İyi Kitap

Olur mu hiç dört kulak, dön de bu kitaba bak!

“Dokuz yaşına gelene kadar insanlardan uzak yaşadım. Çünkü fazladan iki gözüm ve fazladan iki kulağım vardı. Tabii ben, sebebin bu olduğunu bilmiyordum. Annemle babam, insanların tepkilerinin beni inciteceğinden korkmuştu. Oysa ben, normal bir kız çocuğuyum. Yani olabildiğim kadar normal… Bebeklerimle oynamayı, bahçede kollarımı yanlara açıp kendi etrafımda dönmeyi, şarkı söylemeyi, puding pişirmeyi, annemin gardırobunu karıştırmayı seviyorum.”

Yazan: Cahit Ökmen

Dilem, babasının açık unuttuğu bilgisayarda, kısa bir gezintiyle, fazladan gözleriyle fazladan kulaklarının “süt dişleri gibi sallanıp düşmeyeceklerinin” ayrımına varıverir. O ana dek tüm çocukların kendisi gibi olduğunu, tüm ailelerin onlar gibi yaşadığını sanıyordur oysa. “Her çocuk böyle doğar,” demiştir babası, “büyüdükçe bize benzeyeceksin.” Okuduğu kitaplardaki kendisine benzemeyen çocuk çizimlerini ise ressamların hayal gücüyle açıklamıştır. Sinsi bilgisayar, dokuz yıldır içinde sanal bir yaşam kurulmuş cam küreyi tuzla buz etmiş, anne ve babanın da ona gerçekleri anlatmaktan başka çaresi kalmamıştır. (Romanda bilgisayar ve internet, teknolojiyle küçük yaşlardan itibaren sarmaş dolaş yaşayan çocukların gerçekliğine uygun olarak işlevsel ve olumlu bir biçimde rol alıyor. Çocuklar, romandaki olay örgüsü içinde, kritik noktalarda, romanının seyrini etkileyecek iletişimlerde bunların gücünden doğal ve bilinçli bir biçimde yararlanıyorlar.)
Oldukça şaşırtıcı bir fiziksel farklılığa sahip Dilem’in duyguları; Dilem’in değil ama anne ve babasının (özellikle annenin) bu durumla ilgili yaşadığı çatışmalar ve ruhsal dağılmalar; “normal” insanların “anormalliğe” verdikleri tepkiler romanın başında okurun bir “farklılık ve bu farklılığın getirdiği sorunlarla baş etme” öyküsü okuyacağı izlenimi yaratıyor. Hanzade Servi’nin seyir defterini ürkütücü, gizemli, karanlık ve korkutucu sulara yelken açan bir geminin içinde tuttuğunu bilmeyenler elbette yanılıyorlar bu izlenimle. Üstelik yarattığı mizahla, bu gotik üslup içinde seyir defterini neşeli kenar süsleriyle bezeyen bir yazarla karşı karşıyayız. Hiç tekin olmayan bir “hoptirinam”lık bu. Roman hızla, ürpertici olayların yaşandığı, sırlarla dolu bir dünyanın, bu dünyanın yarattığı gerilimin içine fırlatıyor okuru. Söz konusu “farklılık” olgusu da bu gerilimi besleyen, bu gerilime göre biçimlenmiş, bu gizem dünyasının bir figürü olarak yer alıyor romanda.
Kızının gerçekliğini kabullenemeyen, kızına yönelik tepkilerle duygusal olarak baş edemeyen annenin bir süreliğine evi terk etmesiyle Dilem, babasının eski bir arkadaşının kurduğu, “özel çocukların” gidebildiği Gülüş Gülüş Koleji’ne yatılı olarak veriliyor. Tam bir gizem mekânına düşüyor Dilem: Aniden çalan tiz zil sesiyle bir binadan diğerine koşturan, çocukların “labor” dediği ve konuşmalarının yasak olduğu beyaz gömlekli insanlar… Gece yarısı, kesik kesik duyulan, uluma inilti karışımı sesler… Derslerde yanağı keseli sincaplardan gezegenlikten çıkarılan Plüton’a sıçrayan şenlikli bir “öğretmen”… Okulun bahçesindeki, maviyle yeşil arası büyük kanatları olan, sedefli gibi parlak böcekler… Kaybolan çocuklar…
Burası gerçek bir okul mudur, değilse nedir peki? Okulun gizemiyle, bu okula seçilen çocukların fantastik özellikleri arasında bir bağ var mıdır? Yazar, romanın sonuna kadar, okurun merak duygusunu diri tutmayı beceriyor; ürküterek, ürperterek, zaman zaman neşelendirerek… Dokunaklı yaşantıları da ihmal etmeyerek… Özelliğini açıklayamayacağım Mert’in, Dilem’e bir çubukla dokunuşu örneğin…
Anlatının merkezine gizemli, tekin olmayan olay ve durumlarla bunların okurda yaratacağı merak ve ürpertinin yerleştirilmesi “farklılık olgusu”nun ele alınışında birtakım zorlamalar ve kurguda aksaklıklar yaratıyor. Çocukların önemli bir bölümünün sıra dışı özelliklerinin, ailelerin onları bu özel okula “atmalarının” bir gerekçesi olarak ne kadar ikna edici olduğu gözden kaçırılmalı mı? Okul sahiplerinin dramatik gerçeklikleri sonucu böyle bir yola başvurmaları ve roman boyunca bu tutumun sevimli gösterilmeye çalışılması sorunlu değil mi?
Hanzade Servi’nin tekin olmayan yolculuklarının seyir defteri, yarattığı ürpertici dünyaların aurası, nedensellik zaaflarına rağmen onu çocuk edebiyatı içinde “farklı” ve etkileyici kılıyor.

 

 

 

Dünyanın En Normal Anormaller Okulu Hanzade Servi Altın Kitaplar, 144 sayfa

Dünyanın En Normal
Anormaller Okulu
Hanzade Servi
Altın Kitaplar, 144 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1963 yılında doğdu. ODTÜ Geliştirme Vakfı Okullarında özellikle öğretmen eğitimine yönelik Türkçe ve Edebiyat dersleri koordinatörlüğü yapıyor. 1998 yılında Öteki Yayınları’ndan yayımlanmış “Melankolik Masal” adlı bir şiir kitabı var; 1990 yılında Varlık Dergisi Şiir Başarı Ödülü’nü, 1995 yılında Behçet Aysan Şiir Ödülü’nü, 1998 yılında Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü aldı. Pera adında bir kızı var, Ankara’da yaşıyor.

Yorum yaz