İyi Kitap

Kanatlar uçmak içindir!

Savunmasız bir nineciğe kol kanat germek öyle sanıldığı kadar basit değil. Sorumluluk almadan, zaman ayırmadan, önceliklerden feragat etmeden olmuyor. Ama Elias anne-babasının nerede çuvalladığını bildiğinden bu işin üstesinden geliyor…

Yazan: Suzan Geridönmez

Hangi çocuk, uzun dalgalı saçlarıyla tıpkı prensese benzeyen bir anne istemez? Kim, “bilgisayarda çok oyun oynuyorsun!” diye kızmak şöyle dursun, işi bizzat bilgisayar oyunu tasarlamak olan bir babaya burun kıvırır?
Dışarıdan mükemmel görünen aile tablosunun iç yüzünü çok iyi bilen Elias bile, ona gıpta ile bakan arkadaşlarına yüksek sesle itiraz edemiyor. Bazen ne söylerse söylesin dinlenmediğini, anlaşılmadığını, kısacası bu çabaya değmediğini çoktan deneyimlemiş çünkü. İyi ki susmaya niyetli olmayan, kimi zaman sadece karnından konuşan, yeri geldiğinde “Kes-Pis-Kokulu-Sümüklü-Çişli-Mantar-Teke! Yeter be!” diye sövmesini de bilen alçak tonlu bir sesi daha var.
Birçok ödülün sahibi, yazar Iva Procházková’nın Büyükannem Cebimde kitabında bizi daha ilk sayfada karşılayan bu samimi, çıplak çocuk sesi oluyor.
“İnsanın ailesi hava durumuna benziyor. Nasıl olacağını siz belirleyemiyorsunuz. Hoşunuza gitsin gitmesin, kabul edeceksiniz.” diyerek söze giren Elias, bize yalnızlığını ve bıkkınlığını anlatıyor. Çok çalışan, sürekli meslekleriyle meşgul olan annesiyle babasının ona zaman ayırmadığından, sözlerini tutmadıklarından, birlikte yaptıkları planları sürekli ötelediklerinden bahsediyor.
Tavada gizli gizli şeker eritmek türü “yasak ama zevkli” etkinliklere daima hazır bir büyükannesi ya da büyükbabası olsaydı belki de kendini bu kadar berbat hissetmeyecekti. Ama çoğu kişinin çifter çifter sahip olduğu dede ve nine varlığı, Elias’ın ailesinde koca bir sıfıra tekabül ediyor. Ta ki bir gün yine yalnız başına parkta top oynarken tuhaf bir yumurta bulana dek.
Şimdilik, Elias’ın odasına gizlediği yumurtadan bir kuş değil, kanatlı bir ninecik çıktığı sırrını vermekle yetinelim.
Sonrası bir büyüme, olgunlaşma ve bağımsızlaşma hikâyesi. Önce, doğru dürüst yürümesini, yıkanmasını, yemek yemesini bile bilmeyen nineciğin eğitilmesi gerekiyor. Sonra da ona kanatlarını nasıl çırpacağının öğretilmesi. Tabii küçücük, savunmasız bir nineciğe kol kanat germek de öyle sanıldığı kadar basit değil. Sorumluluk almadan, zaman ayırmadan, bunun için kendi önceliklerinden feragat etmeden olmuyor.
Kısacası Elias, kendisini eğlendiren, ona masal okuyan büyükanne özlemini arka plana itip kanatlı nineciğin ihtiyaçlarına eğilmek zorunda kalıyor. Baştaki hayal kırıklığının yerini zaman içinde güçlü bir sevgi alıyor. Elias, üşümesin diye eldiveninin içine soktuğu, hapşırdığında şifalı ot çayları içirdiği nineciğine kısa sürede bağlanıyor.
İkilinin arasındaki bağa bir psikolog fener tutsaydı, belki de Elias’ın nineciğe, eksikliğini duyduğu ilgiyi göstererek kendini tedavi ettiğini söyleyebilirdi. Çünkü yalnızlık çeken bu küçük oğlan, ninecikle girdiği ilişkide sadece ailesinin onu nelerden mahrum bıraktığını dışa vurmakla kalmıyor. Ayrıca annesiyle babasının üstlendikleri sorumluluğun ağırlığını da hissediyor. Omuzlarında bu yükü taşıyan birinin zaman zaman tökezleyebileceğini tecrübe ediyor. En azından parktaki çocuklarla kendini futbol oynamaya kaptırıp da büyükanneyi cebinde unuttuğunu hatırlayınca ufak çaplı bir şok geçiriyor. Unutulmanın ne demek olduğunu çok iyi bildiğinden, saçı başı birbirine karışmış büyükanneden hemen, içtenlikle özür diliyor.
Neyse ki çocuklar, kanatların uçup gitmek için olduğunu pekâlâ bilseler ve bu kanatlanma sürecinde ihtimam görmediklerinde kendilerini çok yalnız hissetseler de hikâyeleri psikolog gözüyle okumazlar.
Büyükannem Cebimde’yi sevmeleri için Elias’la arkadaş olmak için can atmaları, kendilerini onunla özdeşleştirmeleri şart. Sayfaları ardı ardına çevirmeleriyse, “Acaba şu yumurtadan ne çıkacak?” heyecanıyla nefeslerini tutmalarına bağlı. Kitabı sonunu getirmelerinin koşulu da belli: En az kendi babaları kadar düşüncesiz olan şu kaz kafalı, bilgisayar oyunu tasarımcısı adama bir güzel saydıracak, nineciğin laf ebelikleri karşısında kendilerini kahkaha atmaktan alamayacak, baba dersini alıp hatasını anlayınca da derinden bir oh çekecekler.
Ben hem sövdüm hem güldüm hem oh çektim. Kabul, çocuk değilim. Ama çocuk edebiyatına içerden bakan biri olarak bu kitabın Türkçeye kazandırılmasını epeydir iple çekiyordum. Çünkü Büyükannem Cebimde yeterince ilgi görmemekle baş etmek zorunda kalan çocukların iç sesini yakalamakta çok başarılı. Yalnızlıkla sınanan çocuk ruhuna merhem gibi gelecek kadar da şefkat dolu bir hikâye.
Buna rağmen onu orijinal dilinden sonra Türkçe okumaktan biraz korktum. Ya aynı tadı alamaz, derin bir hüznü barındıran hikâyeyi pamuklara sarar gibi masum, tatlı, yer yer çok komik bir dille saran usta yazarın sesini yakalayamazsam?
Ama korktuğum olmadı. Aksine, çok komiğin “çok”unu kesinlikle çevirmen Barış Gönülşen’in yaratıcı seçimlerine borçluyuz. Özellikle bol sözcük oyunlu anlatımda, anlamı vermekle kalmayan, Türkçeye cuk diye oturan buluşları göz doldurucu.
Marion Goedelt’in naif çizimlerinin tamamladığı kitabın tek zayıf yanı redaksiyonun dikkatinden kaçan hatalı noktalama işaretleri kullanımı (örneğin dahi anlamındaki de, da ve ki gibi bağlaçlardan sonra virgül gibi). Virgülün lafı mı olur demeyin, bu kitabı okumayı da kaçırmayın sakın!

Büyükannem Cebimde Iva Procházková Resimleyen: Marion Goedelt Türkçeleştiren: Barış Gönülşen Tudem Yayınları, 160 sayfa

Büyükannem Cebimde
Iva Procházková
Resimleyen: Marion Goedelt
Türkçeleştiren: Barış Gönülşen
Tudem Yayınları, 160 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1966’da Almanya’da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde sürdürdü. Avusturya’da çağdaş kütüphanecilik eğitimi aldı. Geçmişte bir yayınevinde uluslararası ilişkiler sorumlusu olarak çalışan Geridönmez’in çoğu çocuk ve gençlik edebiyatı alanına giren 20’ye yakın kitap çevirisi bulunmaktadır. 2014’de Tarabya Çeviri Teşvik Ödülü’ne layık görülen Geridönmez çocuk ve gençler için hikaye ve roman yazıyor.

Yorum yaz