İyi Kitap

Yüz elbiseli kız

Okula her gün aynı eskimiş, mavi elbiseyle gelen yoksul bir kızın dolabında yüz elbisesi olabilir miydi ki?

Yazan: Doğan Gündüz

Küçük kız, siyah buklelerini savura savura geldi. Elindeki kitabı öğretmene uzattı ve “Hadi, oku,” deyip hemen annesinin kucağına döndü. Öğretmen kitabın kapağını usulca çevirdi. Onu dinlemek için sessizleşen gözlerin önünde, bir an kendini sınıfında, öğrencilerinin karşısındaymış gibi hissetti. Okumaya başladı:
Günlerden pazartesi, Küçük Polonyalı kız Vanda Petronski sırasında yok. Hiç kimse de onun yokluğunun farkında değil, hatta bütün alay ve muzipliklere önayak olan Pegi ve Madlen bile…
Sınıf arkadaşları Pegi ve Madlen’in, arkada sessiz sedası oturan Vanda’yla acımasızca dalga geçtikleri sayfaları okudu. Okudukça kitaba kendini kaptırdı, merakı arttı. Okula her gün aynı eskimiş, mavi elbi-
seyle gelen yoksul bir kızın dolabında yüz elbisesi olabilir miydi ki? Ama Vanda, her sorulduğunda tam yüz tane elbisesi olduğunu söylüyordu. Hepsi de dolabımda dizili diyordu. Zengin Pegi için bundan güzel eğlence olur mu? Madlen’in canı bu alaylardan sıkılsa da Pegi’ye karşı çıkamıyordu. Pegi, her sabah okulun kapısında, Vanda’ya, diğer çocukların da duyması için sesini yükselterek aynı soruyu soruyordu: “Kaç tane elbisen var Vanda?” Yanıt değişmiyordu: “Yüz tane.”
Vanda’nın nasıl yüz tane elbisesinin olduğunun açıklandığı sayfaya gelebilmek için okumasını biraz hızlandırdı. O sırada ortalıkta bir ileri bir geri turlayan sert bakışlı bir kadın, öğretmenin niyetini anlamış gibi,
— Hepsi resim onların öğretmen hanım, hepsi resim. Vanda çok güzel elbise resimleri çiziyor, dedi.
Duvar dibindeki bir yatakta uzanmış, can kulağıyla hikâyeyi dinleyen bir başkası sinirlenerek doğruldu:
— Yine çatladın di mi? Söylemezsen olmaz sanki!
Ortada dolanan yataktakine döndü:
— Kızım, söylediysem n’oldu ki? Hepimiz biliyoruz
bu hikâyeyi. Kim bilir kaç kez okuduk bukleli yavrumuza.
Önündeki boncuklardan tespih dizen yaşlıca bir kadın yataktakinin yeni bir şey söylemesine fırsat vermeden araya girdi. Yakın gözlüklerinin üstünden bakarak:
— Hanımlar, bıkmadınız mı? Her akşam aynı didişme! Susun da öğretmen hanımı dinleyelim.
Bu arada hikâyesi yarım kalan küçük kız da ellerini çırpmaya başladı:
— Oku! Oku! Oku!
Öğretmen kaldığı “Müsabaka” bölümünden okumasına devam etti. Okulda bir resim yarışması yapılıyordu. Yarışmanın konusu kızlar için elbise, oğlanlar için motor çizmekti. Pegi çok güzel resim yaptığından Madlen yarışmayı onun kazanacağını düşünüyordu. Ama müsabaka günü sınıfa girdiklerinde duvarlara asılı yüz tane birbirinden güzel elbise resmi görünce şaşırıyorlardı. Bu resimleri Vanda yapmıştı.
Küçük kız, Vanda’nın yarışmayı kazandığını duyunca heyecanla annesinin kucağından kalktı. Öğretmenin yanına gidip kitaptaki elbise resimlerini gösterdi.
— Bak ne kadar güzel elbiseler, dedi.
Sonra övünerek,
— Benim de tam yirmi altı elbisem var, ama benimkiler böyle resim değil, hepsi gerçek, diye ekledi.
Öğretmen sevecen bir şaşkınlıkla önce kıza sonra annesine baktı. Kız buklesine parmağını dolayarak devam etti:
— Bir tanesi benim, bir tanesi annemin, diğerleri buradaki teyzelerimin. Tam yirmi altı tane elbisem var.
Öğretmen gülümsedi,
— Benimki de senin olsun ister misin? diye sordu.
— İsterim, dedi küçük kız sevinçle. Peşinden, “hadi, oku,” dedi sabırsızlıkla.
Öğretmen yeniden okumaya başladığında bir solukta annesinin kucağına yerleşti.
İlerleyen bölümlerde babası, Vanda’yla alay edilmemesi için kızını ve oğlunu alıp bir başka şehre taşınıyordu. Madlen ve Pegi yaptıkları yanlışlığın farkına varıyor, özür dilemek için Vanda’nın evine gitseler de kimseyi bulamıyorlardı. Baş başa verip Vanda’ya mektup yazıp gönderiyor ama bir yanıt alamıyorlardı.
Öğretmeni dikkatle dinleyen küçük kızın heyecanı sayfalar ilerledikçe uykusuna yenik düştü. Bukleleri annesinin göğsüne dayadığı başından yanaklarına döküldü. Bunu fark eden öğretmen bir an susunca önü perdelenmiş bir yatağın perdesi aralandı. Aralıktan saçları ağarmış genç bir kadın başı çıktı:
— Niye durdunuz, öğretmen hanım? diye sordu merakla.
— Çocuk uyudu, dedi sesini alçaltarak.
— Olsun, siz yine de okuyun, biz dinliyoruz. Ona da ninni gibi gelir.
Kızın annesi “haklı” der gibi başını salladı. Bunun üzerine kitabı yeniden açtı. Daha kısık sesle okuduğu bu bölümde, Vanda’dan mektup geliyor ve sınıfta bıraktığı bütün resimlerini arkadaşlarına hediye ettiğini bildiriyordu. Üstelik resimlerin ikisinde Pegi ve Madlen’in yüzleri resmedilmişti. Ne kadar alay etseler de Vanda’nın onları sevdiği belliydi.
Okudukça sayfalar tek tek azaldı, nihayet son sayfaya, buruk bir arkadaşlık hikâyesini anlatan Yüz Elbiseli Kız’ın son cümlesine geldi:
Madlen, … “Elbette tam yüz tane. Hepsi dolapta dizili,” diyerek ilerleyen Vanda’yı hatırladıkça gözlerine biriken yaşları sildi.
Öğretmen, son satırın hemen altına vurulmuş mavi mührü bir an yadırgasa da hikâyenin bir parçasıymışçasına onu da okudu.
“GÖRÜLDÜ
CEZAEVİ MÜDÜRÜ”
Kitabı kapattı.
Kitap bitince kucağındaki kızını ranzasına yatırmak için ayağa kalkan kadın, inanmaz gözlerle öğretmene sordu:
— Öğretmen hanım, siz gerçekten “çocuklar ölmesin,” dediğiniz için mi buradasınız?
— Evet, dedi öğretmen duyulur duyulmaz bir sesle.
Evetine karşı koğuşta sertçe kapanan demir bir kapının sesi karıştı. Ardından ortalığa isyankâr bir sessizlik çöktü.

Yüz Elbiseli Kız
Eleanor Estes
Türkçeleştiren: Seniye Pakalın
Resimler Louis Slobodkin’in resimlerinden adapte edilmiştir
Amerikan Bord Neşriyat Dairesi, İstanbul, 1962, 54 Sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz