İyi Kitap

Bu bir Kafka romanı değil belki ama…

“Ye, iç, yat. Ye, ye, daha çok ye. Senin için Gaziantep’ten getirdiğimiz baklavayı yedin mi? Ya dumanı üstünde mis gibi tüten kıymalı böreği? Aaa, kaymaklı ayva tatlını bitirmemişsin. Yesene oğlum. Yoksa canavara dönüşürsün bak!” Bu bir Kafka romanı değil belki ama bir sabah uyandığında kendini böceğe dönüşmüş halde bulman işten bile değil.

Yazan: Emel Altay

Hansel ile Gretel’in pastadan evini görse bir lokmada mideye indirecek kadar iştahlı Bora ve onun gayretkeş ailesinin hikâyesi olarak başlıyor Abur Cubur Canavarı. Bora’nın anne ve babası, hiç de alışkın olmadığımız bir portre çiziyorlar. Akşam yemeğinden sonra, özellikle uyku öncesi, oğullarının odasına elleri kolları dondurmalar, pastalar, börekler, çöreklerle dolu olarak giriyorlar ve gözlerinde tuhaf bir ışıkla onun tıka basa doymasını izliyorlar. Peki, bu gözlerdeki tuhaf ışığın sebebi ne ola ki? İnanın bu soru, bizim olduğu kadar Bora’nın da kafasını kurcalıyor. Bir yandan birbirinden lezzetli yiyecekleri mideye indiren kahramanımız bir yandan da ailesinin bu garip davranışına bir anlam yüklemeye çalışıyor. Abur Cubur Canavarı, hoş bir merak unsuruyla daha ilk sayfalarda okuyucuyu kendine çekiyor. Kimisi 3 sayfa, en uzunu 11 sayfa olan 26 bölüme ayrılmış kitap, 28. Sayfadaki “Tuhaf Şey” başlığında gizemini tepe noktasına çıkarıyor ve ardı sıra gelen olaylarla önümüzde çiçek gibi açılıyor.
GERÇEKTEN TUHAF ŞEY!
Bora bir gece uyandığında kendini bir kediye dönüşmüş olarak bulur. Hayır, Gregor Samsa’dan bahsetmiyoruz. Bu bir Kafka romanı değil! Zaten kahramanımızın böceğe dönüşmesine dek daha sırada sivrisinek, kaplan ve kaplumbağa var. Bora’nın geceleri kıtlıktan çıkmış gibi yemesinin sırrı çözüldükten sonra, -çok ipucu verdim ama yine de açık açık yazmayarak sürprizin kremasını sıyırmayı size bırakıyorum. Afiyet olsun- bu yeni ve sıra dışı durumuyla neler yapabileceğine bakıyor. Geceleri başına gelen bu çok acayip hali, belki zor durumdaki sınıf arkadaşını kurtarmak için kullanabilir. Ya da karanlık sokaklarda tehlike yaratan soyguncuları emniyete teslim edebilir. Bora, akşamları abur cubur yeme alışkanlığından anne ve babasına sezdirmeden kurtulurken hem sağlığına hem de insanlara yardım etme şansına kavuşuyor.
DEĞİŞİK BİR “SÜPER KAHRAMAN”
O artık bir çeşit süper kahraman. Ve her süper kahraman gibi, başına gelenleri deli damgası yemeden çevresindekilere ispatlaması çok zor. Bora, yine de deniyor. Dedesinden babasına, babasından da kendisine geçen süper gücünü en yakın arkadaşı Erol’a göstermek için bir hafta sonu onu evinde konuk ediyor. Ama uykucu Erol, arkadaşının başına gelen bu mucizevi değişimi görmek için gözlerini bir türlü açık tutamıyor. Bora, özellikle sınıf arkadaşının başındaki belayı “gece gezmeleri” vasıtasıyla çözünce arkadaşlarına açıklama yapmak zorunda kalıyor. Hikâyede şehrin orta yerindeki bir parkta bir kaplanın saldırısına uğrayan kötü kalpli biri olunca ve bu kaplan sizseniz, -evet siz!- gerçekten sıkı bir açıklamaya ihtiyacınız var demektir.
“BEN BUYUM İŞTE, ANLATTIĞIM GİBİ…”
“Ben kendime güveniyorum ve ne dediğimi biliyorum. Ben buyum işte, anlattığım gibi… Gerçek arkadaşlar birbirlerini yargılamadan oldukları gibi kabul ederler.”
Bana kalırsa, Abur Cubur Canavarı’nın okuyucularına vermek istediği mesaj, kitabın sonundaki bu cümlelerde gizlenmiş. Gerçek, ne kadar alışılmadık, inanılması imkânsız olsa da gerçektir. Ve gerçek arkadaş, her ne olursa olsun, iyi ya da kötü tüm olağanüstü hallerde, arkadaşına koşulsuz inanmalıdır. Erol’un Bora’ya verdiği cevapta olduğu gibi: “Anlattıkların ister düş olsun, ister gerçek, önemi yok. Sana inanıyorum.”
UÇAR MI KAÇAR MI?
Hikâyedeki babaanne ve dedeye de ayrıca değinmek isterim. Bora’nın kafasını kurcalayan gariplikleri çözmek için onlara koşması, bana çok sevimli geldi. Daha kahramanımızın anne ve babası tarafından neden geceleri tıka basa doyurulmadan yatağa gönderilmediği muammasını korurken, babaannenin Bora’nın soran gözlerine daha fazla dayanamayıp dedeyi “Biraz olsun çıtlatsak…” diye iknaya çalışması, dedeninse buna cevap olarak “Sakın ha! Uçar mı kaçar mı, bilemeyiz” demesi, o an bu “uçar mı kaçar mı?”ya anlam veremesek de yüzümüze meraklı bir gülümseme oturtur.
O DA BİR SÜPER KAHRAMAN: AYTÜL AKAL
Kitabın yazarı Aytül Akal, aynı kahramanı Bora gibi bir canavar, sıra dışı bir süper kahraman. Akal’ın süper gücü, çocuk kitapları yazmak. Abur Cubur Canavarı yazarın 154. kitabı! Dile kolay. Şiir türündeki ilk kitabını 1981 yılında yazan Akal’ın ilk çocuk kitabı ise 1991’de okuyucularla buluşmuş. O günden bugüne çocuk edebiyatına sayısız eserler kazandıran yazar, 1995 yılında kurduğu Uçanbalık Yayınları ile bu katkısını yayıncılık alanına da taşımış. Bu çok üretken yazarımızın 50’den fazla kitabı, Almancadan Farsçaya birçok dile çevrilerek dünya çocuklarıyla buluşmuş. Ne mutlu bize ki çocuklarımıza sadece yazdığı hikâyelerini değil hayat hikâyesini de anlatacağımız böyle değerli ve çalışkan yazarlarımız var. Son olarak, kitabın resimlerini çizen Elif Balta Pars ve bu bilgiyi kapağında paylaşan Bilgi Yayınevine özenli çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Bu lezzetli kitabı okurken abur cuburu fazla kaçırmamanız dileğiyle…

Abur Cubur Canavarı Aytül Akal Resimleyen: Elif Balta Pars Bilgi Yayınevi, 151 sayfa

Abur Cubur Canavarı
Aytül Akal
Resimleyen: Elif Balta Pars
Bilgi Yayınevi, 151 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz