İyi Kitap

Leonardo da Vinci “Ben mi dâhiyim?” diye soruyor, Einstein “Ben hiçbir şey yapmadım!” diye bağırıyor”, Jobs hippi kılığıyla dünyayı etkiliyor. Bu sınıf çok acayip, çok deli, çok dengesiz… Çünkü bütün öğrencileri dâhi!

Yazan: Emel Altay

Domingo Yayınlarının dilimize kazandırdığı Dâhiler Sınıfı, ilk üç kitabıyla raflarda yerini aldı. Zamanın Ötesinde bir Beyin alt başlığıyla Leonardo da Vinci, Sınırsız Deha Einstein ve Bilgisayara Can Veren Adam Steve Jobs, serinin basılan –şimdilik– kitapları. Küçük ebatı, hoş çizimli kapak tasarımları ve içindeki güzel illüstrasyonlarıyla gerçekten albenili bir seriyle karşı karşıyayız. Kitapların hitap ettiği grup 9 yaş ve üzeri olarak belirtilmiş. Kitapların içeriği yer yer gerçekten yetişkin işi kalsa da genel olarak baktığımızda zamanımızın her şeyi bilen çocukları için çok ilham verici ve bilgilendirici olduğunu görüyoruz.

“Okuması kolay, unutması zor”
Serinin böyle bir mottosu var ve bana kalırsa bu iddiasını karşılıyor. Çocukların anlama kapasitesini hafife almadıkları da bir gerçek. Dâhi olmayı allayıp pullamadan, tüm iyi ve kötü yanlarıyla birlikte vermesiyle de sadece bilgi olarak değil gerçekçilikte de iyi bir doz tutturulmuş. Üç kitap da hem biçim hem de içerik olarak özenle hazırlanmış. Bir yetişkin olarak okurken notlar aldığımı ve yeni şeyler öğrendiğimi söyleyebilirim. İlk üç kitaptaki ortaklıklar böyle. Şimdi Steve Jobs ve Einstein kitaplarına kısaca değinip daha çok Leonardo da Vinci kitabının üzerinde durmak istiyorum.

Dâhi Olmanın Acımasızlığı
Steve Jobs, çağdaşımız olması sebebiyle diğer iki dâhiden ayrı değerlendirmemiz gereken bir figür. Yakın zamanda hayatını kaybeden bilgisayar dehası Jobs’un hayatında başarı hep ahlaki sınırın yanında gezinmiş gibi görünüyor. Elbette bir deha, kimsenin düşünemediğini düşünebilen, mükemmeliyetçi, yenilikçi bir yaratıcı. Tıpkı Einstein, Leonardo ve diğer dehalar gibi… Ancak kitapta da sık sık altı çizildiği gibi Jobs’un aydınlık taraflarıyla karanlık yüzü arasında hep bir mücadele var. Ve tüm hikâyeye baktığımızda onu bu müthiş başarılara ulaştıran şeyin hangi taraf olduğunda kararsız kalıyoruz. İş arkadaşlarına ve ailesine kabalaşmaktan çekinmeyen, fikir hırsızlığını yeri geldiğinde mübah sayabilen, dayatmacı bir karakter diye de tanımlayabiliriz onu. Dünyaya ve insanlığa çok değerli buluşlar hediye etmek için gecesini gündüzüne katan, hayallerinin peşinde koşmaktan başka bir şey düşünmeyen bir deha da diyebiliriz pekâlâ. Sanki ikisi de doğru. Kitabın yazarı Pierdomenico Baccalario’nun bu çelişki üzerine doğru mesajlar verme çabası özellikle övgüye değer. Giuseppe Ferrairo’nun çizimleri ise hikâyeye ayrı bir renk katmış.

İnsan kalmak isteyen bir üstinsan
Einstein bir nokta haricinde Jobs ile tamamen farklı bir profil çiziyor. (Zaten dünyaya kattıklarını kıyaslamak mümkün değil.) O benzerlik de bencillik. Einstein, formülleri, kitapları arasında yaşayan biri. Geride kalan her şey onun için ikincil önemde. Ki bu geride kalanlar bazen yıkıcı bir savaş, bir eş ve çocuklar da olabiliyor. Ancak Einstein’da farklı bir insaniyet; yaşama ve insanlara dair büyük bir sevgi göze çarpıyor. Sanki birini ihmal ediyorsa önemsemediği için değil, elinden başka bir şey gelmediği, zihnini formüllerinden koparıp alamadığı için… Gerçek bir dehanın samimi bir içine kapanışı bu. Çılgın savaş yıllarında barış yanlısı kalmaktaki inadı, Nobel ödülünün tamamını eski eşi ve iki çocuğuna göndermesi, gülüşünü ve esprilerini kimseden esirgememesi gibi özellikleri bu samimiyetinin kanıtı. Jobs’un yazarı da olan Baccalario, insanüstü bir zekâya sahip bir dehanın insan kalma çabasını çok güzel hikâyeleştirmiş yine. Not olarak, Giuseppe Ferrairo’nun çizimlerinin de takdire değer olduğunu belirteyim.

“Nasıl yani, ben mi dehayım?”
Serinin basılan ilk kitabını en sona bıraktık: Zamanın Ötesinde Bir Beyin. Bu kitapta, çok güzel bir ironi özellikle dikkat çekici. Da Vinci’nin dünyamızın gördüğü en parlak beyinlerden biri olduğu bir gerçek. Ama bu kitapta sürekli bir “Ben ne yaptım ki?” ruh hâlinde geziniyor. Hatta kendisini hayranlık ve saygıyla selamlayanlara “Nasıl yani, ben mi dehayım?” diye soruyor. Sanat tarihinin en önemli başyapıtlarında imzası olan adam, “Son Akşam Yemeği” için güzel oldu ama yazık ki birkaç yıl içinde yok olup gidecek diye hayıflanıyor. Fresk yapması istendiğinde dehşete düşüyor genelde. Gerçi korkusu boşuna değil, birkaç kez duvarın tepesinden akmaya başlayıp resmi berbat eden boyalar yüzünden işi yarım bırakıp kaçıyor. Zaten kitaptaki hikâyelere bakarsak Leonardo’nun bir işi bitirebilmiş olması mucize! Kitabın tümüne yayılmış insani anlatımın, kitabın öznesiyle, en azından bizim kafamızdaki imgesiyle çatışması çok keyifli ve ilham verici.

“İcatlar budalanın teki olduğumu öğretti”
Da Vinci’nin yazarı Davide Morosinotto ve resimleyen Stefeno Turconi. İkisi de harika bir iş ortaya çıkarmış. Büyük usta da Vinci’nin ailesinden başlayarak çocukluğu ve gençliğini, dehasının farkında olmayan komik hâllerini, Mona Lisa’yı yapışının detaylarını ya da çağdaşı ama kendisinden epey genç Michelango ile kavgalarını çok içten bir anlatımla öğreniyoruz. Da Vinci’nin artık alıştığımız deha portrelerinden çok farklı bir şekilde alçakgönüllü ve arkadaş yanlısı olması da etkileyici. Yine tutkularının peşinden çılgınca gidiyor elbette ama sonuçlarını muhakeme etme ve ders alma, haksız olduğu durumları kabullenme yetisini kaybetmiyor hiçbir zaman. Tıpkı çok acı sonuçlar doğuran uçma deneyi üzerine kendini sorgulaması ve “Yaptığım icatlar bir tek şeyi anlamamı sağlamıştı: aslında hâlâ nasıl budalanın teki olduğumu…” diyebilmesi bu sebepledir.

 

 

 

Dâhiler Sınıfı
Domingo Yayınları, Türkçeleştiren: Kemal Atakay
Leonardo da Vinci – Zamanın Ötesinde Bir Beyin, Davide Morosinotto, Resimleyen: Stefano Turconi, 80 sayfa
Einstein – Sınırsız Deha, Pierdomenico Baccalario, Resimleyen: Giuseppe Ferrario, 80 sayfa
Steve Jobs – Bilgisayara Can Veren Adam, Pierdomenico Baccalario, Resimleyen: Giuseppe Ferrario, 80 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Yorum yaz