İyi Kitap

Jack London’dan insanlığın düşüşü ve yükselişine dair

Antropoloji, sosyal bilimler ve psikolojinin bir anlamda edebiyata uyarlandığı Âdem’den Önce, yayınlandığı tarihten bu yana önemini katlayarak var olmaya devam ediyor.

Yazan: Karin Karakaşlı

Uygarlığı sadece teknolojik gelişmelerle bir tutmayanlarımız için, modern zamanlarda atalarımızdan ne derece “ileride” olduğumuz düşüncesi, hayat boyu süren temel bir mesele olarak kalır. Hele de dünya üzerinde siyaset, din, ideoloji kılıfı altında bu denli çok zulmün kol gezdiği bir yılda insanlığın kökenine dair kafa yormamak neredeyse imkânsızdır. İş hesaplaşmaya geldiğinde, edebiyat en büyük hazine olarak ortaya çıkıyor. Bu hazinenin kıymetli bir parçası olan Jack London’ın Âdem’den Önce romanı, tam da “İnsanlık nereye evriliyor” sorumuza denk düşen bir eser.
Daha önceden de Türkçede yayınlanmış olan bu klasik, Özgecan Kunt’un çevirisiyle Nora Kitap etiketiyle bir kez daha karşımızda. Edebiyat dünyasını, insanın toplumla arasındaki karmaşık ilişkiyi aktarmak üzerinden kuran ve onu en vahşi yönleriyle yüzleştiren London, bu eserinde okuru doğrudan “ilkel zamanlar” a ışınlar. Tanık olduğumuz anlatı, birinci tekil şahıs anlatımıyla bir gencin çocukluğundan itibaren gördüğü kâbusumsu rüyaları anlamlandırma çabasıdır. Rüyalarının yaşadığı zaman ve mekândan, kendi deneyimlerinden tamamen bağımsız olarak ilerlediğini ve bambaşka bir dünyayı anlattığını çok küçük yaşta fark eden genç, sonraki yıllarda psikoloji eğitiminin de etkisiyle bu rüyaların aslında kendi kişiliğinden bağımsız olarak ortak bir insanlık mirası, kalıtsal ve ırksal bir hayat deneyimi olduğunu fark eder. Bize anlattığı da orman ve mağara döneminde yaşayan o ikinci kişiliğinin müthiş macerasıdır.
Deneyimin kıymeti
Antropoloji, sosyal bilimler ve psikolojinin bir anlamda edebiyata uyarlandığı Âdem’den Önce, yayınlandığı tarihten bu yana önemini katlayarak var olmaya devam ediyor. 1876-1916 dönemine denk gelen hayatına Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitap sığdıran London, çok farklı alanlarda biriktirdiği hayat deneyimiyle de farklı bir yazar portresi çizdi. Konserve fabrikasında işçilikten istiridye korsanlığına, fok balıkçılığından altın avcılığına ve çiftçiliğe varıncaya kadar sayısız alana atılan London, tanık olduğu ve doğrudan yaşadığı deneyimleri eserlerine akıttı. Genç yaşında sosyalizmi benimseyen ve parti çalışmalarına da katılan London, kurama değil deneyime dayalı görüşleriyle çevresinde etkili oldu.
İlkel denilen zamanlarda
Âdem’den Önce, yazarın; Spencer, Darwin ve Huxley’den yararlanarak ilkel yaşama odaklandığı bir hikâye. Evrim kuramına uygun olarak insanlığın maymun benzer fiziksel özelliklere sahip olduğu yarı-insan sürecini anlatan roman, ben-anlatıcının yakaladığı ve adeta sinematografik bir dille aktarılan görsel ayrıntılarla okuru çarpıyor. Çağdaş gündelik hayatı, geceleri gördüğü ilkel zaman rüyalarıyla yarılan bir çocuğun büyüme hikâyesinde insanlığın bütün evrim sürecini izliyoruz. Düşsel eski zaman karakteri, alter-egosu Büyük Diş’i benimseyen ve bu rüyaların sıradan kâbuslar değil, Jung’un ortak bellek simgeleri kuramına da koşut şekilde kalıtımla devralınmış, ırksal anılar olduğuna kanaat getiren gencin, bize aktardıkları deneyimlerin düşüncelerimizi, hayat duruşumuzu nasıl şekillendirdiği açısından da kıymetli bir içeriğe ve büyük sürükleyiciliğe sahip.

Düşmenin kökeni
Anlatıcının çocuk yaşında gündelik hayatında hiç bilmediği koyu ormanlarda ağaçtan düşme ve her seferinde yere çakılmadan uyanma kâbusunda, çoğu okuru doğrudan yakalayacak bir iç bilgi gizli. Nice sabahlar bizler de yataktan düşüyormuşuz hissiyle uyandık. Karnımızın çekildiğini, iç organlarımızın büzüldüğünü hissettik. Bu tanımlanamayan korku, dünya karşısındaki savunmasızlığımızın ve her gün vermek durumunda kaldığımız ölüm-kalım mücadelesinin ifadesi. İlkel zamanlarda Büyük Diş’in bize tanıttığı Kırmızı Göz, Ateş Halkı eşliğinde bu tehlike doğrudan hayatta kalma, vahşi hayvanlara, yılanlara yem olmadan, yuva kurulan ağaçların tepesinden yere çakılmadan var olma mücadelesiydi. Şimdilerdeyse yine kör şiddetin kurbanı olmadan, akıl sağlığını korumaktan ve toplumsal yapının riyakâr kapanına tutsak olmadan da kendini bulmaktan, varlığını hiç unutmamaktan geçiyor mücadele dediğin.

Sevgiyle dayanışmak
Sayısız karakterle tanıştığımız ve ataların hayatına doğrudan ışınlandığımız bu anlatıda Kesik Kulak ve Büyük Diş’in birbirini tanıma, arkadaş olarak seçme hikâyesi özellikle çarpıcı. Günlerden bir gün Büyük Diş’in bacağına ok saplanır. Kesik Kulak oku çıkarmak için dişleriyle okun sapını çiğnemeye başlar. Büyük Diş okun yara içinde oynamaması için arkadaşına sıkıca sarılır. Yazarın bu sahne üzerinden verdiği evrensel mesaj, bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şeyi, sevgiyle dayanışmayı vurgulayan yönüyle beni derinden etkiledi. “Bu sahneyi sık sık düşünürüm; neredeyse yavru olan ikimiz, türün çocukluk döneminde iki yaratık; biri korkusuna hâkim olup kendi bencil kaçış dürtüsünü yeniyor, bunu da diğerine destek olmak, ona yardım etmek için yapıyor. Orada her şeyin belli olduğu önüme seriliyor ve Damon ile Pythias’n, hayat kurtarma gruplarının, Kızıl Haç hemşirelerinin, şehitlerin ve ümitsiz davaların liderlerinin, Peder Damien’in ve İsa’nın görüntüleri gözümün önüne geliyor. Ve dünyadaki azizlerin, ahlaklı bütün insanlarının kudretinin Kesik Kulak’la Büyük Diş’in ve Genç Dünya’nın bütün bilinmeyen sakinlerinin ilkel hafızalarından gelme olduğunu düşünüyorum.”
Bu ilkel hafızadan hepimizin güç ve umut bulması dileğiyle.

Âdem’den Önce Jack London Türkçeleştiren: Özgecan Kunt Nora Kitap, 128 sayfa

Âdem’den Önce
Jack London
Türkçeleştiren: Özgecan Kunt
Nora Kitap, 128 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz