İyi Kitap

Kahramanlarımız Profesör Appleyard’ın örümcek yemesini iğrenç bulsalar da şu sorunun sağlamlığı karşısında düşünmeye mecbur oluyorlar: “Peki, sence inek yemek de örümcek yemek kadar tuhaf değil mi?”

Yazan: Gökhan Yavuz Demir

Yalnızca ortak bir tarihin içinde yaşanan sıkıntılar karşısında sergilenen tavırlarla sınanmış ilişkiler dostluk payesi kazanabilir. Çoğu arkadaşımızla ancak böyle bir dayanışma tecrübesi yaşadıktan sonra dost oluruz aslında. Meselâ Kocabaş ile ben dostuz. En zor zamanında, hoyrat kişilerce kısa bir zincirle bahçeye bağlandığında ben onu terk etmedim. Çünkü dostlar zor zamanlarda birbirlerini asla terk etmezler. Bu nedenle bahçede oynarken de bazen birbirimize kızarken de daima birbirimize güveniriz. Kayıtsız şartsız güvenebilmektir dostluk. İşte biz kara kışın geldiği bahçede Kocabaş ile bunları konuşurken, kargocumuz bize böyle bir dostluk hikâyesi getirip bırakıyor.

M. G. Leonard’ın yazdığı Böcek Kraliçe, aslında aynı yazarın Böcek Çocuk adlı kitabının devamı. Elbette iki kitabı art arda okumak daha iyi olsa gerek ama Leonard, benim gibi ilk kitabı okumamış olanlar da bu hikâyeye kolayca girebilsinler diye maceranın ilk kısmında yaşananları özenle anlatıyor. Böylece okumadığımız hâlde ilk kitapta yaşananları ve Darkus, Virginia ve Bertolt arasındaki dostluğun derin köklerini de anlayabiliyoruz. Darkus’un böcekbilimci olan babası Bartholomew Cuttle’ın, Lucretia Cutter tarafından kötü planlarına alet edilmek için kaçırıldığını; ama Darkus, Virginia, Bertolt ve Lucretia Cutter’ın kızı Novak’ın ve onların müttefiki olan genetiğiyle oynanmış zekâ ve bilinç sahibi böceklerin müşterek çabalarıyla Dr. Cuttle’ın kurtarıldığını öğreniyoruz. Lucretia Cutter dünyayı ele geçirmek için genetiğiyle oynadığı zeki böceklerden kendisine büyük bir ordu hazırlamaktadır. Planlarını alt üst eden bu üç çocuğa karşı giderek büyüyen bir öfkesi vardır. Çünkü kahramanlarımız kendi ve böcek dostlarının boylarına bakmaksızın Lucretia Cutter ile dünyayı ele geçirme planlarının arasına aşılamaz bir engel dikmişler ve ordusunu oluşturan böcekleri onun zulmünden kurtarmışlardır. Dostluk gücünü boydan
değil, karşılıklı güvenden alır ne de olsa.

Böcek Kraliçe’de olaylar geliştikçe Lucretia Cutter’ın asla vazgeçmediği, daha güçlü bir böcek ordusu kurduğu, düşmanlarından intikam almaya kararlı olduğu ve büyük bir
saldırı planladığı meydana çıkar. Üç kafadar ve onların yakın dostları olan Baxter, Marvin ve Newton yaklaşan tehlikeyi durdurmaya kesin kararlıdırlar. Ama bu defa önlerini
kesen düşmanları Lucretia değildir. Darkus’un babası, tehlikenin boyutlarının çok daha büyük olduğunu söyleyerek olaylara burunlarını sokmayı bırakmalarını ve derhal dedektifçilik oynamaktan vazgeçmelerini onlara kesin bir dille bildirir. Fakat kahramanlarımızın kendini dinlemeyeceklerini bildiği için önce Darkus’u okuldan alıp büyükannesinin eski evine, Max amcasıyla yollamaya karar verir. Ardından Virginia ve Bertolt’un anneleriyle çok sert konuşarak, çocuklarının Darkus ile görüşmesini istemediğini söyler. Ama dostlar, böyle zamanlarda mutlaka görüşmenin bir yolunu bulurlar.

Lucretia’nın nasıl bir kötülük planladığını bulmak için yine beraber çalışmaya başlarlar. Ama olayların gelişimi Darkus’un babasının ne kadar haklı olduğunu gösterir. Böcekler ne kadar küçükse tehlike de o kadar büyüktür hakikaten. Önce ilk maceradaki gibi Darkus’un babası ortadan yine kaybolur. Ardından Lucretia’nın adamları Ana Kamp’ı yakarlar ve maalesef kahramanlarımızın binlerce böcek dostu hayatını kaybeder. Bizim üç kafadar ve hayatta kalan yetmiş-seksen böcek için taarruza geçme vakti gelmiştir. Üstelik bu kez Max amca da onlarladır.

Bu kitabı okuyan her çocuğun, istisnasız anne-babasından evde böcek beslemeyi isteyeceği kadar böceklerin sevimli olduğu maceranın geri kalanında olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki kendimizi Los Angeles’ta düzenlenen Film Ödülleri’nde buluyoruz. Ama iyilerle kötülerin bu heyecan dolu mücadelesinde kazananın kim olduğunu öğrenmek için serinin üçüncü kitabı Böcek Savaşları’nı beklemek zorundayız.

Kahramanlarımızın Profesör Appleyard’ı ziyaretlerinde “entomofajiyi,” yani böcekle beslenmeyi öğrendikleri bölüm, uygarlığımızın yarattığı çevre sorunları üzerine bir tartışmayı da içeriyor. Kahramanlarımız Profesör Appleyard’ın örümcek yemesini iğrenç bulsalar da şu sorunun sağlamlığı karşısında düşünmeye mecbur oluyorlar: “Peki, sence inek yemek de örümcek yemek kadar tuhaf değil mi?” Bunu hepimiz düşünmeye başlasak iyi olacak. En azından Kocabaş ile ben düşünmeye başladık bile.

Böcek Kraliçe
M. G. Leonard
Resimleyen: Karl James Mountford
Türkçeleştiren: Cenk Pamay
Domingo Yayınevi, 352 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1973 yılında Edirne’de doğdu. Sosyoloji Doçenti olan Demir’in bugüne kadar yayınlanan telif ve tercüme kitapları şunlardır: Sosyal Bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği (İthaki, 2015); Borges'in Dediği Gibi (Nora, 2016); Anlamak İçin Yaşamak (Nora, 2017); Claude Lévi-Strauss, Mit ve Anlam, (İthaki, 2013); George Lakoff & Mark Johnson, Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil (İthaki, 2015); Paul Ricoeur, Yorum Teorisi: Söylem ve Artı Anlam (yakında Nora’da). Edebiyat ve linguistikle zenginleştirilmiş ve derinleştirilmiş bir sosyolojiyi anlamlı bulan Demir, birgün roman yazacağına olan inancını asla kaybetmiyor ve kendini ısrarla “entelektüel edebiyatçı” olarak tanımlamayı tercih ediyor.

Yorum yaz