İyi Kitap

Pazarları Beni Çok Öp Anne, küresel ekonominin talepleriyle dönüşen yerel kültürler, yaşamlar, üretim biçimleri, insan ve tabiat üzerine incelikli tasvirler içeriyor.

Yazan: Mehmet Erkurt

Biz yetişkinler bazen tuhaflaşırız. Çocukları, “yetişkin” sandığımız dertlerimizden ve hayatlarımızdan uzak tutabileceğimizi zannederiz mesela. Çocuk “çocuk dünyasında” kalsın isteriz, öyle bir dünya varmış gibi. Hele de aile içinde boşanma, hastalık, kayıp gibi çocuğa doğrudan dokunan konular varsa sessizliği daha çok arzularız. Tuhaf olan ise bu arzumuz değildir, çünkü gerçekten zordur bu cevapları vermek. Hassasiyet ve incelik gerektirir. Bazen de uzmanlık. Tuhaf olan, çocuğu bu dertlerden ayrı tutabileceğimize, çocuğun da bu dertlerden azade bir düşünce ve duygu yapısı kurgulayabileceğine kendimizi yer yer inandırmamızdır. Oysa “yetişkin” yaşamlarımız çocuğun yalnızca gözlemlediği değil, paylaştığı yaşamlardır da. Çocuk o yaşamların izleyicisi değil, aktörlerinden biridir. Tıpkı şimdi tanışacağımız Tina gibi…
Sorma neden
Tina beş yaşında. Arjantin’de, Aldao’nun yetmiş kilometre yakınlarında bir kasabada, babası Carlos ve babaannesi Herminia’yla, küçük bir evde yaşıyor. Down sendromlu erkek kardeşi Pedro da annesi Sylvia’yla, hemen komşu kasabada. Parçalanmış bir aile bu. Ama birlikteliğin ve yoldaşlığın bir şekilde hüküm sürdüğü aşikâr. Anne ve babanın pazar günleri çocuklarla birlikte bir araya gelmesi, aralarında süregiden sevgi ve dostluktan mı kaynaklı, yoksa down sendromlu bir çocuğun, sorumluluk paylaşımını gerekli kılan varlığından mı? Ne Tina biliyor bunun cevabını ne de biz.
Tina, anne ve babasının bu ayrı yaşama halini zaten hiç anlamıyor. Birbirlerine gösterdikleri tüm sıcaklığa ve ilgiyle, sevgiyle geçen pazar günlerine rağmen niçin inatla haftada bir gün buluştuklarını çözemiyor. Hangi gerekçenin kendisini kardeşinden kopardığına akıl erdiremiyor. Çünkü kimse onunla bu ayrılık halinin nedenleri üzerine konuşmuyor. Anne, baba,
büyükanne sorular doğuracak her türlü buluşmayı öteliyor. Sertlikle değil, masallarla, çikolatayla, günü geçirecek güzel önerilerle ve “büyüdüğünde” gibi vaatlerle. Tina genelde kendini bu anların ve önerilerin güzelliğine kaptırsa da bazen sorularında diretiyor. Üstelik bu soruları daha sık sormasına yol açan bir unsur da var şimdi hayatında: Bir arkadaş ve onun ailesi.
Diğer hayatlar
Tina’nın babası ve babaannesiyle yaşadığı evin yanına bir aile taşınıyor. Bu yeni komşuların Carlota adında, Tina’yla aynı yaşta bir de kızları var. Günün kreş dışında saatlerini, geceleri aynı odada uyuduğu babaannesiyle geçiren Tina için harika bir arkadaşlığın başlangıcı demek bu. Carlota’yla anlık ve nadir sürtüşmeler dışında sorunsuzca vakit geçiriyorlar.
Carlota annesi ve babasıyla birlikte yaşadığı için, Tina’nın gözünde şanslı bir kız. Onu kıskanmıyor Tina ama iki hayatı karşılaştırmaktan, hayatına ilişkin yeni sorular sormaktan da kendini alamıyor. Annesi Sylvia’yı ve çocukluğunu düşünüyor. Sylvia, annesi yani Tina’nın anneannesi tarafından çok küçük yaşta terk edilmiş. Buna rağmen, Tina’ya annesinin adını, “Ernestina”yı vermiş. Ama Tina annesindeki o bitmez hüznün, sessizliğin, camdan dışarı bakarkenki durgunluğun farkında. Kim bilir, belki de Ernestina ismini reddedip Tina’da ısrar etmesinde bu farkındalığın da etkisi vardır.
Tina günden güne daha çok düşünüyor. Erkek kardeşi Pedro’nun “durumu” yüzünden annesinin onlardan ayrı yaşadığına dair ara ara önüne sürülen argüman artık ona eskisi kadar ikna edici gelmiyor. Bu kuşkulara bir de Pedro’nun sürpriz bir şekilde kalp ameliyatına alınması eşlik ediyor. Ameliyat ve nekahet günlerinde bu kez hem annesinden hem de babasından iyice uzak kalınca, Tina, belki de ilk kez kardeşi Pedro’dan uzak tutulduğu hissine kapılıyor ve daha önce göstermediği direnci, kararlılığı, netliği gösteriyor: Tina, kardeşiyle daha çok zaman geçirmek istiyor ve yetişkinlerin sessiz, dile getirilmemiş kaygılarının buna engel oluşturmasını kabul etmiyor.
Ailedeki ilişkilerin ne yöne evrileceğini hiçbirimiz bilemesek de Tina büyüdükçe, kardeşiyle kurduğu dostluk ve günden güne berraklaşan soruları sayesinde, aile içinde çok daha rahat, ikirciksiz bir iletişimin hayata geçeceği açık.
Dünya çocuk edebiyatının en prestijli ödüllerinden Hans Christian Andersen Ödülü’ne 2012’de değer görülen Arjantinli yazar, şair María Teresa Andruetto’nun yazdığı Pazarları Beni Çok Öp Anne, aynı zamanda küresel ekonominin talepleriyle dönüşen yerel kültürler, yaşamlar, üretim biçimleri, insan ve tabiat üzerine incelikli tasvirler içeriyor. Gazeteci, yazar Zekine Türkeri, çevirisinde bazı terimleri kaynak dilinde koruyarak, okuru Güney Amerika’ya yakınlaştırıyor. Ege Karadayı’nın karakalem desenlerindeki üslup ve karakterler için seçtiği ifadeler, kitabın duygusundaki sükûnete aynı dinginlikle eşlik ediyor.
Pazarları Beni Çok Öp Anne, Vapur Yayınlarının ilk çocuk kitaplarından. Kitabın sonraki baskıları için bir küçük öneri, bazı söz dizilimlerinin anlam ikiliğine yol açmayacak şekilde yeniden gözden geçirilmesi olabilir. Desenlere, özellikle metin içi yerleşimlerde biraz daha alan açılması da görsel çekiciliği artıracaktır.

Pazarları Beni Çok Öp Anne María Teresa Andruetto Resimleyen: Ege Karadayı Türkçeleştiren: Zekine Türkeri Vapur Yayınları, 68 sayfa

Pazarları Beni Çok Öp Anne
María Teresa Andruetto
Resimleyen: Ege Karadayı
Türkçeleştiren: Zekine Türkeri
Vapur Yayınları, 68 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1983’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ardından, Günışığı Kitaplığı’nda, basınla ilişkiler, sosyal medya ve tanıtım içerikleri üzerine yoğunlaştıktan sonra, yayınevinin gençlik kitapları markası ON8’in editörlüğünü üstlendi. Fransızca’dan roman çevirileri yaptı. Bugün, yayıncılığa Can Çocuk’ta editör olarak devam ediyor ve Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde yıllardır geciktirdiği yüksek lisans tezini yazıyor. Çevirmenliği sürdürürken, sivil toplum çalışmalarından da kopmamaya çalışıyor. Kitaplar üzerine yazsa da, en çok okumayı tercih ediyor.

1 Comment

  1. sevtap 10 Mayıs 2017 at 21:20

    Merhaba,
    Kitabı okuduğum hatta ikinci kez okuduğumda düşündüklerimi o kadar net anlatmışsınız …
    Ayrıca ,yetişkinlerin çocukları bu konulardan adeta yokmuşcasına uzak tutma hallerine karşı ve ( nedendir
    bilinmez), öğretmenlerin(bir öğretmen olarak) ve okul yönetimlerinin boşanma,engellilik,ölüm gibi konuları içeren yayınlara uzak durdukları ortamda yayınevinin bu cesaretini de saygıyla karşılıyorum.Tabi ki işlenmesi ,irdelenmesi zor ve konuşulması bilgi birikimi isteyen konular.Ama anlamlı ellerde değer bulacaktır.
    Kitabın çizeri ile ilgili olarak yaptığınız yorum da çok hoşuma gitti. Ayrı bir değer katıyorlar hele ki karakterlerle bütünleşince. Çocuklar da bunun farkındalar.
    Öncelikle bir öğretmen olarak incelemelerinizi severek takip ediyorum.
    Kaleminize sevgiler,
    Kıymetle…
    Sevtap Karadayı

Yorum yaz