İyi Kitap

Eski Türk filmleri tadında bir büyüme öyküsü

Münir Özkul-Adile Naşit filmlerinden fırlamış bir mahalleye misafir olalım mı? Birbirini seven ve önemseyen komşular, torunlarının üzerine titreyen bir anneanne ve dede, mahalledeki her insanın hikâyesine gözlerini dört açıp kulak kabartan meraklı bir çocuk. Kamyon Kafe, geçmiş günlerin acı-tatlı anılarına çocuk gözlerle bakan nostaljik bir yolculuk.

Yazan: Emel Altay

Apartmanların henüz ayrıkotu gibi her boşluğu doldurmadığı zamanlardan kalma bir hikâyeyle karşı karşıyayız. Kamyon Kafe, bahçesinde zambaklar açan müstakil evlerde yaşayan eski zaman insanlarını, soba üstlerinde pişirilen Türk kahvelerini, sokaklarda oynayan çocukları, Tanrı misafirlerini, kısacası şimdi ancak eski Türk filmlerinde görebileceğimiz sahneleri bölüm bölüm, sekans sekans bize sunan bir geçmişe yolculuk hikâyesi. Annesi vefat eden, babası da bize söylenmeyen bir sebeple ailesini terk etmiş olan kahramanımız, çocukluğunu dedesi ve anneannesiyle birlikte sevgi dolu bir evde geçiriyor. Kitabın sonlarına doğru adının Arif olduğunu öğreneceğiniz kahramanın çocukluk anıları, “Türk filmi” benzetmesini yüzde yüz karşılıyor; dedesi Münir Özkul, anneannesi ise Adile Naşit. Zaten kitabın bir yerinde bu benzerlik vurgulanıyor.

Arif’e göre anneannesi için tüm dünya “doyurulması gereken açlar toplamı”. Öyle ki şehrin dışında kalan mahallerine bir şekilde yolu düşen Japon turist kafilesinden evin mutfak tüpünü değiştiren tüpçüye, eve yakın bir otelde kalırken yolunu şaşırıp kaybolan Ukraynalı bir genç kızdan tüm mahalleliye kadar evlerinde yemek yemeyen pek kalmamış. Eski zaman adetleri, komşuluk ilişkileri, artık orta yaşı geçmiş insanların gençlik günlerine dair anıları, acıları, gözleri önünde değişen dünyaya bakışları arasında usul usul büyüyen bir çocuk… Eve gelen komşuların anneannesiyle muhabbetlerini bir masal gibi dinliyor, dedesiyle yaptıkları esnaf ziyaretlerini, attıkları mahalle turlarını büyürken dahi düşlerinde saklıyor ve usul usul olmak istediği kişiye dönüşüyor. Mühendislik diplomasını bir kenara koyup dedesinden hatıra kalan kamyonu kafeye çeviriyor büyüdüğünde. Kitaba ismini veren “Kamyon Kafe”, kitabın sonlarında bir kez çıksa da karşımıza, içine tüm hikâyeyi sığdırıyor.

AZINLIKLARIN HİKÂYELERİ DE MAHALLENİN TARİHİNE DAHİL
Şimdi mahalle denilince ortak bir resme ulaşmak pek mümkün değil belki ama eski zamanlarda her mahallenin kendine has bir ruhu vardı. Birbirine tabaklar dolusu kekler, börekler taşıyan komşular, Türk kahveleri eşliğinde edilen sohbetler, derdi olanın derdine koşmanın görev sayıldığı günler… Kitapta bunlardan bolca var. Ve yine mahalle kültürü gibi kaybettiğimiz, eski zamanlarda kalan başka şeyler de var. Bunların başında azınlıklar geliyor. Ermeni komşumuz Maryam ya da Laz Nana… İki hikâye de azınlık olmanın zorlukları, kimliğini saklamak, evinden sürülmek, adını dahi değiştirmek üzerine. “Eski günler ne güzeldi” nostaljisi yapan sayfalar arasında bu gerçekçilik daha da etkili bir şekilde çapıyor insana. Bazı insanlar için belki de o eski güzel günler hiç var olmadı. Ama en azından kitaptaki karakterler iyi kalplilikleri ve haktanırlıklarıyla, tarih boyunca acılar yaşamış halkların mensuplarına haklarını teslim ediyorlar. Sevdiğini, ayrılmak zorunda kaldığı memleketinde bırakan Nana için falında güzel hikâyeler uyduran Falcı Nimet gibi… Dertli komşusunun diline ait kelimeleri de öğrenmeye gayret ediyor Nimet. Böylelikle biz de “elaşina”nın Lazca’da hatıra demek olduğunu öğreniyoruz en azından.

“O ANCAK HİKÂYE UYDURUR!”
Arif yaşıtları gibi sokakta koşturmak ya da top oynamaktansa evde kalıp kitap okumak, hepsinden çok da anneannesi, dedesi ve onların misafirlerinin sohbetlerini dinlemekten keyif alıyor. İnsan hikâyelerine oldukça meraklı olan bu duyarlı çocuk, zaman zaman arkadaşlarının alay konusu olsa da -“hanım evladı”, “o ancak hikâye uydurur!”- anlıyoruz ki onun çok büyük bir hayali var. Kendi ağzından aktarırsak; “ben bulduğum bütün kâğıtlara yazmak, kütüphanelerdeki bütün kitapları okumak istiyorum” diyor. Biz Arif’i mühendislik yapmaktan vazgeçip dedesinin kamyonunu kafeye çevirdiği yerde bırakıyoruz ama kim bilir, belki akşamları herkes gidip de Kamyon Kafe’nin kepengini indirdiğinde, içeride yazmaya ve okumaya devam ediyordur.

NESİLLER ARASI İLİŞKİYE NOSTALJİK VE ŞAİRANE BAKIŞ
Kitabın yazarı Çiğdem Sezer aynı zamanda şair; kitaptaki anlatıcı da çocukluğundan beri yazar olma hayalleri kuran biri olunca üslup da doğal olarak şairane olmuş. Anlatıcının dili başlarda yer yer fazla şairane kaçsa da ilerledikçe hikâyelere, hayal kurmaya çok düşkün bir çocukluk geçirmiş birinin anılarını dinlediğimizi anlıyor ve bu seçimi doğal buluyoruz. Arka kapakta da değinildiği gibi temelde nesiller arası bir ilişki anlatılıyor. Anlatıcımız torun olsa da dede-anneanne bakışıyla çevrelenmiş, onların değerlerini kanıksamış biri. Dolayısıyla ortaya eski günlere ama sadece anlatıcının çocukluğuna değil, dede ve anneannenin gençlik zamanlarına da özlem duyan nostaljik bir büyüme hikâyesi çıkmış.

Kamyon Kafe
Çiğdem Sezer
Günışığı Kitaplığı, 136 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz