İyi Kitap

Çocuk şiiri… Çocuk oyuncağı!

Şiir dili oluşturulurken verili ve kalıplaşmış olandan yola çıkmanın, dilin olanaklarını göz ardı etmenin çocuk şiirinin en sorunlu alanlarından biri olduğu düşüncesindeyim.

Yazan: Cahit Ökmen

Grafik tasarımı, karton kapağı, kâğıt kalitesi ve kimi zaman bir kuş ansiklopedisinden çıkıp gelmiş etkisi yaratsa da Hande Ünver’in başarılı desenleriyle basımına çok özenilmiş bir şiir kitabı, Sen Kuş Dili Bilir misin?
Kitap iki bölümden oluşmuş: İlk bölümde, kalıplaşmış özelliklerine, yerleşik çağrışımlarına vurgu yapılarak onlarca kuş bir düğüne konuk oluyor. İlk şiir, oldukça dokunaklı son dizeleri, içinde taşıdığı esprili anlamı ve söyleyişiyle söz konusu düğün bağlamından bağımsız, çocuk dünyasını ve duyarlığını karşılayan bir şiir olarak karşımıza çıkıyor. İkinci şiirden sonra düğün bağlamı devreye giriyor. Kitabın ikinci bölümü, “Şiirli Düşler” adını taşıyor ve hayvanlarla, doğayla, çocuk dünyasını kuşatan birtakım nesne ve durumlarla ilgili şiirler yer alıyor bu bölümde.
Kitaptaki kuşlar kalıplaşmış, çok bilindik özelliklerini yineleyerek değil de çocukların içlerindeki kelebekleri, uçurtmaları havalandıran bir dille şakısalarmış keşke diye düşünmeden edemiyorum. Edebiyatın dili, dünyayı heyecan verici bir şekilde yeniden keşfetmenin ayrıntılarıyla, sesleriyle, görüntüleriyle biçimlenir. Dönüştürücü, özgürleştirici estetik hazzın yaratıcılığı çocuk edebiyatından esirgenebilir mi?
“Belki / Bir gökyüzü / Daha var.
Üstümüz masmaviyken / Uyuyor ötekinde / Bulutlar.”1
F. Hüsnü Dağlarca’nın bu dizelerinin düşgücünü nasıl ateşlediğine, alışılmış ve kanıksanmış bir varlık durumunu yepyeni ilişki ağlarıyla birleştirip okuru yeni bir anlam dünyasının içine fırlatışına bakar mısınız? Dizelerdeki dil basit mi? Kesinlikle değil. Yalın mı? Elbette. Her yaştan okurun ilgisini çekebilecek bir yazınsal güç taşıyor mu? Kuşkusuz.
Bir leyleği göçmenliğiyle, bir kartalı krallığıyla (şahin ve atmaca da yaverleri, böylece hiyerarşik bir kategori doğalmışçasına yerleşiveriyor şiirin içine), bir kuğuyu asaletiyle (ki hemen her hayvan bu tür özellikleriyle şiirleştiriliyor) yani salt kalıplaşmış ve kanıksanmış değerler üzerinden ele almak sorunlu bir yaklaşım değil mi? Kitabın ikinci bölümündeki birtakım hayvanlar, doğa ögeleri, nesneler için de çoklukla aynı yaklaşım söz konusu.
İlgi ve gereksinimlerine uygun olarak çocukların dilsel ve görsel algılarını uyarabilme, “çocuğa görelik ilkesi” olarak bilinir. Bu ilgi ve gereksinimlere uygun bir şiir dili oluşturulurken verili ve kalıplaşmış olandan yola çıkmanın, dilin olanaklarını çoklukla göz ardı etmenin (daha da vahimi bu olanakların kullanımının yetişkin edebiyatına özgülenmesinin; “çocuğa görelik”in basit bir söyleyiş ve dil kullanımı olduğu sanısıyla ya da kolaycılığıyla, “yalın” bir şiir dili kurulduğu yanılsamasına düşülmesinin) çocuk şiirinin en sorunlu alanlarından biri olduğu düşüncesindeyim.
Kitaptaki kimi şiirlerde göze çarpan birtakım özensizlikleri de göz ardı etmemek gerekiyor: “Canın çok mu sıkıldı rüzgâr? / Salıncak yapmışsın ağaçları! / Daha sonbahar gelmedi ki / Niye kovalıyorsun / Yemyeşil yaprakları?” Bu şiirin adı “Sıkılgan Rüzgâr”. Canı sıkılmakla, sıkılganlık aynı şey mi?
“Anneler gününde / Bir buket papatya / Verdim anneme. / Gülerek aldı, / Dedi ki / Çam sakızı çoban armağanı / Doğrusu anlamadım, / Buketin içinde boş yere / Sakızları aradım.” (Çam Sakızı) “Çam sakızı çoban armağanı” ifadesi hediye alana kullandırılırsa ortaya verilen hediyeyi küçümseme anlamı çıkmaz mı?
“Dün gece gökyüzünde”, “bu sabah kumda”, “bu sabah gökyüzünde”, “bugünlerde bahçede”, “dün gece düşlerimde”, “dün gece babam bana”, “bu gece gün boyunca”, “geçen gün babam bana”, “dedem dün bana”… Sıraladığım ifadeler azımsanmayacak sayıda şiirin ilk dizesi. Anlatımda bir sıradanlık, tekdüzelik yaratmaz mı bu tutum?
Bu arada özellikle “Kuş Dili”, “Kedim”, “Kardan Adam”, “Şaşkın Balıkçı”, “Sonbahar”, “Yağmur” şiirlerini çocuklara seslenen anlatım özgünlükleriyle ayrı bir yere koymak gerekir. “Bugünlerde bahçede / Bir şenliktir gidiyor, / Yapraklar kuşlarla / Yarışıp duruyor. / Ya bir de yapraklar / Başlarsa şakımaya, / Hangisi yaprak / Hangisi kuş / Aferin anlayana.”
“Karga” şiirinin bir fabl’a, “Ağaçkakan” şiirinin bu kuşun az bilinen bir özelliğine, “Kuğu” şiirinin resim ve müziğe yaptığı göndermelerin, çocuk okurun merak ve ilgisini tetiklemek yönünde bir işlev taşıdığını da söylemek gerekiyor.
Çocukların sınırsız hayal güçlerini, kitabın arka kapak yazısındaki ifadeyle “çocuk ruhunda saklı bir mutlulukla” birleştirip uçurmak, çocuk şiiri estetiğini “çocuk oyuncağı” görmemekten geçiyor…
1 Fazıl Hünü Dağlarca, Kuş Ayak

 

 

 

Sen Kuş Dili Bilir misin?
Nur İçözü
Resimleyen Hande Ünver
Altın Kitaplar, 88 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1963 yılında doğdu. ODTÜ Geliştirme Vakfı Okullarında özellikle öğretmen eğitimine yönelik Türkçe ve Edebiyat dersleri koordinatörlüğü yapıyor. 1998 yılında Öteki Yayınları’ndan yayımlanmış “Melankolik Masal” adlı bir şiir kitabı var; 1990 yılında Varlık Dergisi Şiir Başarı Ödülü’nü, 1995 yılında Behçet Aysan Şiir Ödülü’nü, 1998 yılında Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü aldı. Pera adında bir kızı var, Ankara’da yaşıyor.

Yorum yaz