İyi Kitap

Bu şehir arkandan gelecektir.

Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,

aynı mahallede kocayacaksın;

aynı evlerde kır düşecek saçlarına.

Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.

Başka bir şey umma

Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,

öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.(2)

Yazan: Safter Korkmaz

Vahşi Şeyler’in “yaşlı kız”ı Mualla, yıkık dökük gecekondular arasında dolaşırken K. Burkay’ın ya da Kavafis’in değil, Necatigil’in dizelerini mırıldanır.

“Artık ıssız kırları bıraktı Pan;

Şimdi birçok ülkelerin milyonluk kentlerinde

Asfaltlarda, betonlarda dolaşıyor

Kızgın, uzun yazların öğlen saatlerinde.” (3)

Necatigil’in şiirinin adı “Panik”tir. Panik, Yunan mitolojisinin yarı keçi yarı insan, zevk düşkünü tanrısı Pan’dan gelir. Pan’ın görünüşüyle insanlara hissettirdiği korku; yaşattığı paniktir.

Necatigil, Pan’ı kırlardan koparıp şehre getirirken modern zaman, modern insan eleştirisine girişir. Bir yanda blok apartmanlar, büyük bulvarlar, fabrika duvarları, “çalımlı taşıtlar”, “şahane katlar”, bankalar ve elbette yardakçılar… Öte yanda açlık, yoksulluk, hastalık, “yorgun adamlar”, “ürkek kadınlar”…

Burcu Aktaş, bir anlamda el almış Necatigil’den. Onun anlatısının kahramanı, şairin “ürkek kadınlar”ından biri, Mualla. Seksen beş buçuk yaşında (4), günleri pencere kenarında geçen, yalnız bir “yaşlı kız”. O da âşık olmuş bir zamanlar, arkadaşlarıyla güzel zamanlar geçirmiş, romanlar okumuş. Oysa şimdi tam göbeğinde yaşadığı şehre olabildiğince yabancı, tek yaptığı dürbünle dışarıyı izlemek… Hikâyede Mualla’dan başka ona sürekli bir şeyler anlatmaya çalışan karga var, “Ufak Kız” ve yaralı kuş var. Şehrin orta yerinde beliriveren yaban domuzları, karaca ve bozayı var; yalnızlaşmış, yaşam alanları elinden alınmış bir avuç “vahşi şey”. Necatigil’in Pan’ı gibi “Şehirliler”e panik yaşatıyor bu “vahşi şeyler”. Öte yandan Aktaş, okuruna gerçekte kimin vahşi olduğu sorusunu da sordurmayı ihmal etmiyor. Yeri yurdu elinden alınmış bir avuç hayvan mı yoksa Şehir/Şehirliler mi? Mualla’ya söylettiği gibi: “Yeryüzünde bol miktarda bulunan canavar türleri arasında en yaygın olan insandır.” (5)

KİMSESİZ LEYLEKLER BAKIMEVİ
Vahşi Şeyler, çocuk ve gençlik yazınımızda benzerine pek rastlanmayan bir eser. Yazarın, “çocukça” bir kitap yazma derdi yok belli ki. Çocuk ve gencin algı gücünü küçümseyen, anlatımı basitleştirerek onları yakaladığını
düşünenlerden değil Aktaş. İyi ki değil…

Kendine özgü katmanlı anlatım tekniğinden, kelime oyunlarına ve küçük buluşlara dayanan tasvir gücünden, en önemlisi dil duygusuna olan inancından taviz vermiyor. Sonuçta ortaya, çocuk ve gençler için içine girmesi kolay olmayan ama bir kez girdiler mi çok şey alacakları bir anlatı çıkıyor.

Vahşi Şeyler yüzünü doğaya dönmüş, derdini modern yaşam eleştirisine girişerek anlatan bir metin. Bunu doğaya güzellemeler yaparak ya da şehre lanetler yağdırarak yapmıyor. Şehrin doğaya ve insana etiklerini, Mualla’nın çocukluğundan yaşlılığına yaşamının izdüşümlerinde arıyor. Bir anlamda insanın yitirdiklerinin izini doğanın yıkımında arıyor. Aktaş bunu yaparken müzikten, resimden, mitolojiden, edebiyattan bolca yardım alıyor. Van Gogh’un tablolarından Chopin’in bestelerine, Mustafa Erdem Özler şiirinden Selim İleri romanına pek çok gönderme ve alıntı boy gösteriyor anlatıda. En çok da kitaplar… İyi bir okur olduğunu anladığımız Mualla fırsatını her bulduğunda, soluğu kitaplığında alıyor.

Öte yandan Kafka’dan Ahmet Haşim’e, Gurabahane-i Laklakan’dan Sona Ermek’e bu kadar çok gönderme okurda takip güçlüğüne neden olur mu diye düşünmeden edemiyorum. Örneğin Mualla’nın doğum günü, “Leyleklerin Gelişi”, Guraba-i Laklakan kitabı, yaralanmış kuş ve leylek bakımevi bağlantılarını yakalamak, genç okur için kolay olmasa gerek. Dahası, Mualla’nın düşüncelerine ve yaşadığı anlara bu kadar denk düşen kitapları peş peşe buluvermesi, bazen alıntıların öylesine ağzından dökülüvermesi de anlatıda bir denge sorunu yaratır mı diye aklımı kurcalamıyor değil. Tüm bunları bir yana bırakırsak, kitabı okuyan gençlerin dağarcığına pek çok değerli eser ve sanatçı bilgisinin ekleneceğine seviniyorum. Umuyorum ki bu referanslar, onlarda araştırma ve okuma hevesi yaratacak.

1 Kemal Burkay, Gülümse
2 Konstantinos Kavafis, Bir Başka Deniz Bulamazsın, Çeviri: Cevat Çapan
3 Behçet Necatigil, Panik
4 Yeri gelmişken; doğum günüyse kitapta anlatılan, nasıl 85,5 olur yaş? 86 olmalı…
5 Yark, Bertrand Santini, Büyülü Fener Yayınları, çeviren Siren İdemen

Vahşi Şeyler
Burcu Aktaş
Doğan Egmont Yayıncılık, 114 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

İstanbul Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. 1994 yılından bu yana yayıncılık alanında çalışıyor. Pek çok yayınevinde farklı görevlerde bulundu. “Cankurtaran Şövalyeleri İstanbul Dehlizlerinde” adında, Günışığı Kitaplığı’ndan yayınlanmış bir çocuk romanı var. İyi Kitap’ın sorumlu yazı işleri müdürü ve editörü olarak çalışma yaşamına devam ediyor.

Yorum yaz