İyi Kitap

Sevim Ak’ın duru dili ve kitabın başkarakteri Melo kadar naif anlatımı bu kurmaca dünyaya çok yakışıyor. Gözde Bitir Tufan’ın kitaba eşlik eden çizimleri, özellikle renkleriyle kitabın düşsel havasıyla uyum içinde…

Yazan: Sanem Erdem

Mutlu diyebileceğim bir çocukluk geçirdiğim için belki de sürekli geriye dönüp o günlerimi ararım. İşim gereği çocuk kitapları üzerinde çalışırken, yetişkin olurum elbette; ama önceliğim söz konusu kitaplar hakkında çocukken ne hissedeceğimi bulmaktır. Bazı kitaplarda bunun için uğraşmaksızın kendimi hop diye geçmişte bulurum, çocuk kitaplarında en sevdiğim şey budur. Edebiyat yaşamında 30. yılını kutlayan Sevim Ak’ın yeni kitabını okurken adeta bir zaman yolculuğu yaşadım, zira Melo bendim!
Peki, kimdir Melo? Kendisine sorsanız hayli yeteneksiz, maymun iştahlı bir kız çocuğudur. Elini attığı her işten hemen bıkar, başarısızlık korkusu yüzünden hiçbir şey yapamaz. Özgüveni, medeni cesareti hiç yoktur. Oysa yapmak istediği öyle çok şey vardır ki… Çeşitli icatlar, ilginç projeler yaptığını hayal eder ama bunlar sadece hayal olarak kalır. Çünkü mahalledeki çocukların en beceriksizi ilan etmiştir kendini. Annesine göre bunun sebebi kendine güvenmemesidir, ona göre Melo, “Elimi hangi işe atsam başarırım,” sözünü içinden kırk kere söylese ortada sorun kalmayacaktır. Anne haksız değil ama özgüven öyle kolay geliştirilmiyor.
Arkadaşlık kurmada da başarılı olduğu söylenemez, ancak ona yaklaşan olursa belki… Ama diğer çocukların yanında Melo kendini “sıcak yaz gecelerinde kola, bacağa ısrarla yapışan ve kovalanan sırnaşık bir sivrisineğe” benzetir bazen, onları rahatsız ettiğini düşünür. Hiçbir çocuk kendini bu kadar değersiz hissetmemeli. Bu kadar özgüvensiz olmasının nedeni diğerlerinden daha farklı olması, onlardan daha yavaş olduğunu düşünmesidir belki de. Çocukluk döneminin en önemli kaygı nedenlerinden olan okul performansı mükemmel olmadığı için kendini başarısız ve beceriksiz bulmaktadır. Oysa ailesi Melo’nun üzerine fazla gitmiyor, onu sürekli eleştirip zorlamıyorlar anladığım kadarıyla. Demek ki mükemmeliyetçilik çekingenlikle birleşince hayat, hele çocuklar için, çekilmez oluyor.
Ama insanlar değişir. Zamanla bazı durumlarda korkuların üzerine titreyen bacaklarla da olsa gidilerek engeller aşılır. Kişi bazen yalnızdır bazen de bakış açısını değiştirecek insanlarla tanışır, tıpkı Melo’da da olduğu gibi.
Bir zamanlar balık kaynayan denize inen Balık Tarlası Sokağı’nda yaşar Melo. Yalnız başına vakit geçirmeyi, denizde tek tük olsa da görülen balıkların yolunu gözlemeyi sever. Bir sabah bir sarman kedinin peşine takılıp girdiği bahçede tekerlekli bir ev görür. Evin sahibi Tisu adında yaşlı bir kadındır. Rengârenk objelerle ve kuklalarla dolu karavanıyla, şefkatli tavırlarıyla Melo’nun kalbini anında kazanır. On parmağında on marifet olan biridir Tisu, bizim Melo’nun aksine. Ona kuklası için kostüm dikmesinde yardımcı olmayı önerir, böylece güzel bir dostluğun tohumları atılır.
Başka başka insanlarla da tanışır Melo. Tisu’nun arkadaşları, mülteci olduklarını anladığımız Aki ve annesi. Kabuğu kırılmaya başladıkça, “Gıcık Üçlü” adını verdiği mahalle arkadaşlarının arkası kesilmeyen projelerine gönülsüzce de olsa dâhil olur; müzik yarışmaları, doğaçlama müzik çalışmaları, oradan da atık malzemelerden müzik aletleri yapmak derken artık çerçöp içinde kalmış denizi temizlemeye kadar giderler. Gök mavisi değil, zehir yeşilidir deniz. Büyük küçük demeden herkes bunun nedenini aramak ve bu sorunu çözüp balıkları geri getirmek için birlik olacak ve mahalle renklere bürünecektir.
Kitap bu noktadan sonra adeta bir rüyaya dönüşüyor. Hayatın bana kazandırdığı karamsarlıkla, mahalledeki dayanışma ruhu Melo’nun düşlerinden mi ibaret yoksa, diye düşünüyorum okurken ve burada yetişkinlerin dünyasına döndüğümü fark ediyorum. Herhangi bir konuda azıcık sesini çıkaranın sorunlardan sorun beğendiği bir ortamda, komşuların birbirlerini ispiyonlamak yerine el ele vermesi gerçekçi gelmiyor. Sonra yine çocukluğuma dönüyorum ve okumuş olduğum kitapları, izlemiş olduğum filmleri hatırlıyorum. Sevgi üzerine, dostluk üzerine, dayanışma üzerine yazılan hikâyelerle beslenen yaşıtlarımı aklıma getiriyorum. Hayat, bu tür kitaplarda okuduğumuz gibi olmadı hiçbir zaman. Ama bu kitaplar bize umut aşıladı. Umut olmadan yaşanır mı?*
Kendi çocukluğumla yaptığım kısa bir fikir alışverişinden sonra çocuk kitaplarının illa gerçekçi olmak gibi bir görevi olduğunu düşünmüyorum. Gerçekçi kitaplar da olmalı elbette, küçük okurların hayatı anlamalarını sağlayan. Ama kendi adıma konuşursam, bana okuma sevgisi aşılayanlar beni mutlu dünyalara götüren, yetişkin gözüyle tekrar baktığımda neredeyse ütopik diyebileceğim kitaplardı.
Sevim Ak’ın duru dili ve kitabın başkarakteri Melo kadar naif anlatımı da bu kurmaca dünyaya çok yakışıyor. Gözde Bitir Tufan’ın kitaba eşlik eden çizimleri, özellikle renkleriyle kitabın düşsel havasıyla uyum içinde. Yazarı önceden tanıyanlar için güzel bir hediye, yazarla yeni tanışacaklar içinse iyi bir başlangıç.
*Umutsuz yaşanmaz.

 

 

 

Melo Sevim Ak Resimleyen: Gözde Bitir Tufan Can Çocuk Yayınları, 152 sayfa

Melo
Sevim Ak
Resimleyen: Gözde Bitir Tufan
Can Çocuk Yayınları, 152 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1979 yılında Bursa'da doğdu. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nden mezun olduktan sonra çeşitli yayınevleri için çeviriler yaptı. Şu anda bir yayınevinde editör olarak çalışmakta ve serbest olarak çeviri yapmaya devam etmektedir.

Yorum yaz