İyi Kitap

“Hiçbir fikrim yoktu. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Ve bomboş geçmişim bana acı veriyordu.”

Yazan: Safter Korkmaz

Yıllar sonra rastlaştığınız bir ahbabınızla ayaküstü sohbetinizi hayal edin. Neler konuşulur o kısa karşılaşma anlarında? Ahbabınız biraz çeneye kuvvet bir tipse sıra size pek gelmez, anlatır da anlatır; mesleki ya da akademik durumlar, aile, eşler, sevgililer, eski anılar… Ama olur da nihayet sözü size bırakmaya karar verirse o bilindik soruyu atıverir ortaya: “Ya sen? Sen ne yaptın bunca zaman?”
Hepimizin bu soruya verecek pek çok, sıradan yanıtı vardır, öyle değil mi? Élodie Durand’ın Parantez’ini okuyana dek, öyle düşünürdüm. Ama işte Parantez, Durand’ın, bu soruya verdiği, bizi şaşırtan cevap!
2011 yılı “Angoulême Umut Vadeden Genç Sanatçı Ödülü” sahibi kitap, Durand’ın yaşamının bir dönemini çizdiği/anlattığı bir grafik roman. 20’li yaşlarının başında, beyninde bir tümör tespit edilen sanatçı, eserinde hastalık ve tedavi sürecini anlatıyor. Epilepsi krizleri eşliğinde tanıştığı hastalığı kabullenme evresini, zorlu ve uzun bir tedavi dönemi izliyor. Çevresindekileri, yaşadığı yeri, zamanı, kısacası bildiği hemen her şeyi unutması; sürekli uyuyarak ve ilaçlara bağımlı geçirdiği günler; hastalığın kontrol altına alınması ve her şeyi tekrar öğrenme süreci… Tüm bunlar sırasında başta ailesi olmak üzere, çevresiyle olan etkileşimini de aktarmayı ihmal etmiyor anlatıcı. Hastalığının insanlarla ilişkisine etkilerini, yitip giden belleğiyle beraber değişen algısını tüm sarsıcılığıyla tasvir ediyor.

BELLEĞİMİZİN GÜCÜ
Hastalığı atlatmış olan genç kızın, annesine seslenişiyle başlayan anlatı, çoğunlukla karşılıklı bir sohbet akıcılığında sürerken; bazen detaylı tıbbi bilgilere bazen de kahramanımızın iç dünyasına dair ipuçlarına yer veriyor.
Hikâyenin önemli bir bölümü de çizgi roman türünün getirdiği avantajla, birbirini izleyen çizgi bantlarla karşılıklı diyaloglar halinde veriliyor. Böylece okur, süreci ve kahramanları, gerçekçi çizimlerle izleyebiliyor. Olay anlatısına dayalı bant çizimlerin yanı sıra, Durand, duygu dünyasına dair sembolik desenlere de sıkça yer vermiş kitabında. Büyük siyah kafa imgesi gibi…
Tüm bu siyah beyaz çizimler, daha ilk andan itibaren sizi hikâyenin içine çekiveriyor. Şirin, canlı, hoş çizimler değil bahsettiğimiz. Olabildiğince sarsıcı, yer yer siyah hâkimiyetinde, kaotik hatta karamsar çalışmalar bunlar. Aynı, hastalığı süresince kahramanımızın hissettikleri gibi…
Dahası kitabı oluşturan çizimlerin bazılarını, Durand hastalığı sırasında üretmiş. Tümör kaynaklı görme zorlukları da yaşadığı o dönemde yaptığı çizimler, kahramanımızın hissettiği korkunun, çektiği acının ve kendini arayışının iki boyutlu yansımaları sanki. Şöyle tanımlıyor Durand o çizimlerin önemini: “Bu resimleri yapmaya neden ve nasıl başladığımı bilemiyorum. Ne var ki artık onlardan vazgeçemiyorum. Sanırım başıma gelenleri anlamama, sözcükleri bulmama gerçekten yardımcı oluyorlar…”
Ancak şimdiye dek anlattıklarıma bakıp karamsar bir hikâye ile karşı karşıya olduğunuzu düşünmeyin. Duyguları istismar eden, hüzünlü bir klasik “hastalık” anlatısı değil Parantez. Evet, konusunu gerçek yaşamdan alan kitabın, doğası gereği hüzünlü, ağır yanları var. Çizimler bunu daha fazla hissettiriyor size. Ama Élodie Durand’ın yapmak istediği, başka bir şeye işaret etmek. Ve bunu başarıyor da… Kitabın hemen başlarında Luis Buñuel’den yaptığı bir alıntı ile niyetini açık ediyor Durand: “Hafızamız bütünlüğümüz, mantığımız, duygularımız ve hatta eylemimizdir, onsuz bir hiçiz…”
Bizi görünür kılan şeylerin sadece başkalarının algıladıklarından oluşmadığını; eylemlerimizin ve düşüncelerimizin, biz onları hatırladıkça bize ait olduklarını anlatıyor Parantez. Ailemiz, arkadaşlarımız, yaptığımız iş, sosyal yaşantımız… Her şey belleğimizin gücü oranında bizimdir.

AÇ PARANTEZ KAPA PARANTEZ
Kitabın ön kapağında Durand’ı ikiye bölerek açılan dev parantez, arka kapağında diğer yarısını öteleyerek kapanıyor. Bu parantez içi yaşam diliminin gerektirdiği mücadeleyi Durand annesine şöyle özetliyor: “Biliyor musun, anılarımı kabullenmem, anlamam ve yeniden keşfetmem yıllar aldı.”
Anlatıcının başvurduğu iki zamanlı anlatım dili de bu mücadelenin izlerini taşıyor. Durand, hatırlayabildiği sınırlı şeyleri görülen geçmiş zaman kipiyle aktarırken; hatırlayamadığı ve ona anlatılanları öğrenilen geçmiş zaman kipiyle naklediyor. Anlatı boyunca, yer yer belleğinin onu zorladığı, hatta yanılttığı da oluyor. Tam da böylesi anlarda, annesi gibi çevresindeki insanların düzeltici katkısını bant çizimlerdeki diyaloglarla vermeyi tercih etmiş
Durand.
Parantez, küçük yaş grubu okurları zorlayacak bir deneyim. Öte yandan herhangi bir yaş sınırlamasını gerektirecek bir içeriği yok kitabın. Okumak isteyen küçükler de kitabı sevebilirler ama asıl olarak, lise çağından itibaren genç okurların ve elbette yetişkinlerin ilgiyle karşılayacaklarını düşünüyorum. Gençler, ergenlik dönemine ait buhranlarının ve kendini arayış çabalarının sembolik bazı yansılarını bu kitapta bulacaklar.
Bu arada Élodie Durand’ın hastalık dönemine dair, başlıktaki soruya, yani “Ya sen? Sen ne yaptın bunca zaman” sorusuna cevabını da öğreniyoruz kitaptan: “Hiçbir fikrim yoktu. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Ve bomboş geçmişim bana acı veriyordu.”

Parantez Élodie Durand Türkçeleştiren:  Damla Kellecioğlu Desen Yayınları, 224 sayfa

Parantez
Élodie Durand
Türkçeleştiren:
Damla Kellecioğlu
Desen Yayınları, 224 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

İstanbul Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. 1994 yılından bu yana yayıncılık alanında çalışıyor. Pek çok yayınevinde farklı görevlerde bulundu. “Cankurtaran Şövalyeleri İstanbul Dehlizlerinde” adında, Günışığı Kitaplığı’ndan yayınlanmış bir çocuk romanı var. İyi Kitap’ın sorumlu yazı işleri müdürü ve editörü olarak çalışma yaşamına devam ediyor.

Yorum yaz