İyi Kitap

Dilek Sever: “İçinizde bir şüphe varsa, sanmayın, kanmayın, inanmayın”

Elif Şahin Hamidi 4 Şubat 2018 Elif Şahin Hamidi, Röportajlar, Sayı 101 – Şubat 2018 Dilek Sever: “İçinizde bir şüphe varsa, sanmayın, kanmayın, inanmayın” için yorumlar kapalı

Genç yazar Dilek Sever, ilk kitabı Büyük Yarış’ta, acar gazeteci Pırıl aracılığıyla gerçek gazeteciliğin ne olduğunu resmediyor. Sever’in bu heyecanlı hikâyesi, küçük okurlara gazetecilerin nasıl çalıştığı, bir haberin nasıl ortaya çıktığı hakkında önemli ipuçları veriyor ve haber alma özgürlüğünün önemine işaret ediyor. “Haber merak etmekle başlar” diyen Sever ile “Gerçeğin Peşinde” serisinin ilk kitabı Büyük Yarış üzerinden gazeteciliği, dürüst gazeteciliğin sırlarını konuştuk.

Söyleşi: Elif Şahin Hamidi

Radyo ve televizyon programcılığı eğitimi aldığınızı biliyoruz ve ilk kitabınız Büyük Yarış’ta, gerçeğin peşinde koşan acar bir gazeteciyle karşılaşıyoruz. Geleceğin gazetecisi olmayı düşleyen miniklere söz söylemek gibi bir dert de yatıyor mu bu kitabın doğumunda?
Tabii, bu da dertlerimden biri. Gelecekte haberci olmak isteyen çocuklara birkaç tüyo vermek, gazeteciliğin kamu yararına yapılan bir meslek olduğunu anlatmak ve onları gazetecilerin dünyasına biraz yaklaştırmak istedim. Hâliyle kitabı okuduklarında gazetecilerin nasıl çalıştığını, bir haberin hangi şartlarda yazıldığını görecekler. Ama bu hikâyeyi sadece onları düşünerek kurgulamadım. Asıl amacım haber alma özgürlüğünün herkes için ne kadar elzem olduğunu anlatmaktı.

Kitabın kahramanı Pırıl, her daim doğrunun ve gerçeğin peşinden koşan, sürekli sorgulayan bir gazeteci. Sezgileri oldukça kuvvetli olan bu genç gazetecinin, şu üç kelimeyi diline doladığını görüyoruz: “Sanmam, kanmam, inanmam”. Sezgiler ve şüphecilik, gazetecinin gerçeklere ulaşmasında nasıl bir rol oynuyor sizce?
Pırıl’ın içine bir kere şüphe düşmeye görsün, patronu veya başkaları dikkatini dağıtmaya çalışsa da soru sormayı bırakmıyor. Sorular da onu her zaman maceralı yollardan geçirip, gerçeklere götürüyor. Pırıl, duyduklarına hemen ikna olan ve o bilgilerle de yetinen bir gazeteci olsaydı zaten ortada anlatmaya değer bir hikâye olmazdı. Haber merak etmekle başlar. Ancak merak etmek, şüphe duymak ve sorgulamak sadece gazetecilerin sahip olması gereken özellikler değil. Onlar bize bir kapı açar, kapının arkasındaki gerçeklere, ancak hepimiz merak edersek ulaşırız. Pırıl’ın çocuklara söylemek istediği şey de bu. İçinizde bir şüphe varsa, sanmayın, kanmayın, inanmayın.

Bilindiği üzere medyanın çok satmak, çok okunmak, çok izlenmek, çok tıklanmak gibi bir “derdi” var. Pırıl’ın çalıştığı gazetenin hırslı patronunun amacı da gazetesi “Büsbüyük Haberler”i şehrin en çok satan gazetesi yapmak. Gazete patronlarına ve onların amaçlarına, politikalarına rağmen gerçekleri ortaya koyabilmenin yolu nereden geçiyor? Ya da bu hâlâ mümkün mü?
Patronu olan ve hâliyle de şirket gibi yönetilen yayın kuruluşlarında işler gazeteciler açısından hiçbir zaman kolay yürümemiş. Haber yazma sürecinin her anında hissedilen patron baskısını, çıkar ilişkilerini, bürokratik engelleri hikâyemizde de sık sık görüyoruz. Ancak inatçı muhabirlerimiz Pırıl ve Fabo yeri geldiğinde rest çekmekten kaçınmıyorlar. Ne mutlu ki bu karakterlerin oluşumunda fikir edindiğim gerçek gazetecilerin sayısı hiç az değil. İşsiz bırakıldığı gün, evine kapanmak yerine internette bir hesap açıp, haberi kendi takip eden, kendi çeken ve paylaşan gazeteciler bu sorunun bir cevabı. Neden tutuklandıklarını hiç anlayamadığımız ve her savunmalarında gazetecilik dersi veren, sanık kürsüsünün arkasındayken bile doğru sorular sorarak hâlâ haber yapan gazeteciler de bize bir cevap veriyor. Gerçekleri ortaya koymak giderek zorlaşıyor ama mümkün olmadığını söylemek onlara haksızlık olur.

Gazetecinin nasıl bir insan olmayı seçtiği, onun işini nasıl yaptığını ya da yapacağını da belirliyor sanırım. Dürüst olmak, adil olmak, güvenilir olmak gibi etik kişilik özelliklerine sahip bir insan olmakla, işini iyi yapmak arasında nasıl bir ilişki var sizce?
Adil bir esnafla, kurnaz bir esnafın terazisi aynı tartmaz. Kişiliğimiz ve önceliklerimiz sadece işimizi değil, bakışlarımızı, konuşmamızı hatta gülüşümüzü bile şekillendirir. Pırıl ve patronu Kun da tam olarak bu sebeplerden bir türlü anlaşamıyor ve haberlere aynı şekilde bakamıyorlar. İkisi bambaşka özelliklere sahipler. Aralarındaki bu kişilik farkını çocuklara nasıl anlatacağım üzerine epey düşündükten sonra hayalleri kullanmaya karar verdim. Gerçekte de sık sık gördüğümüz gibi, adil olanlar ve olmayanlar asla aynı hayalleri kurmuyorlar.

Gazetecilik mesleğindeki sorunların çözümünde “kişi” olarak gazeteciye düşen görevler nelerdir?
Meslek içi sorunlara gerçek gazetecilerin sebep olduğunu düşünmüyorum. Haberciliğin tüm dünyada geçerli etik kuralları var. Bu kurallara uyan, sahte gerçekler kurgulamayan ve kamu yararını gözeten basın emekçileri zaten işi layıkıyla yapıyor. Hatta çoğu zaman hayatlarını ortaya koyuyorlar. Basın kuruluşlarında tam tersi özelliklere sahip olanları sıkça görür olduk, ancak onların gazeteciliğinden ne kadar bahsedebiliriz bilmiyorum.

Bu meslek, zamanla da yarışılan bir meslek. Ayrıca “haber atlatmak” için rekabetin de yaşandığı bir meslek. Ama Pırıl ve meslektaşı Fabo arasındaki ilişki, yardımlaşmanın ve dayanışmanın önemini bir kez daha fark etmemizi sağlıyor. Dayanışma bağlamında günümüz gazetecilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Artık gazeteciliği konuşurken alt başlıklar açmamız gerekiyor. Tutuklular mı? Dışarıdakiler mi? Çalışanlar mı? Hâl böyle olunca, gazeteci dayanışması dediğimizde gözümüzün önüne haber yaparkenki hâlleri değil, mahkeme salonları geliyor. Neredeyse her gün bir gazetecinin davası görülüyor ve dışarıdaki gazeteciler o salonları boş bırakmıyorlar. Çalışan gazeteciler arasındaysa aşina olduğumuz pek isim kalmadığı için zaten yorum yapamıyorum. Belki de değerlendirilmesi gereken, gazetecilerin mücadelesine gazeteci olmayanların ne kadar destek verdiğidir.

Basın tarihi ne yazık ki haberleri sansüre uğrayan, hapse atılan, işinden edilen ve kimileyin gerçekleri dile getirmenin bedelini canıyla ödeyen gazeteci örnekleriyle dolu. Ama bütün sıkıntı ve zorluklarına rağmen gerçek gazeteciliğin bir hayal olmadığını gösteriyor bu örnekler. Dürüst gazeteci örnekleriyle karşılaştığımız kimi filmler ve edebiyat eserleri de bu umudu pekiştirmeye yarıyor sanki. Ne dersiniz?
Edebiyat ve sinema böyle konuları sever. Gerçekte azalan şeyler hikâyeyi istetir. Onları izlerken, okurken bu yüzden içimiz ısınır. Ama şunu kaçırmayalım, bu hikâyelerin insanları heyecanlandırması zaten başlı başına bir sevinç sebebidir. Çünkü birilerinde hâlâ karşılığı olduğunu gösterir.

Büyük Yarış, “Gerçeklerin Peşinde” başlığını taşıyan serinin ilk kitabı. Kaç kitaplık bir seri olmasını planlıyorsunuz? İkinci kitapta kahramanlarınız nasıl bir maceraya yol alacak? Küçük ipuçları alabilir miyiz?
Seri üç kitaptan oluşacak. Pırıl ve Fabo ilk kitapta sakız dağının tepesindeki patronları Kun’la epey uğraştılar. Sorumsuz bir müdürün bir felakete sebep olmasını engellediler. İtfaiye skandalının ardındaki gerçekleri ortaya çıkardılar. Tabii bir doğum günü partisini mahvetmekle meşgul oldular. İkinci kitapta ise onlara hiç benzemeyen biri aramıza katılacak. Bu yeni karakterle birlikte internetin derinlerine dalıp karanlık bir dünyada epey sörf yapacaklar. Tabii bu sırada, Sonton şehri yeni belediye başkanını arayacak. Yani bir seçim maratonuna giriyoruz. Patron Kun yine var, ondan bir türlü kurtulamıyoruz, ancak bu kez bambaşka bir hâlde karşımıza çıkacak. Çünkü hayalleri de değişmiş olacak.

Kitabın resimlenme sürecinden de bahseder misiniz?
Kitabın çizeri Zeynep Özatalay’la çok yakın arkadaşız. Birlikte bir kitap ortaya koymak hayalimizdi. O yüzden epey mutluyuz. Tabii serinin çizeri olduğu için kendimi şanslı sayıyorum. Onun çizgideki ve çocuk edebiyatındaki tecrübesine çok güveniyorum. Bu yüzden kapağın ve içerideki resimlerin nasıl olacağını neredeyse hiç konuşmadık. Hikâyeyi okudu ve çizmeye başladı. Pırıl ve Fabo’nun şekli şemaili tamamen onun eseridir.

Son olarak, TV yazarlığı ve tiyatro alanında neler oluyor, anlatır mısınız?
TV yazarlığına eskisi kadar yoğun olmasa da devam ediyorum. Bir de tiyatro var tabii. Tito’yla birlikte yazdığımız, “İnternette Tanışan Son Çift” isimli komedi oyunumuz üç sezondur sahnede. Yazdıklarıma gelen tepkiyi son derece gerçek ve hızlı bir şekilde gösterdiğinden olsa gerek tiyatrodan epey keyif alıyorum. Sırada çocuklar için bir oyun var. Onları sahneden de güldürebilecek miyim, merak içindeyim.

Gerçeklerin Peşinde 1 – Büyük Yarış
Dilek Sever
Resimleyen: Zeynep Özatalay
Tudem Yayınları, 112 sayfa

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1979 doğumlu. 1998 yılında Trakya Üniversitesi EMYO Serigrafi bölümünden ve 2004 yılında Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın-Yayın bölümünden mezun oldu. Öğrencilik yıllarından bu yana çeşitli mecralarda muhabir, editör, genel yayın yönetmeni olarak görev yaptı ve “yazma” eylemini hep sürdürdü. Kitap değerlendirme yazıları, yazarlarla yaptığı söyleşiler ve hazırladığı dosya konuları Remzi Kitap Gazetesi, Roman Kahramanları, İyi Kitap, Aydınlık Kitap Eki, Cumhuriyet Kitap Eki, SoL Kitap Eki, Varlık, Tempo Kitap, sabitfikir.com, kulturservisi.com, isimizgucumuzkitap.com gibi farklı mecralarda yayınlandı. 2014 yılında Beta Yayınları tarafından yayımlanan “Sıradışı Uyumsuz Muhalif: Bir Entelektüeli Yitirmek/Vakur Kayador’un Ardından…” isimli kitapta, “Hep Vakur ve Hep Yalnızdı” başlıklı yazısıyla yer aldı. Eylül 2015’te Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İnsan Hakları Yüksek Lisans Programı’na kaydoldu. Ve şimdilerde tezini bitirmeye uğraşıyor. Öte yandan aynı üniversitede, İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde Uzman olarak görev yapıyor. Elbette okuyup yazma işini de bıkmadan usanmadan hala sürdürüyor.