İyi Kitap

Başkan Sokrates!, dünden bugüne değişmeyen iktidar ilişkilerini ve kitlelerin iktidara, şefe, lidere karşı pasif, sorgulamaz duruşunu, tüketim kültürüyle hepten uyuşmuş ve körelmiş bakışıyla yüzeysel görkeme teslim oluşunu ele alıyor.

Yazan: Mehmet Erkurt

Metis Yayınlarının 2011’den bu yana yayımladığı “Küçük Filozoflar” dizisi Başkan Sokrates!’le yirmi üç kitaba ulaştı. Dizinin Sokrates üzerine yazılmış dördüncü kitabında, Yan Marchand, Platon’un Gorgias adlı eserinden esinleniyor. Tıpkı Sokrates Karanlıktan Çıkıyor’da olduğu gibi, bu kitapta da Atina sokaklarını terk ediyor, Sokrates’le daha postmodern bir maceraya atılıyoruz. Zaman, günümüz.
Hikâye, cennet ve cehennem tasviriyle başlıyor. Adil olanlar cennete, namıdiğer Mutlular Adası’na, olmayanlar da cehenneme, Tartaros’un zindanlarına gidiyor. Ancak Tartaros’un zindanları dolup taşıyor artık! Çünkü tanrıların yargılama politikası uzun zaman önce değişti. Şöyle ki, başta insanlar tanrıları ihtişamla kandırabiliyordu. “İnsanların ruhlarının, bedenleri ve evleri kadar çirkin olduğunu düşünen” Yunan tanrıları, gösterişe ve şaşaaya kapılıp, üst sosyoekonomik sınıftan insanları, paralarının kaynağını sorgulanmaksızın (ya da bu kaynağı bilip göz yumarak) Mutlular Adası’na gönderiyordu. Ancak hatalı olduklarını, Mutlular Adası yavaş yavaş “haydut yuvasına” dönünce anladılar. “Ruh yalan söylemez: Yaşamın damgalarını taşır,” deyip, insanları ölümden sonra, çıplak ruhlarıyla, en kandırmasız ve debdebeden uzak halleriyle yargılamaya başladılar. Gelin görün ki, mebzul miktarda adaletsiz ruh çıktı karşılarına. Bir süre sonra Tartaros’un zindanları nüfusu kaldıramaz oldu.
Yargıç Minos bu lojistik sorunu çözmek için şöyle bir çözüm öne sürüyor: İnsanları daha adil kılmak. Böylece adaletsiz ruhları azaltmak. Bu görevi de ancak Sokrates’in yerine getirebileceğine inanıyor Minos. Çünkü ona göre Sokrates “en kusursuz ruh.” Kendisine bu öneriyi sunduğunda, Sokrates şunu hatırlatıyor: “Yaşamım her seferinde idamla sonuçlandı. Zehirlendim, yakıldım, asıldım, giyotinle başımı kestiler.” Anlıyoruz ki, ölümünden bu yana geçen iki bin dört yüz yılı aşkın zaman içinde Sokrates, insanlar içlerindeki adaleti bulsun diye farklı çağlarda denemelerde bulunmuş. Artık pek ümidi yok, zira Minos’la, “Elektrikli sandalyenin tadına bakayım istiyorsun şimdi de,” diyerek dalga geçiyor. Ama Minos bu kez farklı bir strateji izleyecek. Sokrates’i dünyaya tek başına değil, Gorgias’la birlikte gönderecek! Eh, denendi ve görüldü, Sokrates’in pratik davranma, imajına dikkat etme ve kitlelere ulaşma konusunda bir halkla ilişkiler uzmanına ihtiyacı olduğu kesin. Buna da ağzı sıkı laf yapan Gorgias’tan daha güçlü bir aday olamaz.
Sokrates’in bütün itirazlarına rağmen, Gorgias zindanlardan çıkarılıyor ve Sokrates’le birlikte günümüze, New York benzeri bir şehre gönderiliyor. Gorgias taktiğe, stratejiye, gerekirse yalana başvuran bir ikna makinesi. Gorgias ondan yöntemini değiştirmesini istiyor. Kitle iletişimini benimsemesini, “diyaloğu” bırakıp “söyleve” geçmesini salık veriyor. Bu da kalabalıklara seslenmek demek. Bunun tek bir yolu olduğunu düşünüyor Gorgias: Başa geçmek. “Demokrasi” anlayışını yaymak için, siyasete girmek ve başkan olmak!
Dizinin, iktidarın kirliliğini en net gösteren kitaplarından biriyle karşı karşıyayız. Kitaptaki cehennem tasvirine baktığımızda, oradaki nüfusun, “ellerindeki güçle en iğrenç suçları işleyen krallar”dan, “ruhları yalanla, ikiyüzlülükle damgalanmış zenginler”den, “dilleri tutulmamış sözlerden hâlâ davul gibi şişkin olan bir sürü siyasetçi”den oluştuğunu görüyoruz. Yani merkezdekiler ve dalkavukları olmak üzere iktidara ait pek çok kişi orada.
İnsanlar mı? Çoğunluğun hâlini, Sokrates akıllı telefon çağının kimseyle ilişki kurmayan insanlarını görünce anlıyoruz. Kendi zamanındaki agoraların alışveriş merkezine döndüğünü, insanların da oraya konuşmak, sorunları çözmek, politik vatandaşlar olmak için değil, satın almak, tüketici bireyler olmak için gittiklerini görüyor Sokrates. Aktif değil, pasif bir var oluşu tercih ettiklerini fark ediyor ve dehşete düşüyor. Hayatlarındaki küçük ayrıntılara dair kararlar vermek dışında şehre, ülkeye ilişkin söz haklarından yararlanmıyorlar. Ve Sokrates tanıdık bir senaryonun içinde buluyor kendini. İllüstrasyonlarda Gorgias’ın gitgide Donald Trump’a benzediği bir senaryo!
Felsefe kitaplarının çocuklar için hazırlanmasının güzel yanı, felsefi öyküleme aracılığıyla topluma, insana ve etiğe dair sorgulamaların didaktizm iticiliğine yol açmadan yapılabilmesi. Dizinin bu kitabı, anlatım ve konuların ele alınışı açısından “çocuğa görelik” sorununu diğer kitaplara göre çözmüş görünüyor. Çünkü felsefe tarihinden ya da filozofun kişisel dünyasından çok, bir mesel üzerinden felsefi sorunun kendisine değiniyor; okura, üzerinde tartışılacak zengin malzeme veriyor.
Başkan Sokrates!, dünden bugüne değişmeyen iktidar ilişkilerini ve kitlelerin iktidara, şefe, lidere karşı pasif, sorgulamaz duruşunu, tüketim kültürüyle hepten uyuşmuş ve körelmiş bakışıyla yüzeysel görkeme teslim oluşunu ele alıyor. Aynı zamanda mutluluk güzellemesi üzerine düşünüp, “Mutlu insan adalet üzerine düşünür mü?” ya da “Mutlu insan bir şeylerin birileri için adil olmayabileceğinden kuşkulanır mı?” diye soruyor. Zamanında tanrılara yakın duran zenginlerin Mutlular Adası’na gidişi de Orta Çağ Avrupası’nda endüljans peşinde koşmalarından ya da bugün iktidara yakın durarak cenneti dünyalarına taşımaya çalışmalarından pek farklı değil. Bu iktidar ve kazanım stratejilerinde en çok kullanılan ve kirletilen kavramın “demokrasi” olması da ne yazık ki yine şaşırtmıyor.

 

 

 

Başkan Sokrates!
Yan Marchand
Resimleyen: Yann Le Bras
Türkçeleştiren: Orçun Türkay
Metis Yayınları, 64 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1983’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ardından, Günışığı Kitaplığı’nda, basınla ilişkiler, sosyal medya ve tanıtım içerikleri üzerine yoğunlaştıktan sonra, yayınevinin gençlik kitapları markası ON8’in editörlüğünü üstlendi. Fransızca’dan roman çevirileri yaptı. Bugün, yayıncılığa Can Çocuk’ta editör olarak devam ediyor ve Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde yıllardır geciktirdiği yüksek lisans tezini yazıyor. Çevirmenliği sürdürürken, sivil toplum çalışmalarından da kopmamaya çalışıyor. Kitaplar üzerine yazsa da, en çok okumayı tercih ediyor.

Yorum yaz