İyi Kitap

Annem müzisyen, babam da müzik!

Deniz Poyraz 1 Ekim 2018 Çocuk Kitaplığı, Deniz Poyraz, Sayı 107 - Ekim 2018, Vitrindekiler Annem müzisyen, babam da müzik! için yorumlar kapalı

Başkaları babaları hakkında bir şeyler konuştukça Likya, kendisine hayali bir baba yaratıp onunla ilgili hikâyeler uyduruyor. Hayatta olmayan bir babayı düşünmektense, onu bir şarkı olarak hayal etmek daha kolay belki…

Yazan:Deniz Poyraz

Her sabah müzikle uyanıyor Likya. Bunda şaşılacak bir şey yok, çünkü evlerinde daima müzik çalıyor… Sadece çello çalmakla kalmayıp adeta müzikle nefes alan bir anneniz varsa güne böyle başlama ihtimaliniz oldukça yüksek… Diğer anneler pasta yaparken sizinki beste yapıyorsa, dünyanızın biraz daha renkli ve belki biraz da tuhaf olması olası…

Seran Demiral’ın Tudem Yayınlarından çıkan Likya’nın Şarkısı adlı romanı, altı bölümlük nahif bir hikâyeyle selamlıyor okuru. Arkadaşları Likya’nın annesinin müzisyen olmasına imrenirken, Likya bu müzik işinden de beste işinden de usanmış vaziyette. İçindeki bitmeyen şarkının susmasından başka isteği yok. Ancak, annesinin hastalığıyla müzik biraz değişmeye başlıyor. Fonda Wagner yerine Brahms çalıyor…

Sınıfta birdenbire ortaya çıkan bir doğum günü hediyesi… Ve olan oluyor! Şimdiye kadar kendisine sadece günaydın diyen çocuk, doğum gününü kutluyor ve Likya’ya bir paket uzatıyor. Likya’nın heyecandan eli ayağına dolaşıyor. Pakete uzanıp alamıyor bile, ellerinin titremesinin fark edilmesinden korkuyor. Kalpten kalbe giden bağ, hediye paketi formuna bürünüyor. Sert kapaklı bir kitap mı bu? Küçük parçalardan oluşan bir puzzle galiba! Hatta daha ziyade, bir çeşit zekâ oyunu. Yalım, kendi tasarladığı oyunu marangoz atölyesinde Likya için üretmiş. Demek Likya’nın hoşlandığı çocuk sadece yakışıklı değil, aynı zamanda zeki ve yetenekli… İnsan mutluluktan ölür mü peki? Likya’nın kalbi küt küt atıyor. Heyecandan kalp krizi geçireceğini zannediyor. Peki, bu gibi şeyler için biraz küçük değil mi Likya? Büyük benzerlikler zamanla keşfediliyor, farklılıkların zenginliğineyse öyle kolay varılamıyor. Uyanıkken görülen mutlu rüyalar, kalbi güneş olup ısıtıyor.

Babasız büyümenin etkisi çocuk ruhunda alelacayip karşılıklar buluyor. Başkaları babaları hakkında bir şeyler konuştukça Likya, kendisine hayali bir baba yaratıp onunla ilgili hikâyeler uyduruyor. Hayatta olmayan bir babayı düşünmektense, onu bir şarkı olarak hayal etmek daha kolay belki. İnsanlar ikide bir bu
konuyu açmasa olmayacak sanki. Büyükler düşüncesizlik edip çocuklaştıklarında, onları idare etmesi gereken bir çocuk olarak büyük gibi davranmak da Likya’ya düşüyor…

Hepinizin başına gelmiştir okul sıralarında… Bir yakın akrabanız veya tanıdığınız ders esnasında sınıfın kapısını aralar. Sizi işaret edip: “Acaba öğrencimi dersten
alabilir miyim?” diye sorar sınıf öğretmenine. Tüm sınıfı kısa bir sessizlik sarar. Ardından herkes sıra arkadaşının kulağına fısır fısır bir şeyler söylemeye başlar. Yarattığınız bu birkaç dakikalık gündemle utanıp sıkıldığınız yetmezmiş gibi gelen her türlü haberi de soğukkanlılıkla karşılamak zorundasınızdır. Likya’nın annesinin vücudunda kötü huylu, yaramaz bir parça çıkıyor, haber bir kapı aralığından sınıfa böyle giriyor. Bazen sıkıntı içimizde sinsice filizleniyor, biz farkına
bile varamadan dünyamızı ele geçiriyor. Böyle durumlarda insan en çok sevdiklerine ihtiyaç duyuyor. Bir anneyse hele, ilk önce kızına…

Bu nahif romanın dili de hikâyesi gibi akıcı, usul usul okutuyor kendini. Fakat olumsuz yanı: hafif bir mekaniklik hissediliyor alttan alta. Tüm karakterler aynı sesle konuşuyorlar sanki; böyle şarkılı, ezgili, müzikli bir kitaba daha çok ses yakışırdı diye düşünüyor okur, sayfaları çevirirken. Romanın bir olumsuz yanı da karakterlerin olaylar karşısındaki düşüncelerini, ruh hâllerindeki değişimleri yazarın aktarımıyla, yazarın sesiyle izliyor oluşumuz. Bu, bir kurgu metinde pek de olumlu olmayan bir özellik olsa gerek. Özlemler, sevinçler, hüzünler mevzubahis olunca, bunları açıkça ifade etmek yerine belki de düşsel bir panorama çizilebilirdi. Okur böylece birtakım şeyleri kendisi bulacak, metnin içinde yazarının bile fark etmediği imkânların kapısını aralayacaktı. Demiral, çocuk ruhuna dair birçok ince noktayı zarafetle işaretlerken, öte yandan, her yönüyle kendisinin belirlediği kurguyu da okur için pasif bir hâle getiriyor. Okurun düşüncesi, yazarın aklındaki şey ne ise birebir ona teyelleniyor. Paragrafın başında söz ettiğimiz mekanikliği belki de bu durum açıklıyor.

Neticede hissedilen bütün duyguların; hüznün, mutluluğun, sevginin ve hayattaki her aşamanın; sonun, başlangıcın, vedaların ayrı ayrı şarkılara dönüştüğünü öğreniyoruz Likya’yla beraber. Müzikle harmanlanan yaşamında, Likya’nın hayatına ve kendisini keşfetme hikâyesine tanık oluyoruz… İyi okumalar

 

 

 

Likya’nın Şarkısı
Seran Demiral
Tudem Yayınları, 120 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1991 yılında Lüleburgaz’da doğdu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü mezunu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Çağdaş Yayıncılık ve Yayıncılık Yönetimi alanında yüksek lisans yapıyor. Edebiyat ve güzel sanatlar alanlarında yazdığı eleştiri, makale ve röportaj türündeki çalışmalar Ayrıntı, Duvar, Evrensel Kültür gibi dergilerde, BirGün gazetesinde ve kitap ekinde, ayrıca Bianet gibi çeşitli internet sitelerinde yayımlandı.