İyi Kitap

Maupassant’ın dünyası tıpkı Jules Verne ve Edgar Allan Poe eserlerinde olduğu gibi, okurken bir sinema filminin içine girdiğinizi hissettiren güçlü bir görsellikle doludur.

Yazan: Nilay Kaya

Eğitim sistemimizin edebiyat müfredatında; Türk öykücülüğünde “olay öyküsü”nün öncüsü Ömer Seyfettin, “durum-kesit öyküsü”nün öncüsü ise Sait Faik olarak öğretilir. Bu yerleşik tutumun Batı edebiyatındaki karşılığı olarak; “olay öyküsü” 19. yüzyıl yazarlarından Guy de Maupassant, “durum öyküsü” ise Anton Çehov ile birlikte anılır. Hâlbuki, “olay öyküsü” ve “durum-kesit” öyküsü tanımlamalarının bile aslında son derece akışkan olmaları bir yana, yazarların yapıtlarını belirli etiketlerle sınırlandırmak, hem edebiyattan alınan keyfe hem de sağlıklı bir edebiyat eleştirisine zarar verir niteliktedir. Ömer Seyfettin’in herhangi bir öyküsünde, psikolojik bir durumun, “ânın” anlatılmadığını söylemek ne kadar doğru olur örneğin? Ya da Sait Faik’in bir öyküsü, sadece bireysel bir tahlile, gözleme mi dayanır? Elbette onun öykülerinde de bir “olay” cereyan eder. Nitekim bu tanımlamalar ve kalıp öğretiler genellikle öğrencilerin söz konusu yazarlarla tanışmalarından sonra onları farklı bakış açılarıyla okumalarına, hatta belki de okul sıralarından sonra bir daha hiç okumamalarına neden olur. Bu kıymetli yazarlar ve eserleri, maalesef okul yıllarında edinilen tozlu bilgiler olarak zihin raflarına atılırlar. Bu nedenle, bu yazarların eserlerini gözden geçirilmiş baskılarıyla tekrar okurlarla buluşturmak, hem onlarla yeni tanışacak okurlar hem de onları yeniden keşfedecekler için son derece önemli.
İthaki Yayınları geçtiğimiz günlerde Dünya Klasikleri serisi dahilinde Guy de Maupassant’ın seçme öykülerini, Horla ve Karanlık Öyküler adıyla yayımladı. Titiz bir çeviri ve edisyon örneği olan kitapta yer alan iki önsöz ve bir sonsöz, gerek yazarı tanımak gerekse yapıtlarına yeni bir gözle bakmak için oldukça faydalı. Göktuğ Canbaba’nın kaleme aldığı ikinci önsöz, Maupassant’ın fantastik ve korkuyla kurduğu ilişkiyi, yazarın yaşadığı dönemin ve Paris’in tarihsel ve toplumsal koşulları üzerinden anlamlı kılarak açıklıyor. Hızlı bir sanayileşme ve bilimsel ilerlemenin yaşandığı, biliminsanlarının en çılgın buluşlara imza attığı, bir yandan da spiritizmacılık gibi medyumluk faaliyetlerinin hız kazandığı bu tuhaf dönemde insan zihninin karanlık tarafının da bir o kadar öne çıktığını, “bilinmeyen”in gizeminin Maupassant gibi yazarları nasıl çektiğini anlatıyor. Canbaba, “sanatın özgürce icra edildiği, kibar hanımların beyefendilerin karamel ve parfüm kokulu Arnavut kaldırımlı sokaklarda cirit attığı Paris sokaklarında” Maupassant’ın nasıl sisler, hayaletler, fısıltılar; gaipten gelenlere, ölümden sonra yaşama, soyut varlıklara, uzaya ve buna benzer pek çok gizeme dair insanlığın ilelebet açıklayamayacağı sorular saldığını, keyifle okunan bir üslupla dillendiriyor. Maupassant’ın, tıpkı kurduğu çılgın fantezileri bir müddet sonra bilimsel buluşlara dönüşen Jules Verne gibi, “hayal kurmanın erdemini anlamış ve insanoğlunun uzun yıllardan beri görmemeyi ya da unutmayı seçtiği gizemi, içinde bir çocuk gibi yaşatmış” ölümsüz yazarlardan biri olduğunun hakkını veriyor.
Başta “Horla” olmak üzere, “Hayalet”, “Han”, “Marslı”, “Manyetizma”, “Kesik El” gibi Maupassant’ın 43 yıllık kısa hayatının 13 yıl gibi oldukça kısa bir dönemine sığdırdığı öykülerin yer aldığı bu nitelikli seçki, “insan aklının her şeye muktedir olduğu” inancını ters yüz eden, bunu yaparken de okuyucuyu heyecanla ürperten, korku ve gizemin içine yerleşmiş ince esprilerle gülümseten bir edebi dünya sunuyor. Maupassant’ın dünyası tıpkı Jules Verne ve Edgar Allan Poe eserlerinde olduğu gibi, okurken bir sinema filminin içine girdiğinizi hissettiren güçlü bir görsellikle doludur. Günümüzün Tim Burton gibi sinema yönetmenlerinin, Adams Ailesi gibi korku-komedi dizilerinin, uzay efsanelerini konu alan filmlerin ve kitapların, Neil Gaiman gibi büyümeyen çocuklar ve gençler için yazan yazarların, Maupassant ve onun gibi yazarlardan etkilendiğini düşünmemek elde değil. Derlemeye “Maupassant Okumak İçin Güzel Bir Gün” başlıklı şahane bir sonsöz yazan yazar Doğu Yücel’in çok yerinde bir saptaması var: Maupassant’ın tek marifeti “olay örgüsünü” doğru kurmakmış gibi algılanmamalı. Yarattığı güçlü görselliğin yanı sıra, anlatıcısının okuyucuyla kurduğu samimi ilişki, okuyucuda yarattığı etkili gerilim; empati, korku, tuhaflık, büyülü gerçeklik, bilimkurgu hatta masalla dans etme, tekrar tekrar okuma isteği uyandırma gibi niteliklerin karışımından söz etmeliyiz. Bir tür olarak öykünün uzunluğu dolayısıyla tüm bu nitelikleri aynı anda karşılayabilmek gerçek bir maharet sayılmalı. Üstelik Maupassant’ın karakterleri ve onlara “musallat olan” gizemli varlıklar, sorduğu sorular, davet ettiği maceralar okuyucunun da hayal kapılarını aralıyor. Bazı yazarların eserleri okunduğunda insanda yazma isteği uyandırır. O açılan hayal kapılarından yeni dünyalara varılır. İlham perileri yazarlara musallat olur mu olmaz mı bilinmez ama bazı yazarların bizzat kendilerinin yeni yazarlara ilham perisi olabileceğinin örneklerinden biridir Maupassant. O hâlde Maupassant’la gerçekten tanışmak için güzel bir gün değil mi?

Horla ve Karanlık Öyküler Guy de Maupassant Türkçeleştiren: S. İpek Ortaer Montanari İthaki Yayınları, 288 sayfa

Horla ve Karanlık Öyküler
Guy de Maupassant
Türkçeleştiren:
S. İpek Ortaer Montanari
İthaki Yayınları, 288 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Yorum yaz