İyi Kitap

Mitler denizine bir damla daha

Toprak Işık 2 Ocak 2019 Çocuk Kitaplığı, Sayı 110 - Ocak 2019, Toprak Işık Mitler denizine bir damla daha için yorumlar kapalı

Efsane ve mitler onları yaşatanlarla birlikte değişiyorlar, dönüşüyorlar. Bu değişime, dönüşüme katkı sağlamak en fazla öykücülere yaraşır.

Yazan: Toprak Işık

Habib Bektaş eline aldığı malzemeyi öyküleştirmek konusunda usta bir yazar. Ona verdiğiniz deyimi bir öykü olarak çevirebilir size. Bir atasözünden yola çıkıp bir roman yazabilir. Böyle bir yazarın mitolojiyi öyküleştirmesi zor olmasa gerek. Tudem Yayınevi için bunu yapmış. Kitabın adı Öykülerle Mitoloji… Bir de alt başlığı var: Herakles’ten Örümcek Kadına. Resimleyen Zülal Öztürk…

Yolculuk günümüz Anadolu’sunda başlıyor. Zeynep bize önce annesini, sonra “gözdiliyle” konuşabildiği babasını tanıtıyor. Ailenin küçük de bir sorunu var: Bu sene tatilde nereye gidecekler? Zeynep’in babası azıcık çocuk yürekli. Neyse ki annesi ev idaresi konularında ince eleyip sık dokuyan bir kadın. Yoksa bütün kazandıklarını, antika eşyalara, taş plaklara, yüreklerinin istediği yere harcarlardı. Şimdi bile tatil söz konusu olduğunda hafiften bir para sıkıntısı içindeler. Her şeyin çaresi bulunur. Bazen de çareler kendileri gelir insanın ayağına. “Ulaş Bey, kafamda bir proje var. Gel hem kahve içelim hem de konuşalım.”

Zeynep’in babası Ulaş Bey’in çalıştığı gazetenin yazı işleri müdüründen geliyor bu teklif. Cümle içinde kullanılmış olan projenin konusu, Anadolu’daki mitolojik öykü ve söylenceler… Diyar diyar gezilecek, fotoğraflar çekilecek, halkın dilindeki söylenceler derlenecek. Elbette ki masrafları gazete karşılayacak. Üstelik Ulaş Bey, eşini ve kızını da yanına alabilecek. Annesi kabul etmez ama Zeynep balıklama atlar bu tatil gibi iş, iş gibi tatil teklifine.

Birinci perde burada biter ve Zeynep ile Ulaş Bey’in yüzyıllar öncesine uzanan maceraları başlar. Üstlendikleri görev altından kalkılamayacak gibi değildir elbette. Zor olan, her yanı efsane dolu Anadolu’yu ve komşularını binlerce yıllık söylencelere dokunmadan dolaşmaktır.

İlk durak: Girit… Cevat Dede’nin yaşı güya yüzden fazla… Üç yüz kadar torun torba sahibi… Acaba gerçekten Ulaş Bey de torunları arasında mı yoksa kızına
takılmak için mi öyle olduğunu söylüyor? İşin o tarafı belirsizse de Cevat Dede’nin çok iyi bir hikâyeci olduğuna kuşku yok. Kahvesini höpürdetirken Minos’u anlatıyor onlara.

Okyanusların hâkimi Yüce Poseidon’u kandıracak kadar kurnaz bir adamdır Minos. Bu sayede Girit tahtına oturmuştur. Oturmuştur da Poseidon’u kandırıp aldığı o boğaya ne olmuştur? Hangi boğa mı? Başa dert olunca kurtulmak için Herakles’in yardımına ihtiyaç duyulacak olan boğa… Daha fazlasını öğrenebilmek
için kitabı okumalı.

Minos’un derdi tek değil. Bir labirentte yaşayan, kendisine kurban olarak gönderilen genç erkek ve kızlarla karnını doyuran bir canavar da var. Minotauros… Acaba onun hakkından gelebilecek bir yiğit çıkacak mı? Belki de Minos’un kızı Ariadne’ye âşık olan Theseus başarır bunu. O zaman Ariadne ve Theseus muratlarına erip mutlu mesut yaşarlar mı? Bunun yanıtını öğrenmek için de kitabı okumak gerek.

Mitler bir değil, iki değil, üç beş değil… Su perilerinin marifetlerini okuyup “Vay be!” dememek de mümkün değil. Sular altındaki sarayın hayaline kapılmamak, Örümcek Kadın’ın, örümcek olmadan önceki hikâyesinden ibret almamak zor. Tanrıların gazabından kaçmak hepsinden güç. Her engeli aşan, maceradan maceraya yelken açan, yorulmaz ve yenilmez kahraman Herakles olmak gerek ölümsüzlerle mücadeleye girip sağ çıkabilmek için.

Herakles’in belki de en şahane marifeti Zeus’un cezalandırdığı Promete’yi kurtarması… Kayalara zincirlenmiş Promete’nin suçu biz insanlara tanrılardan çaldığı ateşi hediye etmek. Cezası düşman başına… Bir kartal ciğerini her gün yemekte, yenmiş ciğer ertesi gün yenilenmekte… Kartal bir daha yesin Promete’nin canından bir kez daha can gitsin diye… Herakles Promete’nin zincirlerini bir kez kırınca tanrılar bir kez daha tutup bağlayamazlar mıydı onu? Bunu yapmamalarının vardır muhakkak bir nedeni. Belki de Bektaş’ın tahmini doğrudur.

Efsane ve mitler onları yaşatanlarla birlikte değişiyorlar, dönüşüyorlar. Bu değişime, dönüşüme katkı sağlamak en fazla öykücülere yaraşır. Zaten bu mitleri yüz yıllar önce, sözü kulaktan kulağa taşıyan has öykücüler var etmediler mi? Habib Bektaş kalemini bilmeyenlere, bilinen hikâyeleri aynen aktarmak için kullanmamış. Onları yeniden yazmış, aralarına yenilerini katmış. Böylece onun kaleminden, yaşadığımız toprakların mitler denizine güzel bir damla düşmüş.

Öykülerle Mitoloji
Herakles’ten Örümcek Kadına
Habib Bektaş
Resimleyen: Zülal Öztürk
Tudem Yayınları, 264 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Toprak Işık 1973 yılında Elazığ'da doğmuştur. Üniversite birinci basamak sınavında Türkiye 9.su, ikinci basamak sınavında Türkiye 16.sı olarak girdiği Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden 1996 yılında mezun olmuştur. Bir süre New York’ta yaşadıktan sonra yazarlığa daha fazla zaman ayırabilmek için 2008 yılından itibaren İstanbul’a yerleşmiş ve mühendislik yaşamını araştırma geliştirme projelerinde danışmanlık yaparak sürdürmeye başlamıştır. Yetişkinler ile çocuklara yönelik yirmiye yakın kitabı ve Devlet Tiyatroları Repertuvarında üç oyunu bulunmaktadır. Ayrıca yoksulluk, tüketim kültürü ve toplumsal cinsiyet konularında akademik çalışmalar yürütmektedir. Uluslararası konferanslarda sunulmuş bildirileri ile ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Seher Cesur Kılıçaslan ile birlikte gerçekleştirdikleri, oyun teorisi ve davranışsal iktisadın yoksullukla mücadeleye olası etkilerine yönelik çalışmaları 2015 yılında ABD’de kitap bölümü olarak yayımlanmıştır.

Comments are closed.