İyi Kitap

Uzaklar hiç bu denli yakından vurmamıştı

Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi
İstasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gülemiyorsun
Gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir”. (*)

Yazan: Alev Karakartal

Dünyanın en zengin, en tarifi zor coğrafyalarından birinden bir şair sesleniyor zaman ve mekânın ötesine. Sadece güzel kadınlara değil, memleketine de bir o kadar sevdalı, yaralı bir kalbin çağrısına, bir diğer zedelenmiş ruh yanıt veriyor. Çok uzaklardan, rengârenk örgü giysiler giyen kadınların, kocaman şapkalı adamların yaşadığı, dünyanın tepesinden:
“…bütün ikindilerinde hayatımın,
anlatamam ne kapılar kapandı yüzüme,
ve ruhum yabancı bir şeyle doldu.
kimse gelmedi bugün;
ve çok az öldüm bu ikindi”(**)
Dünya ne kadar küçük ve nasıl da engin, insan denen tür ne muhteşem ve ne denli canavar; bu iki adam yılların ve yolların ötesinde usul usul kanayarak dertleşirken, tanık olmanın acısı da sevinci de bize düşüyor.
İlkinin yazıp çizeni, üzerinde konuşanı bol olduğu ve konumuz da o olmadığı için ikincisiyle tanıştırayım sizi. Çoğunuzun daha önce duymadığını tahmin ettiğim, insanın içini dağlayan sesin sahibiyle; César Vallejo, tam adıyla César Abraham Vallejo Mendoza ile…
İspanyol ve yerli kökenli bir ailenin 11’nci çocuğu olarak Santiago de Chuco’da, 1800’lü yılların sonunda dünyaya gelen Perulu şair ve yazar; Latin Amerika edebiyatında toplumsal değişime sözcülük eden kişi olarak tanınır. Yerli nüfusun uğradığı haksızlıklar ve eziyete küçük yaşlardan itibaren tanık olması, Marksizme ilgi duymasını sağlar. Komünist Partisi’ne üye olur; Paris, ABD ve Sovyetler Birliği’ni ziyaret eder, İç Savaş sırasında gittiği İspanya’da yaşadıklarını satırlarına taşır.
Cezaevi deneyimini, annesinin kaybını ve ülkesindeki zulüm karşısında duyduğu öfkeyi ve melankoliyi, özellikle şiirlerinde yeni türettiği sözcükler ve çarpıcı imgelerle güçlü biçimde okura geçiren Vallejo’nun daha iyi bir geleceğe duyduğu umut ve dayanışmaya olan inancı, ölüm orucuyla hayatına son vermesini yazık ki engelleyemeyecektir.
Elimizdeki kitap; Pako Yunke Okulda, Vallejo’nun, geleneksel bir Peru masalını katı, sert bir gerçeklik atmosferinde yeniden biçimlendirdiği ünlü bir çocuk öyküsü. Nesin Yayınlarından çıkmış. Kapak içinde orijinalinden çevrilip çevrilmediğini belirtilmiyor, ama kıymetli çevirmen, çeviribilim uzmanı Ayşe Nihal Akbulut’un İspanyolcadan aralarında Vallejo’nunkilerin de olduğu çok sayıda eseri Türkçeye kazandırdığını düşünürsek, orijinal metnin kullanıldığını farz etmek yersiz olmaz.
Sarsıcı, kötücül karakterlere sahip, ışığın bir nebze sızabilmek için “ışıküstü” çaba sarf ettiği bir öykü Pako Yunke Okulda. Öyle ki ülkesindeki yayınevi editörlerince “çok üzücü” bulunarak yazıldığı 1931’den 1951’e kadar basılmamış, 1960’lı yıllara kadar da okullarda okutulmasına izin verilmemiş.
Kitaba adını veren kahraman Pako Yunke ile tıpkı yazarın kendisi gibi -ki bazı kaynaklarda bu karakteri kendi çocukluğundan esinlenerek yarattığı belirtiliyor- yerli bir eviçi hizmetlisinin oğlu olarak gönderildiği okulda, ilk gününde tanışıyoruz: “Annesi Pako’yu bırakıp gitti. Pako adım adım avlunun ortasına ilerledi. Elinde kitabı, defteri ve kurşunkalemi vardı. Pako korkuyordu çünkü ilk kez bir okula gidiyordu; daha önce hiç bunca çok çocuğu bir arada görmemişti”. Kısa süre sonra kahramanımızın okula gönderilme nedeninin; çok zengin, çok etkili biri olan patronun, evin beyinin oğluna yani Umberto’ya gidip gelirken eşlik etmesi, okulda onunla oynaması olduğunu öğreniyoruz. O andan itibaren de yalancı, zalim ve şımarık Umberto’nun kahramanımıza yaptığı eziyeti içimiz kıyılarak izliyoruz.
“Evlat olsa sevilmez,” sözünün tipik karşılığı, patron oğlu Umberto; adaletsiz, hakkaniyetsiz, güce tapan öğretmen ve okulundan bir haber ama devranın da nasıl döndüğünü iyi bilen müdürün bir tür distopyaya çevirdiği okulda, özellikle Pako’nun adaşı, sıra arkadaşı Pako Farinya ile birkaç çocuğun cesareti, dayanışması, itirazlarının varlığı gönüllere bir nebze su serpiyor. Bir ışık demetinin karanlığı delmesine izin veriyor, ancak sadece bir nebze… Umberto, Pako’nun sınav kâğıdını çalıp sınıf birincisi olduğunda ve O sessizce gözyaşlarına boğulurken, teskin edici birkaç sayfa daha arıyor gözlerimiz o “nebze”nin hatırına, ama bulamıyoruz.
Pako Yunke Okulda, edebiyat tarihinin çok özel bir figürünün, ucunu iyice sivrilttiği kalemiyle sistemi, düzeni acımasızlıkla sergilediği, alışılmadık bir hikâye. Kırmızı ve siyah ağırlıklı, hikâyenin ruhunu yansıtan desenlerin başarısı için Senta Urgan’a, özenli kapak ve baskı için Nesin Yayınlarına bir selam sarkıtmayı da unutmamalı…
César Vallejo, “Umuttan Söz Etmek İstiyorum” metninde şöyle diyor: “Bu acıyı César Vallejo olarak çekmiyorum. Şu anda ne sanatçı, ne bir insan hatta ne de bir canlı varlık olarak acı çekiyorum. Bu acıyı bir Katolik, bir Muhammedî yahut dinsiz olarak çekmiyorum. Yalnızca acı çekiyorum bugün”.
Umudu yeşertmenin, daha iyisini, adil, hakkaniyetli, özgür ve eşit bir dünya kurmanın bir yolu var mı diye edebiyatı kılavuz edinir mi insan? Neden olmasın? Yasta değil sevinçte, kahır, keder ve hiçlikte değil mavili gülüşlerde buluşacağı günler de gelecektir insan evladının. Mümkünatı yok, öyledir! Umut yoksa çünkü inanç, direnç ille de inat, olmaz; bütün bir mucizeler imkânını ziyan zebil etmenin altından kalkılamaz. Aksi durumda, (uzun süre) uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine bakar (***), yazık olur!
(*)Edip Cansever/Mendilimde Kan Sesleri
(**)C. Vallejo/Agape
(***)F. Nietzsche/İyinin ve Kötünün Ötesinde

ako Yunke Okulda César Vallejo Resimleyen: Senta Urgan Türkçeleştiren: Ayşe Nihal Akbulut Nesin Yayınları, 40 sayfa

Pako Yunke Okulda
César Vallejo
Resimleyen: Senta Urgan
Türkçeleştiren: Ayşe Nihal Akbulut
Nesin Yayınları, 40 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Alev Karakartal Gazeteci. İstanbul’da doğdu, yaşıyor. 8 kardeşin en büyüğü. Kedileri, kitapları, ağaçları, yıldızları ve trenleri seviyor. Bir sonraki yaşamında, bir Rönesans bilim/sanat/teknoloji/mühendislik/mimarlık vb. insanı olmayı umuyor…

Yorum yaz