İyi Kitap

“Thomas, biliyorsun insanlar Yahudileri sevmez.”

Yazan: Alev Karakartal

1932 yılında, dönemin Romanya’sının –şimdinin Ukrayna’sının– Bukovina bölgesinde, bir komünde doğdu. 1941’de dokuz yaşındayken, Nazi Almanya’sıyla işbirliği yapan Rumen ordusu, Sovyet işgali altındaki memleketini geri aldı ve annesi öldürüldü. Babasıyla birlikte sürüldüğü Transdinyester’deki toplama kampından tek başına kaçtı ve üç yıl boyunca saklandı. Üç yılın sonunda, kendilerini kurtaran Sovyet ordusuna aşçı olarak katıldı. 1946’da, İsrail’in bağımsızlığından iki yıl önce Filistin’e göç etti. 1948 Filistin-İsrail savaşına katıldı. Babasının adını Yahudi Ajansı listesinde bulup, onunla 20 yıl sonra yeniden bir araya geldi. Soykırım ve kişisel olarak yaşadığı acılar yüzünden anadili olan Almancada ne konuşmak ne de yazmak istedi. Yeni vatanında öğrendiği İbranice dilinde önce kısa öyküler yazmaya başladı, sonra romanlar…
Hakkındaki değerlendirmelerde, soykırımdan kurtulup da yazabilenlerin birçoğunun, yaşadıklarına ilişkin otobiyografik “hesaplaşmalar”dan hareket etmesine karşın, onun olayların gerçekçi tasvirini sunmadığına vurgu yapılıyor. Metaforik bir şekilde yorumlanabilecek kısa öyküler, kişisel deneyimleri yerine bazen doğrudan soykırıma bile değinmeden, onunla ilişkilenmeden, biraz da Eski Ahit’in diline özenerek yazdığı açık, net, kısa cümlelerden oluşan edebi metinleri, ayırıcı özelliği olarak belirtiliyor.
Bahse konu kişi, Aharon Appelfeld. İbranicenin tanınmış kalemlerinden, eserleri dünyanın çeşitli dillerine çevrilmiş, pek çok önemli edebiyat ödülünün sahibi yazar. Elimizdeki kitabı ise 2013’te ilk basımı yapılan ve bu yıl Can Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan Başka Dünyadan Gelen Kız. Nazi Almanya’sının kasıp kavurduğu bir dünyada Yahudi olmanın anlamını, Getto’yu, kaçıp saklanışını ve Kızıl Ordu’nun gelip onları kurtarmasını bekleyişini kitabın kahramanları Adam ve Thomas üzerinden anlattığı hikâyesinde de aynen söylendiği gibi yapıyor. Fazlasıyla trajik bir durumu, daha da dramatize etmeden, “kısa cümleler, özlü ve özerk” anlatımlarla, bir zamanlar toplama kampından kaçtığı yaşlardaki iki çocuğun saf ancak farkındalık sahibi gözlerinden bakarak hikâye ediyor. Bir otobiyografi değil Başka Dünyadan Gelen Kız. Ama hemen tüm kitapları gibi, biyografik öğeleri çokça taşıyan, temelini çocukluğuna atıp üzerine hikâye inşa eden edebi bir eser.
“Bir şeyler hatırlıyorum, ama fazla değil,” diyor zaten son röportajlarından birinde. “Bu yüzden kurgu yazıyorum, çünkü anılarımın zayıf olduğunu ve kalanını hayal gücüyle doldurmam gerektiğini anladım.” Ailesinin, halkının ve bizzat kendinin uğradığı mezalim, sonrasında Siyonizm taraftarlığı ve hayatının sonlarına doğru hissettiği sorgulama ihtiyacı, bu “unutkanlığın” yaşla o kadar da ilgisi olmadığını hissettirse de bilenler biliyor, insan beyni ve ruhu gerçeğe çırılçıplak hâliyle tahammül edemediğinde, herkesin kendini koruma biçimi, bilince bile çıkamadan meşrebiyle müsemma oluveriyor.
Kitabın kahramanları Adam ve Thomas’ın annelerinin “geri döneceğim” diyerek onları ormana götürüp bıraktıklarında misal. Gerçek hayatta annesi asla dönmeyen Appelfeld, iki kahramanı aracılığıyla hikâye boyunca bu söze tutunurken, gerçekte tanımaya bile fırsat bulamadığı anne figürünü, hayal dünyasının tam ortasında yeniden yaratarak, belli ki “unutma bahçesi”ne dilediği/umduğu kadar kolay dalamıyor.
Tıpkı hikâye, biri miyop olduğu için “yeni şeyleri görmekte” zorlanan ama hemencecik uyuyup rüya görmesini bilen, matematik kurdu, öğretmen anne-baba tarafından realist yetiştirilmiş; diğeri yeni şeyler keşfetmekte yetenekli, doğayla barışık, şikâyet etmeyen, tartışmayan sadece “yapan”, dindar iki çocuğun hayatta kalmak üzere ördüğü dayanışma üzerinden okunabilecek heyecanlı bir anlatı olarak akıp giderken, araya sıkıştırılmış küçücük bir cümlenin sayfadan fırlayıp yüzünüze çarpması gibi:
“Thomas, biliyorsun insanlar Yahudileri sevmez.”
Öykü asıl olarak Adam ve Thomas’ın mücadelesi, birbirleriyle ve rastladıkları diğer kaçaklarla olan yardımlaşmaları üzerine kuruluyken, kitaba adını verenin bir çiftlikte şans eseri karşılaştıkları, iki çocuk kış bastırıp aç kaldığında onlara gizlice yiyecek götürüp hayatta kalmalarını sağlayan okul arkadaşları Mina’dan mülhem oluşu ise hayli enteresan bir seçim. Bu mucizevi yardımın yazarın zihin dehlizlerinde saklı anılarda bir karşılığı olmalı diye düşünüyor insan ister istemez. Aksi takdirde küçük kızın “başka bir dünyadan geldiğine”, bir beden değil, ruh olduğuna dair Adam’ın saptamalarından başka bir iz göremeyişimizi açıklamak zorlu bir mesai isteyebilirdi ama Appelfeld, buna kitapta değilse de konuşmalarında, kendi dünya görüşüne göre açıklama getiriyor: “Bazı gerçekler akla karşı koyar. Tesadüfler… Buna inanmak için dindar biri olmanız gerekiyor.”
İnandığı ve ifade ettiği üzere, içinde bol bol dini göndermeler bulunan, Tanrı inancına kalın çizgilerle vurgu yapan, 10 yaşındaki çocukların ağzından çıkan “ağır” cümlelerin başına ya da sonuna iliştirilen “bir yetişkinmiş gibi” uyarısıyla art arda sıralandığı, okurun ve/veya eleştirmenin kafasını karıştıran bir roman Başka Dünyadan Gelen Kız. Dilini, kahramanların resmedilişini, mesajlarını sevebilir ya da hiç hoşlanmayabilirsiniz. Ama hikâyenin kendisine bigâne kalmanız, pek kolay olmayacaktır. Sanatçı Philippe Dumas’ın suluboya tekniğiyle hayat verdiği desenler ise istenilen etkiyi başarıyla yansıtmış.
Yayınevinin kitabın basımına, sayfalarından kapağına kadar bir hayli özendiği de belli. Bu yılın başında hayatını kaybeden yazarı tanımak için, iyi bir fırsat olabilir.

 

 

 

Başka Dünyadan Gelen Kız
Aharon Appelfeld
Resimleyen: Philippe Dumas
Türkçeleştiren: Alain Matalon
Can Çocuk, 160 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Alev Karakartal Gazeteci. İstanbul’da doğdu, yaşıyor. 8 kardeşin en büyüğü. Kedileri, kitapları, ağaçları, yıldızları ve trenleri seviyor. Bir sonraki yaşamında, bir Rönesans bilim/sanat/teknoloji/mühendislik/mimarlık vb. insanı olmayı umuyor…

Yorum yaz