İyi Kitap

Yükte hafif pahada ağır bir Hasan Ali Toptaş kitabı

Hasan Ali Toptaş, okurunu şaşırtan yazarlardan. Siz bir patikada bir karaktere odaklanmış ilerlerken öykü başka bir keçi yoluna sapıyor. Kalakalıyorsunuz bir an şaşkınlıkla. Tıpkı hayatta da kalakaldığınız gibi bazen.

Yazan: Karin Karakaşlı

Müdavimi olduğunuz yazarın kitabı çıktığında, kalbiniz çarpar. Anlattıklarının ötesinde anlatımına hasret kaldığınızı bilirsiniz. Su gibi içmelik diline… Hasan Ali Toptaş’ın edebiyat dünyası, benim için bu yoğunlukta, dinmez bir özlem. Konuyu unutup dilin peşi sıra içinde aktığım eşsiz kâinat. Everest Yayınlarından çıkan, Toptaş’ın Gecenin Gecesi başlıklı yeni öykü kitabını eline almak işte böyle bir sevinç, böyle bir heyecan.
1987’de ilk öykü kitabı Bir Gülüşün Kimliği ve 1990’da ikinci öykü kitabı Yoklar Fısıltısı ile okurla buluşan, Gölgesizler ve Kuşlar Gider Yasına kitapları ile müdavimlerini, hatta müptelalarını yaratan Hasan Ali Toptaş’ın beş hikâyeden oluşan Gecenin Gecesi kitabı, özel baskısıyla dikkat çekiyor. Sarıya, toprak rengine kaçan “kavruk” sayfaları konusuna denk düşen kitabı, daha önce yazarın Gölgesizler romanını sinemaya uyarlayan Ümit Ünal’ın desenleri bütünlemiş. Her öykünün sayfa kenarlarını da süsleyen desen ayrıntılarından oluşan şeritler, adeta beş ayrı çerçeve sunuyor bize. Bu görsel yapısı ve edebiyatın en kıvamlı örneklerinden sayılabilecek bu beş öykü ile Gecenin Gecesi, genç okurları Toptaş ile buluşturmak için çok kıymetli bir fırsat sunuyor. Öte yandan bu incecik kitap içerdiği ağırlıkla her yaştan edebiyatseveri de uzun süre meşgul edecek mıknatıslı bir güce sahip.

Dilde gönüllü kayboluş
Her biri bizi bambaşka dünyalara ışınlayan bu beş öykünün ortak noktası tarifsiz Hasan Ali Toptaş dili olsa gerek. O kadar ki o büyülü dilin içinde gönüllü olarak kaybolurken, konuyu bile unutabiliyor insan bir anlığına. Kaybediş, kök, özgürlük, çocukluk, ev, sürgün gibi ana başlıkları sayabileceğimiz öyküler her seferinde içerdikleri o beklenmedik ayrıntılarla bundan çok daha fazlasını vadediyor.
Hasan Ali Toptaş, okurunu şaşırtan yazarlardan. Siz bir patikada bir karaktere odaklanmış ilerlerken öykü başka bir keçi yoluna sapıyor. Kalakalıyorsunuz bir an şaşkınlıkla. Tıpkı hayatta da kalakaldığınız gibi bazen. Kitabın ilk öyküsü, “Yatak”, anlatıcının çocukluktan yetişkinliğe, yattığı yer yataklarından başlayarak duyuların çağrışımlarına dayanan bir izlek takip ediyor. Çocukluğunun sakız kokan tahtalar üzerine döşeli yer yatağında, o koku eşliğinde sesin neredeyse görünür olduğu, kokuya dokunulabilen bir boyuta havalanıyor: “… insan evin içinde geziniyorum diye, sabahtan akşama dek sakız kokusu gibi gözüken derin bir ormanın uğultuları arasında gezinirdi. Zaman zaman elindeki işten başını kaldırıp azıcık dikkat etse, bu uğultuların içinde ol güneşli yamaçların yeşilliğini bile görebilirdi hatta; yamaçları tırmanıp giden ıslık inceliğindeki patikaları, bu patikalara inmiş bulutları, sağda solda çınlayan börtü böcek seslerini ve bu seslerin gerisinde nemli bir uzaklık haline duran çalılıklarla çalılıkların dibindeki sessizlikleri bile görebilirdi.” Hasır döşeli, beton tabanlı farklı yer yataklarıyla süren bu hayat yolculuğu, yükleri ve hayal kırıklıklarını yün bir yatak gibi sırtlanan noktaya doğru uzanıyor.

Gerçek ile hayalin ortasında
Gerçek ile hayalin bu tuhaf dansı bütün öykülerin ortak noktalarından biri. “Veysel’in Kanatları”nda, yazar bizi bir kasaba kahvehanesinde gece vakti gizlice oynanan kumara dâhil ederken kumar alışkanlığı yüzünden eşinin, çocuğunun yüzüne bakamayacak hâle gelip kahvedeki sandalyelere yüzükoyun yatan İbrahim’e odaklandığımız bir anda bizi akıl almaz bir umut ve çaresizlik girdabında birkaç saat içinde tarlasından evine her şeyini kaybeden Veysel’e yöneltiyor. Dayısının işlettiği kahvehanede ocakta duran bir çocuğun tanıklığı içerisinde ilerleyen öykü, bu denli sert bir gerçekçilikle ilerlerken noktalandığı gerçeküstü sonla bir kez daha yerimize mıhlıyor hepimizi.
Keza “Fotoğraf” adlı öyküde de anlatıcı, eski resim öğretmeninin dedesinin fotoğrafını arayan yönetmen ve kameramanı, öğretmenin kasabadaki evine götürürken, aranılan fotoğraftan öte öğretmen ile öğrencisinin ilişkisine ve öğretmenin kendisi dahil hâlâ hayatta olan bazı kasabalılar için bilimsel yollarla saptayarak hazırladığı, ölecekleri tarihin de yer aldığı mezar taşlarına yöneltiyor.

Grotesk öğeler
Babası tarafından terk edilen Nihat’ın ve annesinin acıdan delirmeye uzanan yolda, zalim bir dünyada verdikleri mücadeleyi gösteren “Nihat” öyküsü de annesizliğinin boşluğunu “cici anne”den doğma üvey kardeşine ettiği eziyetlerle doldurmaya çalışan o çocuğu gördüğümüz “Şeytan Uçurtması” da grotesk öğeleriyle katlanılmaz hayat gerçeklerini en çıplak hâlleriyle gelip yüzümüze çarpıyor.
Dilde ve anlatıdaki ustalığı Yunus Nadi Roman Ödülü, Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü, Orhan Kemal Roman Armağanı, Sedat Simavi Ödülü dâhil pek çok ödülle de taçlanan Hasan Ali Toptaş, çeviriler aracılığıyla farklı dillerde dünya okurunu da büyülemeye devam ediyor.
Ben Bir Gürgen Dalıyım adlı bir çocuk romanı ile minik okurlara selam eden yazarı, gençlerle buluşturmak için Gecenin Gecesi biçilmiş kaftan. Neredeyse zorunluluk olan bir seçim. Ne de olsa yazar, bize en sahici itirafıyla gelmiş anlatıcısının dilinden: “Şimdi sen, öyleyse bütün bunları neden yazdın, diyeceksin belki. Doğrusu, neden yazdığımı ben de bilmiyorum. Demek, yorganı omuzlarıma doğru çekip, bu yatak beni öldürecek dedikten sonra yazının içinde uyuyakalmışım.”
O uykuya eşlik etmek her şeye bedel.

 

 

 

Gecenin Gecesi
Hasan Ali Toptaş
Resimleyen: Ümit Ünal
Everest Yayınları, 88 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Yorum yaz