İyi Kitap

Yalan söylemek aslında kişinin karşısındaki otoriteyi sorgulamadan kabul etmesinden ileri gelir ve kişi, baskı karşısında çözümü yalan söylemekte bulur. Oysa aile ne kadar anlayışlı olursa çocukların dürüstlüğünü kazanmaları o kadar kolay olacaktır.

Yazan: Sanem Erdem

Bir okur olarak çeviri kitapları seviyorum. Bunun nedeni benim bir çevirmen olmam değil. Türkçe yazılmış kitapları yetersiz de bulmuyorum. Farklı kültürleri tanımanın en kolay, en ucuz, en zahmetsiz yolu olduğu için çeviri okumayı seviyorum. Okuduğum özenli bir çeviriyse eğer, kurmaca olsun kurmaca dışı olsun hiç fark etmez; dünyamın genişlediğini, ufkumun açıldığını hissediyorum.
Chiara Lossani’nin Ailede Grev Var adıyla Türkçeleştirilen kitabı da bu tür ufuk açıcı çevirilerden biri. İtalya’da yaşayan 11 yaşındaki bir genç kız adayının, Türkiye’deki yaşıtlarına hem ne kadar çok benzediğini hem de onlardan ne kadar farklı olduğunu görme imkânı sağlıyor.
Söz konusu kızımızın adı Stella ve ailesinin tek çocuğu. Ailesinin ona sormadan başka bir mahalledeki bir eve taşınmalarına bozulup grev yapma kararı alıyor. Bu grev süresince onlarla ilişkisini en düşük seviyede tutmaya çalışıyor ki anne babası sonunda pes edip eski mahallelerine yeninden taşınsınlar. Ama elbette ailesi onu dinlemiyor. Ancak bu süreçte Stella’ya manevi büyükannesi yardımcı oluyor; hakların nasıl elde edildiğiyle ilgili deneyimlerini paylaşıp bir de sihirli ayakkabı sandığını kullanma izni veriyor. Stella, her bir çift ayakkabının, giyen kişiye farklı şekillerde şans getirdiğine başta inanmasa da büyükannesinin tavsiyesine uyuyor ve her giydiği ayakkabıyla farklı bir maceraya koşuyor.
Ama ne maceralar… Aslında pek sevmediği piyano derslerinin arasında hastanede yatan yeni arkadaşını bir koşu ziyaret edip gelmek, komşuları gözlemek, şüphelendiği kişilerden kaçmak… Bu ziyaretler, gidiş-gelişler sırasında da casus havalarına kapılıp gizli bir organ çetesine dair bilgiler ediniyor.
Ayrıca göçmen arkadaşlarını “altkültür” diye aşağılayan ırkçı matematik öğretmenine kafa tutuyor ve yeni okulunda “sakıncalı” damgasını yiyor. İşin aslını öğrenen anne babasıysa onun bu davranışıyla gurur duyuyor. “Her insan ırkı sınıflandırması uydurmadır,” diyen babaya ne kadar hak versek az.
Onun taleplerini yerine getirmeyen ailesinin yerine yeni bir aile ararken yaşadıklarıysa Stella’yı olgunlaştırıyor. Aşırı disiplinli ailelerden, her şeyi taksitle alan tüketim çılgını ailelere kadar çeşit çeşit aile deniyor. Bu sayede Stella ile biz de ideal aile diye bir şey olmadığının farkına varıyoruz.
Bu süreçte kendini de tanıyor Stella; arkadaşlarının büyüdükçe değiştiğini görüp kendisinin de büyüdüğünü -istemeden de olsa- kabul ediyor. Neyi sevdiğini, neyi sevmediğini öğreniyor ve kendine yeni meşgaleler buluyor.
Bir sinefil olan baba karakteri üzerinden eski-yeni pek çok klasik filme selam gönderiyor yazar. Polisiye filmleri aratmayan macerasında ise Stella elbette babasının ona anlattığı filmlerden etkileniyor. Ben de buradan ergenliğimde seyretmiş olduğum La Boum/Patlarsam Yanarsın filmine selam göndermek isterim. Kahramanlar ve temalar farklı olsalar da genç bir kızın serüvenlerini anlatan, en az bu kitap kadar eğlenceli bir filmdi bu. 11 yaşındaki Stella henüz tam bir genç kız değil, ancak bir iki yıl sonra filmde Sophie Marceau’nun canlandırdığı karaktere benzeyeceğini canlandırdım kafamda.
Gelelim en başta yazdığım, farklı kültürleri tanıma meselesine. Stella aynı bizim gibi çok kültürlü bir ortamda yaşıyor ve aydın görüşlü anne babası sayesinde bu durumu savunuyor. Aydın anne baba, bir arkadaşının “kadife eldivenli diktatör” diye tanımladığı annesi tarafından fazla rahat bulunuyor. 11 yaşındaki kızlarının şehir içinde tek başına seyahat etmesine izin veriyorlar mesela. Oysa Stella’nın yaşıtlarının yanında, onlara gidecekleri yere kadar eşlik eden bir büyüğe rastlıyoruz. Ancak Stella’nın bu “serbest dolaşım” hakkını, ailesinden kendi becerileriyle aldığını unutmayalım.
Ailesinin bu rahatlığı Stella’nın onlara karşı daima dürüst olmasına da imkân tanıması, aşırı disiplinli annesine yalanlar söyleyen arkadaşıyla güçlü bir tezat oluşturuyor. Hayatta da böyledir ya, kurallar ve kısıtlamalar çoğaldıkça insanlar bunları aşacak çözümler bulmaya itilir. Yalan söylemek aslında kişinin karşısındaki otoriteyi sorgulamadan kabul etmesinden ileri gelir ve kişi, baskı karşısında çözümü yalan söylemekte bulur. Oysa aile ne kadar anlayışlı olursa çocukların dürüstlüğünü kazanmaları o kadar kolay olacaktır (deneyimle sabittir).
Chiara Lossani, belli ki ilk gençlik çağlarını unutmamış ve kütüphaneciliğin ona sağladığı gözlem yapma imkânıyla erken ergenlik dönemi çocuklarını çok iyi betimlemiş. Okurken ben de ergenlik yıllarıma dönüp kıkır kıkır güldüm. Demet Elkâtip romanı güzel ve akıcı bir Türkçeyle çevirmiş olsa da sırf kitap çabuk bitmesin diye bölüm aralarında mola verdiğimi söylemem gerek. Kitabı, yaşıtları erkekler hakkında dedikodu yaparken aklı hâlâ oyun oynamakta, macera aramakta olan tüm genç kız adaylarına tavsiye ediyorum.
Bir nevi dedektiflik macerası anlatmasına rağmen aslında bir büyüme romanı olan Ailede Grev Var’ın ana çatışmasının Stella’nın aslında ailesiyle değil de kendisiyle, büyümek ve değişimle olan kavgası olduğunu söyleyebilirim. Umarım bu güzel kitabın devamı yazılır ve biraz daha büyümüş Stella’yı ve ergenliğin can yakıcı sancılarına bulduğu eğlenceli çözümlerini okuruz.

Ailede Grev Var Chiara Lossani Türkçeleştiren: Demet Elkâtip Günışığı Kitaplığı, 224 sayfa

Ailede Grev Var
Chiara Lossani
Türkçeleştiren: Demet Elkâtip
Günışığı Kitaplığı, 224 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1979 yılında Bursa'da doğdu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nden mezun olduktan sonra çeşitli yayınevleri için çeviriler yaptı. Bağımsız olarak çevirmenlik yapmaktadır.

Yorum yaz