İyi Kitap

Sen özgür seçimden ne anlıyorsun, Çiko?

Sirklerdeki hayvan eziyetinin faili insanken, sopayla korkutulan bir köpeğe “istediğini seçmekte özgürsün” demek…

Yazan: Suzan Geridönmez

İz bırakan, zihni en azından bir süre meşgul eden hikâyeler vardır. Bizi olağanüstü ya da sıradan karakterlerle tanıştıran, iç dünyalarına kapı aralayan… İster onların gündelik uğraşlarına ister heyecanlı maceralarına katılalım, bizi insana has davranış ve duygularla yüzleştiren… Başkasında kendimizi bulduğumuz, yabancıyı tanış kılan, içimize işlemeyi başaran hikâyelerden söz ediyorum.
Ya da tersi… Çünkü yukardaki aslında, bende etki bırakmayan bir kitap hakkındaki değerlendirme yazımın girişi.
Füsun Çetinel’in kaleme aldığı Çiko’nun Seçimi, iki kız kardeşten küçük olanının gözünden yazılmış. Bayan Mükemmel lakabını taktığı ablasının gerek derslerinde çok başarılı olması gerek hayvan hakları konusunda sürekli vaaz vermesi Selen’in sinirini bozuyor. Çünkü ablası her fırsatta sirklerde hayvanlara eziyet edildiğinden dem vursa da Selen’in en büyük hayali sirk okuluna gitmek. Ünlü İtalyan Sirki’nin veda gösterisini kaçırmaya da hiç niyeti yok. Sonunda ablasının itirazlarına rağmen, kaptan babasını, onu doğum gününde arkadaşı Cemo ile birlikte sirke götürmeye ikna etmeyi başarıyor. Yanlarına, babanın İtalya’da sokakta başıboş gezerken bulup son gemi seyahatinde eve getirdiği küçük köpek Çiko’yu da alıyorlar. Ama Çiko nedense sirk ortamından hiç hoşlanmıyor. Sadece o mu? Sirk çadırlarının kurulu olduğu alanda biraz gezinip bazı sahnelere şahit olan Selen de şüpheye kapılıyor. Yoksa ablası haklı mı? Burada hayvanlar kötü muameleye mi maruz kalıyor?
Sirk gerçekliğinin ayırdına varan Selen, onu Çiko’dan neredeyse ayrılmak zorunda bırakan gelişmelerle yüzyüze kalıyor. Sonunda karar Çiko’ya bırakılıyor, köpekçik de geçmişte parçası olduğu sirki değil yeni yuvasını seçiyor.
Böyle özetleyince hikâye kulağa ne kadar da tatlı geliyor. Sonuçta bir özetten kimse derinlik beklemiyor. Peki, akıcı bir dille yazılmış, sebzeli küfürler eden kaptan babaya, köpeğe “mendebur” diyen Safinaz anneanneye, iki kız kardeşe ayrı ayrı sesler vermeyi başaran kitabın kendisi derinliğe sahip mi? Ne yazık ki hayır. Kurguda belli bir ağırlığa sahip kardeş çekişmesi bir-iki sözlü atışmayla resmediliyor. İki kızın gerçekte neyi paylaşamadığına (bu sıkça evden uzak kalan babanın ilgisi olabilirdi mesela) ilişkin bir ipucu yakalayamadığımızdan kardeş kıskançlığı iki kıza yakıştırıldığı için yakalarına asılan bir etiket kadar etki bırakıyor. Kitabın en dikkat çekici karakteri kuşkusuz ki baba. Sebzeli argo kullanması, denizde olmadığında onu “kara tutması” özelliklerinin başında geliyor. Peki, bu ilginç görüntünün altında nasıl bir insan saklanıyor? Korkuları, hayalleri, dertleri var mı? Bu sorulara yanıt verilmiyor. Selen’in sirk merakının kaynağına ilişkin de pek az şey öğreniyoruz. Tıpkı orta sınıfa mensup bir çocuğun en iyi arkadaşının apartman görevlisinin oğlu olmasının nedenlerinin havada asılı kalması gibi. Bu dostluğu doğuran, besleyen ve onu olması gerektiği gibi dünyanın en doğal olgusuna dönüştüren zeminden yoksun anlatı. Bu yüzden de Cemo, üzerinden belli duyarlılıklar ifade edebilmek için Selen’le zoraki arkadaşlık ettirilen bir figüran görünümü çiziyor. Selen’in tüm üst sınıf iticiliğiyle “Hasan Efendi Amca” diye çağırdığı Cemo’nun babasıysa, oğlanların modacı olmasına katlanamayan, enseye tokat şaplatan çağdışı cahil rolünü üstleniyor. Kitabın en büyük falsosu da burada. Selen her fırsatta Cemo’nun babasının cinsiyetçi fikirlerine burun kıvırırken kendi babasının annesine yolculuklarından hediye olarak getirdiği “yanmayan tava”, “robot elektrik süpürgesi” ve “kendi kendini bileyen bıçak”ı nedense gayet normal karşılıyor. Babayı kara tutunca (yani canı sıkılınca) tam bir maço gibi önüne çıkan her şeyi tekmelemesini de yadırgamıyor. Aksine paşa babanın gönlünü hoş etmek için herkes seferber oluyor. Selen ve ablası şirinlik yapıyor, anneanne börek kızartıyor, anneyse Türk kahvesi pişiriyor.
Kısacası toplumsal duyarlılıklar hikâyeye yamanmış ve eklektik duruyor. Buna sirklerdeki hayvan eziyetine karşı gösterilen hassasiyet de dâhil. Sorunun kaynağı insanken, çözümü sopayla korkutulan bir köpeğin seçimine bırakmak ne kadar doğru? Sonuçta Çiko, kitaptaki diğerleri gibi klişe özelliklere sahip yüzeysel bir karakter olmasaydı pekâlâ yanlış bir “tercih” yapabilirdi…
Ne yazık ki Maria Brzozowska’nın karakteristik çizimleri de siyah beyaz ve kitap boyutundan kaynaklı epey küçük kullanıldıklarından hikâyeye atmosfer ve renk katmayı başaramıyor.

 

 

Çiko’nun Seçimi
Füsun Çetinel
Resimleyen: Maria Brzozowska
Günışığı Kitaplığı, 120 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1966’da Almanya’da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde sürdürdü. Avusturya’da çağdaş kütüphanecilik eğitimi aldı. Geçmişte bir yayınevinde uluslararası ilişkiler sorumlusu olarak çalışan Geridönmez’in çoğu çocuk ve gençlik edebiyatı alanına giren 20’ye yakın kitap çevirisi bulunmaktadır. 2014’de Tarabya Çeviri Teşvik Ödülü’ne layık görülen Geridönmez çocuk ve gençler için hikaye ve roman yazıyor.

Yorum yaz