İyi Kitap

Ben olsaydım, masalları çocuğuma okurken biraz bozar, annelerle babaların yerini değiştirirdim sanırım. Anneleri işe gönderir, babalara yemek, temizlik yaptırırdım mesela.…

Yazan: Alev Karakartal

Hayal kurmaya ilk başladığınız zamanları hatırlıyor musunuz? Kaç yaşındaydınız? Kimin/neyin hayalini kurmuştunuz? Hangi ihtiyacınıza karşılık gelmişti kurduğunuz hayaller?
Ben hatırlıyorum. Henüz 2-3 yaşlarımdayken, babaannem küçük bir kara kediyle ilgili bir masala başlamıştı: Gece’nin Maceraları. Sık sık havale geçiren bir çocuktum, geceleri sıkıntıyla uyanır, uzun saatler uyuyamazdım. O uzun karanlık gecelerde başlayan masal, okula başlayana, hatta ilkokulun ilk sınıflarına kadar sürdü. Babaannemin uydurduğu bir kediydi Gece. Özgür, inatçı, birazcık dikkafalı, dünyayı hatta uzayı gezen, ayılarla, penguenlerle, Kızılderililerle ve dev ağaçlarla arkadaş olan, küçük bir kız kedi.
Ben Gece’yle birlikte büyüdüm; bir şeyleri başarma, öğrenme, sevme ve sevilme, güven, bir yerlere, birine ait olma, değiştirme ihtiyaçlarımı, soru sormayı, dinlemeyi, tartışmayı, sohbet etmeyi, sorun çözmeyi, kendimi ve diğerlerini onunla birlikte çıktığım maceralarda öğrendim. En çok da hayal kurmayı… Hayal kurmak öğrenilebilirmiş, önce onu öğrenince sonrası kolaymış, gördüm, bildim. Gece’yle birlikte yaşadığımız dünyayı nasıl değiştirdiğimizi bilseniz şaşarsınız. Küçücük aklımın yaratıcılığına dönüp baktığımda bugün bile hayret ediyorum. Gece’nin Maceralarını çok sayıda ve çok çeşitli masal kitapları izledi. En sonunda da kendi masalımı yazmaya başladım, hâlâ silip bozarak ama vazgeçmeden sürdürdüğüm. Sonra işte, ben oldum.
Masal dinlemek bir çocuk için neden önemlidir sorusuna pedagogların bir dizi yanıtı var: Çocuk kendi kültürü ve başkaları hakkında bilgi sahibi olur, sözel yeterliliğini artırır, dinleme becerilerini geliştirir, hafızası gelişir, ufku genişler, akademik öğrenmeyi kolaylaştırır, yaratıcılık ve hayal gücünü teşvik eder vs. vs. Haksız değiller, öyledir de. Benim yanıtımsa biraz daha basit, daha sade. Masal dinlemek, küçük bir memeli yavrusundan insan çıkarır ya da insan adayını insan eder.
Şimdi elimde yazmaya da okumaya da epeydir ara verdiğim masalların dünyasından bir örnek var: Uyku Masalları. Yapı Kredi Yayınlarından. Uykudan hemen önce, çocuklarınıza okuyabileceğiniz, kısa, küçük ve sevimli 18 masaldan oluşan bir derleme. Her birini ayrı bir yazarın yazdığı yeni, özgün masallara yine 18 ayrı çizer hayat vermiş. Uykusu gelmeyen, uyumak istemeyen çocuklar, uyumadan önce yapması gereken işleri olan fareler, bir türlü yorulmayan tavşanlar, yorgun timsahlar, karanlıktan korkanlar, yatağında rahatsız edilenler ve daha neler… Günün en güzel saatlerinde, ebeveyninin gözleri mahmur evladıyla birlikte uzandığı yatağında, uykuya dalmadan hemen önce bir solukta okunacak; rengârenk çizimlerin çağırdığı yeni hikâyeler üzerine birlikte hayal kurabilmenize olanak sağlayacak masallar.
Ancak, masalların tatlılığına, desenlerin şirinliğine rağmen neredeyse bütün masallarda göze çarpan bir durum var ki insanı, hatta okuma şansları olsaydı tavşanı, ayıyı, fili ve timsahı gücendirmeden, canını sıkmadan kitabın kapağını kapatmayı engelliyor. Bütün sevimliliğine karşın, bu kitap ne yazık ki öyle cinsiyetçi, kadına ve kitap özelinde “dişi”ye karşı o kadar “negatif ayrımcı” ki insan, yazarlarının ve çizerlerinin çoğunun kadın olduğuna inanamıyor. Her masal bir aileye gönderme yapmasına karşın, ortada pek baba/erkek figürü göremiyoruz misal. İnsan ya da hayvan, çocuklarıyla ilişki kuran, onlara hikâyeler anlatan, diğer zamanlardaysa tüm işleri yapan, yorgunluktan bitap düşen anne figürleriyle dolu Uyku Masalları. Tipik çocuğu/ailesi için saçını süpürge eden anneler bunlar. Çocuklarının her türlü ihtiyacını tek başına gidermenin, onları korumanın ve kollamanın dışında, babanın da hizmetini gören, evlerini ve aslında hayatı tek başına çekip çevirmeye çalışan anneler. Birkaç masalda rastlayabildiğimiz babalarsa, ya masa başında çalışıyor ya sadece horul horul uyuyor ya da küçük, gürültüsüz adımlarla onu takip eden eşinin “önünde” pat pat pat, gürültülü ayak sesleriyle yürümekten başka bir işe yaramıyor. Anneye yemek tarifleri kitabı, küçük nakış makası yakıştırılırken, babanın pipoyla simgelenmesi de yeni masallar yazan, modern zamanlar kadınlarına hiç ama hiç yakışmıyor. Çok uzun zaman önce çocukluk arkadaşım olan Gece’yi düşünüyorum masalları bir bir okurken. “Kız başına” ortalığı hallaç pamuğu gibi atmasını, cesaretini, gücünü, erkek kediler ve tavşanlar ve köpekler ve insanlarla başa çıkma kabiliyetini. Ve tanıdığım en şahane kadını, babaannemi minnet duyarak hatırlıyorum bir daha. Gece üzerinden bana, “Gece ya da gündüz sokaklar senindir, korkma. Oku, meslek sahibi ol. Kocan ya da baban bile olsa, kimsenin ardından küçük adımlarla yürüme” diyen kadını…
Ben olsaydım, masalları çocuğuma okurken biraz bozar, annelerle babaların yerini değiştirirdim sanırım. Belki daha çok sayıda ve annenin yanında, onunla işbölümü yapan babalar eklerdim bir yerlere. Anneleri işe gönderir, babalara yemek, temizlik yaptırırdım mesela. “Masallar, insan adayını insan eder” ya hani, çocuğumla birlikte masala masal katar, birlikte kurduğumuz hayalin evladımın gerçeğine dönüşmesine destek olurdum.
Yine de belki bir son söz olarak YKY’nin iyi iş çıkardığını kabul etmeli. Tertemiz bir baskı, başarılı çeviri, iyi işçilik. Bir sonraki kitapta, daha eşitlikçi, adaletli ve hakkaniyetli bir dünyaya açılan masalları okumak dileğiyle: Yapı Kredi Yayınları iyi uykular diler…

Uyku Masalları Kolektif Türkçeleştiren: Şilan Evirgen Yapı Kredi Yayınları, 130 sayfa

Uyku Masalları
Kolektif
Türkçeleştiren: Şilan Evirgen
Yapı Kredi Yayınları, 130 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Alev Karakartal Gazeteci. İstanbul’da doğdu, yaşıyor. 8 kardeşin en büyüğü. Kedileri, kitapları, ağaçları, yıldızları ve trenleri seviyor. Bir sonraki yaşamında, bir Rönesans bilim/sanat/teknoloji/mühendislik/mimarlık vb. insanı olmayı umuyor…

Yorum yaz