İyi Kitap

Hanzade Servi’nin on üçüncü kitabı Hortlaklar Geçidi, rakamın batıl karanlığına uygun gotik unsurlarla bezenmiş, meşum gizemlerle örülü, fantastik bir gerilim romanı.

Yazan: Mehmet Erkurt

Gerilim romanları, gençlik edebiyatının her zaman en çok tercih edilen türleri arasındadır. Hele de inandırıcı bir fantazmayla yoğrulmuş, gerçekçi karakterlerle donatılmış ve nedensellik ilişkileri “harita gibi” örülmüş sağlam bir kurgu dâhilinde kaleme alınmışlarsa, gençler arasında dalga hızıyla yayılmaları işten bile değildir.
Buna karşın, kolay okunmasıyla da tercih edilen bu türün yazımının, okunduğu kadar kolay olmadığı üzerinde durulmaz pek. Benzer anlatım ve kurgu kalıplarının tekrarından ötürü seri üretim yaftası yer, edebiyat çevreleri tarafından sürekli görmezden gelinirler. Gerçekten de şablonların sık sık bire bir kullanıldığı türlerden biridir fantastik gerilim; hele de gençlik edebiyatı bağlamında. Ama biz okuyanlar, şablonlar dâhilinde bile özgün metinlerin yazıldığını, okuma zevkini körükleyecek eserlerin yayımlandığını biliriz. Hanzade Servi’nin bu yazıda söz edeceğimiz on üçüncü kitabı Hortlaklar Geçidi de rakamın batıl karanlığına uygun gotik unsurlarla bezenmiş, meşum gizemlerle örülü, fantastik bir gerilim romanı.

Soğuk bir sise dalar gibi
Kitabın sürprizlerini bozmamak için kimin kim olduğuna pek değinmeyeceğimiz, örnek durumlardan pek söz etmeyeceğimiz bir yazı olacak bu. Ama şurası kesin ki karanlık sırlarla dolu bir ailenin öyküsü, Hortlaklar Geçidi.
Kitap, hikâyenin daha ileri bir noktasından alınmış izlenimi veren bir pasajla başlıyor. Ama bu bir alıntı değil. Tanrısal anlatıcının hâkim olduğu romanda, başkahraman Andaç’ın kendi sesini duyurduğu yegâne kısım. Ardından, Hanzade Servi’nin alıştığımız gençlik sesini duyuyoruz. Yaşıtlarına göre derinlikli, bu yüzden de kaçınılmaz surette sarkastik bir başkarakter olan Andaç’ın, sevgi ve ilgide hem cömert hem de samimi arkadaşı Elvan’la sohbetine tanık oluyoruz. Sosyal medya bağımlısı Elvan’la girizgâh niteliğindeki bu sohbet ve dâhil olduğu ilk bölümde, nasıl bir kurguyla iç içe olacağımızı anlıyoruz. Kitabın kapağının ve girişteki metnin bize vaadettiği gotik gizeme, ilk aşkların, arkadaşlığın, okulun, önyargıların, büyümenin, şarkıları ve dizileriyle popüler kültürün, sosyal medyaya ve iletişime dair toplumsal eleştirilerin eşlik edeceğini anlıyoruz.
Romana hâkim olan gizem, ilk işaretlerini Andaç ailesinden söz ederken veriyor. Annesinin bazı konularda farklı davrandığını öğreniyoruz. Ardından, hiç beklenmedik bir olay yaşanıyor. Andaç, yavru bir kediye araba çarptığını görüp, yavruyu alelacele en yakın veterinere götürüyor. Tam umudunu kesmişken, yavru canlanıyor. Yaşadığı olaya istinaden “Mucize” adını alan kediyle birlikte Andaç’ın evine gittiğimizde, annesi ve babasıyla son derece huzurlu bir ilişki içinde olduğunu anlıyoruz. Ama gece herkes odasına çekildiğinde kulak misafiri olduklarımız, yaklaşan karanlığı haber veriyor: Andaç’ın annesi Nihade’nin bir yere gitmesi gerek ve Andaç’ı oraya götürmeleri mümkün değil. Onu, Kanakar Köyü’ndeki amcası Korkut’a bırakmak zorundalar.
Ne zaman ki Kanakar Köyü’ndeki karların üstünde ilerleyerek Korkut’un malikâneyi andıran evine varıyoruz, gerilim o anda soğuk, sessiz ve kararlı bir sis gibi çevremizi sarmaya, biriken soruların cevaplarını gözlerimizin önünde yutmaya başlıyor.

Derinlik ve nedensellik
Andaç amcasının evine vardığında, annesi ve babasının garip davranışlarına kafa bile yoramadan çok önemli bir sorunla karşılaşıyor: Dışarıyla tüm iletişimi kesiliyor. Ne telefonlar çalışıyor ne de internet. Evde sohbet edecek birileri olsa yine iyi. Amcası Korkut ve evin kâhyası Mimoza Hanım, sessizlik yemini etmiş gibi, caydırıcı ölçüde asık suratlarıyla birkaç kelimeden fazlasını etmiyorlar. Böylece Andaç’ın, bulunduğu yere dair bazı bilgiler edinmesi, meraktan öte bir gereksinime dönüşüyor. Böylece Kanakar Köyü’nün adı kadar uğursuz geçmişinin ailesiyle doğrudan ilişkisine ve tüm bu muğlak senaryo içerisinde kendisinin oynadığı role ilişkin sırlar, önünde uzanan macerayı yavaş yavaş örmeye başlıyor. Ama bu süreçte yalnız değil. Mitolojik değinmeler içeren bu serüvende ona eşlik edecek olan kedisi Mucize’nin, Kanakar’da tanıştığı ve okurda iz bırakacak özellikleriyle Zağnos adlı oğlanın, sınırın ötesinden ona seslenen Perviz’in ve tanışacağı kimi yan karakterin, kendi öyküleriyle bu süreçte önemli rolleri var.
Karanlık ve aydınlık, gerilim ve huzur, tehlike ve güvenlik tezatlarını mekân, karakter ve diyalog üzerinden incelikle işleyen romandaki en önemli sorun, bu türün genelinde görülen temel sorunla aynı: Bilhassa hikâyenin sonlarına doğru hızlanan tempo, bu hıza bağlı olarak yer yer sökülen nedensellik ağı ve aurasını kaybeden gizemli karakterler. Özellikle de romanın başında mekâna ve karakterlere derinlik katan ritim, ikinci yarının ortalarında okuru özden koparmaya başlıyor. Roman boyunca aslını esasını merak ettiğimiz karakterlerle yeterli temasın kurulmaması, olayların merkezindeki Andaç’la onların arasında tatmin edici bir diyaloğun akmaması, anne ve babanın Andaç’a ilişkin verdiği bazı kararların sebebine tam olarak değinmemesi ve Andaç’ın birtakım can alıcı noktalarda “Neden?” sorusunu sormaması, öyküdeki güçlü vaatleri zayıf etkilerle sonuca ulaştırıyor.
Maria Brzozowska’nın yarı soyut, suskun ve tedirgin desenlerinin eşlik ettiği roman, ritim ve nedensellikte zayıflıklar barındırsa da atmosferi ve akıcılığıyla, yaz günlerine buz gibi karın ve “öte taraftan” esen rüzgârın ürpertici hissini bırakacak nitelikte.

Hortlaklar Geçidi Hanzade Servi Resimleyen: Maria Brzozowska Tudem Yayınları, 232 sayfa

Hortlaklar Geçidi
Hanzade Servi
Resimleyen: Maria Brzozowska
Tudem Yayınları, 232 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1983’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ardından, Günışığı Kitaplığı’nda, basınla ilişkiler, sosyal medya ve tanıtım içerikleri üzerine yoğunlaştıktan sonra, yayınevinin gençlik kitapları markası ON8’in editörlüğünü üstlendi. Fransızca’dan roman çevirileri yaptı. Bugün, yayıncılığa Can Çocuk’ta editör olarak devam ediyor ve Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde yıllardır geciktirdiği yüksek lisans tezini yazıyor. Çevirmenliği sürdürürken, sivil toplum çalışmalarından da kopmamaya çalışıyor. Kitaplar üzerine yazsa da, en çok okumayı tercih ediyor.

Yorum yaz