı sıra giden şatafatlı bir at arabasında biri genç biri yaşlı iki hanımın hayranlıkla onu dinlediğini fark eder. Hanımların tekliflerini geri çevirmez, onlarla birlikte Viyana’ya gider. Vardıkları şatoda önce bahçıvan sonra gümrük memuru olur. Görür görmez âşık olduğu arabadaki soylu genç kızın karşısında kendini fakir, alaya alınmış ve kimsesiz hisseder. Bir gün şatoda yapılacak düğünü sevgilisinin evleneceğine yorarak üzüntüyle şatoyu terk eder. Başından türlü maceralar geçer. Olayların akışı onu yeniden terk ettiği şatoya döndürdüğünde gerçeği öğrenir. Sevdiği soylu geç kız gerçekte şatodaki kapıcının yeğenidir ve o da kendisini sevmektedir.
Mehmed Tevfik de Bir Çalgıcının Seyahati romanında benzer bir giriş yapar. On sekiz yaşına gelen değirmencinin oğlu Alfred Müller babasının kendisini evden kovmasıyla kemanını alıp yollara düşer. Keman çalarken yanı sıra gelen at arabasındaki biri genç diğeri yaşlı iki hanım kendisine iltifat eder. Hanımların teklifi üzerine yola birlikte devam ederler. Alfred, arabadaki genç hanıma âşık olur ama hanımın evli olup olmadığını bilmez. Bu güzel hanımla evlenmenin, gittikleri şatonun beyi olmanın hayalini kurar. Vardıklarında önce bahçıvanlık sonra gümrük memurluğu yapar. Ama bir gün acilen hep birlikte şatodan ayrılmaları gerekir. Viyana’ya doğru gece vakti yol alırlarken Alfred attan düşerek, başını çarpar. Kendine geldiğinde hanımı ortada yoktur. Bundan sonrası sevgilisini aramakla geçer. Yolda gezgin Frederik Şüller ile karşılaşır. Alfred keman çalmakta, Frederik şarkı söylemekte ustadır. Birlikte seyahat ederler. Başlarından türlü maceralar geçer. Romanın sonunda ikisi de sevgilileriyle evlenirler.
Bir Çalgıcının Seyahati, okuyucuyu güldürmek üzerine kurgulanmış, kültür farklılıklarında ve yeni teknolojilerin (tren, vapur vs.) karşısında nasıl davranacağını bilemeyen kahramanların sürekli gülünç duruma düştükleri eğlenceli bir metindir. Kahramanlar bön, budala, çapkın, şaşkın, komik, görgüsüz ama bir o kadar da iyi niyetli ve saftır.
Mehmed Tevfik’in Bir Çalgıcının Seyahati’ni yazarken konusu, kurgusu, hatta gelişen birçok olayın benzerliği açısından Eichendorff’un romanından derinden esinlendiği, onu bir kılavuz gibi elinin altında tuttuğu kesindir. Buna rağmen Mehmed Tevfik kendine özgü bir roman ortaya çıkartmıştır.
Kemal Tahir ise gerçekte tadil ve nâkili Almancadan değil Mehmet Tevfik’in kitabından yapmıştır. Bu metni kısaltıp damıtmış, gülme dozunu arttırmak için kendince metne ilaveler yapmış bazı bölümleri de değiştirmiştir. Tabii eski kelimeleri de güncellemeyi ihmal etmemiştir.
Seyahat maceralarından başımı kaldırıp dolaşmaya çıktığım bir gün Handan ve Melek’le karşılaştım. Şaşırarak sordum, “Hani siz Trans-Sibirya turunda olacaktınız?” “Sorma,” dediler, “yeterli katılım olmadığı için tur şirketi seyahati iptal etti. Sen neler yapıyorsun?” Güldüm, “Sayenizde günlerdir kitaplar arasında bitmeyen bir seyahate çıktım.” Soran gözlerle baktıklarını fark edince “Bendeniz mösyö Alfred Müller,” dedim. İkisi de aynı anda yanıtladı. “Bendeniz de mösyö Frederik Şüller.”

sahaf_dukkani_90

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz