İyi Kitap

Ben’in Gemisi ölümün ardından yaşanan çarpıcı değişimi, doğan büyük boşluğu, baştan kurulacak yeni bir hayata birlikte nasıl yelken açılabileceğini; hem yetişkinlerin hem çocukların gözünden okuyabileceğimiz, ustaca birleştirilmiş iki düzlemli bir yas hikâyesi.

Yazan: Nuray Gönülşen

Ben’in Gemisi daha başta ismiyle okuru yanıltan bir kitap, zira elimizdeki kitabın kahramanı Ben değil. Hatta Ben hayatta değil. Üstelik bir gemi de aslında ne kadar var, tartışılır. Ben ve Giel iki kardeş ve biz bu iki kardeşten küçük olan Giel’in hikâyesini dinliyoruz.
Ben’in Gemisi, yetişkinlerin üzerine (hele de çocuklarla) pek öyle konuşmak, okumak, görmek, hatta düşünmek dahi istemediği bir konu olan “ölüm” hakkında yazılmış resimli bir çocuk kitabı. Oysa ironik biçimde insan, tüm diğer canlı türlerinden farklı olarak kendi türdeşlerini en çok öldüren varlık! Trafik kazaları, cinayetler, iş cinayetleri, iç savaşlar, savaşlar derken her gün ölüyor-öldürüyoruz ama bunun üzerine konuşmayı hiç “normal” bulmuyoruz. Oysa ölüm hayatımızın “öteki” gerçeği. İçinde “ölüm” geçmeyen çocuk kitapları da bu gerçeği değiştirmiyor. Ölümün kapı komşumuz olduğu bir çağda hepimiz bu gerçekle baş etmenin yollarını arıyoruz. Diğer yandan birbirimizi, kendi türdeşlerimizi bu kadar sık öldürmeseydik bile, ölüm aslında yaşamın bütünleyeni. Ölüm-yaşam ikiliğinde, ölüm de tıpkı yaşam gibi hayatın doğal bir gerçeğiyken, onu yaşamın normal çemberinin dışında saymak ve yokmuş gibi davranmak ne kadar “normal” bir tutum olabilir? Bilindiği üzere “normal” hayatlarımızda birazcık da olsa hayal gücünün vücut bulduğu kişiler, durumlar, olaylar hemen anormallikle, hatta delilikle etiketlenir, ardından da “normale davet” çağrıları birbirini izler. Hepimiz ölüyoruz, hepimiz öleceğiz. İnsanın ancak unutarak başa çıkabildiği bu mutlak gerçekle koyun koyuna yaşamak zorunda olması, insanın normalini az da olsa tersyüz etmez mi?
İşte Koollwijk anlatacağı hikâyenin daha en başında, ilk sayfanın ilk cümlesinden de önce, büyük harflerle attığı başlıkta yanıtı çok da basit olmayan ama cevaplanması gereken bu soruyla çıkıyor okurunun karşısına: “Normal Nedir?”
Kitaba ismini veren Ben’in gemisi, bir evin arka bahçesinde toprağa yerleştirilmiş mavi-beyaz renkli ahşap bir gemi. Ama ne bir oyuncak ne de gerçek bir gemi; sadece normal bir ailenin, zamansız bir şekilde kaybettikleri evlatlarını hatırlamak için elbirliğiyle yaptıkları özel, güzel ve küçük bir mezar taşı. Ahşap mezar taşının altında, bir trafik kazasıyla hayattan koparılmış bir çocuk, Ben yatıyor. Tabii bahçedeki bu küçük ahşap gemiye bakınca, herkes güzel şeyler görmüyor. Orada yatan küçük bir çocuğun varlığı çevredeki diğer insanları rahatsız ediyor. Ölümle yan yana, yüz yüze gelmekten korkan insanlar yüzünden Ben ve Ben’in gemisi “korkunç ve pis” bir şey olarak görülüp evinden, ailesinden uzaklaştırılmak isteniyor. İşin içerisine komşular, sosyal hizmet görevlileri, polisler, mezarlardan sorumlu belediye memurları vs. girse de macera mutlu sonlanıyor.
Ansızın ölen bir çocuğun, bir evladın, bir ağabeyin ardından hayatın gündelik akışı koptuğu yerden, eksikli olarak nasıl devam eder? Bunun hiç kimse için, ne yetişkinler ne çocuklar için kolay bir yolu yok. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, acı veren radikal bir değişim yaşanacaktır. Ben’in Gemisi bu çarpıcı değişimi, doğan büyük boşluğu, baştan kurulacak yeni bir hayata birlikte nasıl yelken açılabileceğine dair hem yetişkinlerin hem çocukların gözünden okuyabileceğimiz ustaca birleştirilmiş iki düzlemli bir yas hikâyesini anlatıyor. Anne-baba düzleminden baktığımızda kaybedilen oğulun anısını canlı tutarak vedalaşmanın sağlanacağı, gerçekçi gözle anlatılan bir yas süreciyle başa çıkma mücadelesinin tanığıyız. Giel’in düzleminden, bir çocuğun gözüyle baktığımızdaysa kendimizi masalsı bir maceranın içinde buluyoruz. Ölen ağabeyin hayalindeki geminin yapılması, tamamlanması ve denize açılması hikâyesi çoğunluğun kabul ettiği “normal” yollardan gerçekleşmiyor. Mademki ölüm çoğunlukça “normal” karşılanmamaktadır, bu özel durumda normal kabul edilenin biraz dışına iyilikle, sevgiyle, hoşgörüyle, sabırla çıkılacaktır.
Ben’in Gemisi, gerçek hayatla fantastik kurgunun durmaksızın çatıştığı ve ortaya komik durumların çıktığı akıcı hikâyesiyle normalin sınırlarını genişletmeyi başarıyor. Mizahi bir üslupla akıp giden hikâyenin zirve yaptığı noktalarda devreye giren Linde Faas’ın coşku verici çizimleri hikâyeyi fantastik görünümüne kavuşturarak ölümü ve hayatı birlikte kucaklamayı kolaylaştırdığı gibi normalleştiriyor.
İlk çocuk kitabı Pire ve Diken’le tanıdığımız yazar Pieter Koolwijk’in, çocuklar için gerçekliğin kıyılarında masalsı dünyalar kurabilme başarısı; hem çocuklar hem yetişkinler için acı veren gerçeklerle başa çıkma yolları açısından hayal gücünün ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Bir çocuğun “harika bir maceraya yelken açma” sözünü yerine getirişi bize masalsı ve anormal gibi görünse de Koolwijk, aslında gayet normal, mizahi bir hikâye anlatıyor. Ele aldığı konu ve bu konuyu anlatış şekli ise pek de normal olmayan, sıra dışı, farklı bir kitap ve yazarla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Erken yaşta ölen çocuklarımıza, yaşanmamış hayatlarının tüm maceralarını borçluyuz. Doğumla ölüm arasında yürürken hiç büyüyemez olan çocukların anısını yaşatmak için onlarla normal gözükmeyen bir maceraya atılmaktan kaçınmıyorsanız, bu kitabı seveceksiniz.

Ben’in Gemisi Pieter Koolwijk Resimleyen: Linde Faas Türkçeleştiren: Erhan Gürer Can Çocuk Yayınları, 64 sayfa

Ben’in Gemisi
Pieter Koolwijk
Resimleyen: Linde Faas
Türkçeleştiren: Erhan Gürer
Can Çocuk Yayınları, 64 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Ölüm ve yaşam arasındaki çizginin yaşam tarafında tesadüf eseri kalıp hayatı yeniden göğüslemekle karşı karşıya kalan fanilerden Nuray Gönülşen, yaşamının bu ikinci şansında yarım kalanı anlamlı şekilde tamamlama çabasını sürdürüyor. 1974 yılında İzmir'de doğan Nuray Gönülşen alternatif muhalif medyada yedi yıl çalıştıktan sonra İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümünden mezun oldu, halen Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Ana Bilim Dalında yüksek lisans yapıyor. Yazı, haber, söyleşi ve izlenimleri çeşitli mecralarda yayınlanan Nuray Gönülşen İstanbul'da yaşıyor ve çocuklar için yazmaktan memnun.

Yorum yaz