İyi Kitap

Dedem Nerede? sevmek, paylaşmak, yitirmek ve bulmak üzerine bir arayış; bu yüzden hayata çok benziyor. İnsan, istediğini bulamasa da aramaktan yılmıyor. Çünkü “hayat, eriyeceğini bile bile kardan adam yapmaya benziyor.”

Yazan: Deniz Poyraz

Hanzade Servi, kitaplarını, ayrım yapmaksızın “her yaştan ruhlar için” yazmaya devam ediyor. Geride bıraktığımız aylarda Altın Kitaplar etiketiyle yayımlanan Dedem Nerede? adlı roman, yetişkinlerin de severek, ilgiyle okuyacağı bir metin olmuş. Neşeli, akışkan, hareketli, zekice kurgulanmış, derinlikli bir metin. Üstelik okuru çarçabuk yakalayan çağdaş ve enerjik bir dili var.
Adından da belli olacağı üzere, her şeyden önce bir arayışın romanı Dedem Nerede? Tarih 17 Eylül 2016’yı gösterdiği vakit, başkahramanımız ve anlatıcımız Sorgun Talha için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Uğurlu çorapları çamaşır makinesinden çıkmayacak, iki yaşındaki kardeşinden anlamını bilmediği iktisadi terimler duyacak, Erimeyen Kardan Adam şiiriyle Pusluvadi Şiir Yarışması’nı kazanacak. Fakat tüm bu tuhaflıkların ortasında şok eden bir gelişme yaşanacak: Sorgun, dedesinin ortadan kaybolduğunu fark edecek. Böylece arayış da başlamış olacak…
Sorgun, kendine ve anlattığı meseleye dışarıdan bakabilen; saf, iyi niyetli ve bir o kadar da zeki bir çocuk. Zorluklarla mücadele edecek melekelerle donatılmış bir karakter. Üstelik dedesini örnek alıyor, belki de bu yüzden pimpirikli anne ve babasının yanında biraz dağınık kalıyor. Annesi Sorgun Talha’ya bakınca, sadece acilen düzeltilmesi gereken büyük bir karmaşa görüyor.
Sorgun’un dedesinin lakabı Dâhi İhtiyar. Memleketin yerleşik kodlarına ve yaşlı ebeveyn algısına nazire yaparcasına acayip, ilginç bir ihtiyar. Zaman makinesi yapmak gibi pek de mütevazı sayılamayacak istekleri var örneğin. Her şeyi tamir edebildiği ve sürekli sıra dışı icatlar yapabildiği için ona Pusluvadi’de böyle diyorlar. Bu lakap zamanla kısalarak Dâhiyar’a dönüşüyor. İnsanlar da onun gerçek adını unutup onu bu lakapla anıyorlar.
Pusluvadi sakinlerinin günlük yaşamından ayrıntılar ve orta sınıflara özgü o yinelenip giden modern zaman alışkanlıkları da kurguyu sağlamlaştırıyor, hikâyeyi inandırıcı kılıyor. Fakat tüm sıradanlık sarmalını bir anda dağıtan olay -yani dedenin kayıplara karışması- sıradan insanların usulcacık akan yaşamını ivmelendiriyor. Yerel bir gazete olan Pusluvadi Gazetesi’nin sayfaları Dâhiyar haberleriyle dolup taşıyor. Kaybolması manşetlere taşınıyor, sanki dünyaca ünlü biri kaybolmuşçasına atılan hararetli manşetler, kendi hâlinde küçük bir kasabada yaşıyor olmanın biraz komik biraz da hüzünlü hâlini göz önüne seriyor.
Merak unsuru sürekli canlı tutulmuş; hikâyedeki detaylar bu unsuru besleyecek biçimde ele alınmış. Arayış öncelikle Dâhi İhtiyar’ın odasından başlıyor, ipuçları toplanıyor. Dâhiyar’ın odası adeta çıfıt çarşısı: Musluk contaları, yarısı bitmiş lavantalı sıvı sabun, sarıya boyalı ölü böcek, Roxette grubunun kaseti, poposuna yama dikilmiş oyuncak ayı, bozuk termometre, yüz elli tane plastik poşet, bebek çorabı, su bidonu, bisiklet gidonu… Her bölüm, Dâhiyar’ın odasından çıkan eşyalardan bir potpuriyle açılıyor; metindeki birçok kasti tekrar gibi bu yazınsal uygulama da romanın ritmine ve akıcılığına katkı sağlıyor. Metin ilerledikçe elimizde bir sürü soru birikiyor: Dâhiyar, zaman makinesi yapmak için aldığı sandığı neden çöpe atıyor? Arı desenli tuhaf koltuğu neden ısmarlıyor? Marketten aldığı yün içlikle internetten sipariş ettiği böcek biblosunun alakası ne? Bir insan neden posta kutusu kiralar? Sağlık problemi olmayan bir ihtiyar, doktora neden ölümcül bir akciğer hastalığı ile alakalı sorular sorar? Bu soruların cevabını arayan Sorgun’a eşlik ederken, okur da hem şaşkına dönüyor hem bu keyifli maceranın tadını çıkarıyor.
Yazardan üvey evlat muamelesi gören bazı yan karakterlerin aksine Şeker Teyze, incelikli işlenen dramatik hikâyesiyle ve okura geçen ruh hâliyle akılda kalıyor. Şeker Teyze, Pusluvadi’nin düzenlenen tüm etkinliklerine çağrılan tek palyaçosu. İsmi “Şeker” olan ve Palyaçoluk yapan altmış beş yaşında, emekli bir müzik öğretmeninin neden bunca asık suratlı olduğunu ise varsın akıp giden sayfalar söylesin.
Bazen bir olay hatta küçücük bir an, hayatımızı tümden değiştirebiliyor. İçimizde, kendimize dair daha önce hiç keşfetmediğimiz kıymetli bir his bulabiliyoruz. Ruhumuzun derinliklerinde gizlenen bir şairle, ressamla yahut bir âşıkla seneler sonra karşılaşabiliyoruz. Yeter ki aramaktan yılmayalım. Dedem Nerede? sevmek, paylaşmak, yitirmek ve bulmak üzerine bir arayış; bu yüzden hayata çok benziyor. İnsan, istediğini bulamasa da aramaktan yılmıyor. Çünkü “hayat, eriyeceğini bile bile kardan adam yapmaya benziyor.”
İyi okumalar…

 

 

 

Dedem Nerede?
Hanzade Servi
Resimleyen: Berk Öztürk
Altın Kitaplar, 144 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1991 yılında Lüleburgaz’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü mezunu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Çağdaş Yayıncılık ve Yayıncılık Yönetimi alanında yüksek lisans yapıyor. Edebiyat ve güzel sanatlar alanlarında yazdığı eleştiri, makale ve röportaj türündeki çalışmalar Ayrıntı, Duvar, Evrensel Kültür gibi dergilerde, BirGün gazetesinde ve kitap ekinde, ayrıca Bianet gibi çeşitli internet sitelerinde yayımlandı.

Yorum yaz