İyi Kitap

Unutuşlara direnen sevgi

Sadeliğiyle güçlü bir sevgi hikâyesi anlatıyor Steinhöfel. Bir torunun büyükbabasına duyduğu bağlılığa, çocukluğun kalıcılığa tutunma çabasındaki içtenlik eşlik ediyor.

Yazan: Mehmet Erkurt

Kimi yazar, gözleminin odağına yerleştirdiği bireyin insani ve naif gerçekliğini doğallıkla görüverir. Görmekle kalmaz, yazıya da öyle bir döker ki süssüz, duru anlatımıyla size sadece o insanın hakikatini değil, insanlığın berrak özünü gösteriverir. Hatta kimisi vardır, yalnızca bunu başarmakla kalmaz, kurgusu ve anlatımıyla en dürüst okura, çocuğa ve ilkgence ulaşır. Andreas Steinhöfel, her yaşı her yaşa anlatabilen bu yetkin yazarlardan biri olarak sadece ülkesi Almanya’da değil, çevrildiği her dilin okurunda unutulmaz izler bırakmıştır.

Bazıları Steinhöfel’le büyür, bazıları da benim gibi çocukluğunun ve gençliğinin naif olduğu kadar köklü algısına döner. Oradan “yetişkin şimdi”ye dönmekse en güzelidir. Kitabı kapatırken, yaşımız kaç olursa olsun, yetişkinliğe bir adım daha atmışızdır. Çat Kapı, Farklı, Kiralık Canavar, hepsi de insanlığın aydınlık, karanlık ya da karanlıkta bırakılmış yanlarına, öykünün otantikliğinden ve kurgunun mantığından ödün vermeden ışık tutar. Gecen Gündüzüm Olsa, Steinhöfel’in çocuklar için yazdığı uzun öykülerden biri. Sevginin ve sevecenliğin durağında inmek için, Max’la yeni bir sabaha uyanalım.

ÖZLEMEK VE HATIRLAMAK
Max’ın büyükbabası bir süredir huzurevinde. Kötü bir yerde değil belki ama ailesinin yanında da değil. Max onu çok özlüyor. Bu ayrılığa da bir anlam veremiyor. Büyükbabasının hafızası günden güne zayıflasa da onun uzağında olmak Max’ın içinde doldurulamaz bir boşluğa yol açıyor. Onu yiyip bitiren bir eksiklik hissine… Kuşkusuz, “hasret, içinde her yeri sarmıştı.” Zira “hiçbir kalpte bunca hasrete yetecek kadar yer olamazdı.” Max bir karar veriyor: Büyükbabasını kaçıracak ve yeniden birlikte olacaklar!

Max sabah erkenden, küçük şehrin diğer ucundaki huzurevine doğru yola çıkıyor. Neyse ki onu orada gayet iyi tanıyorlar. Max büyükbabasının odasına vardığında, onunla geçirdiği bütün o güzel anları tek tek hatırlıyor. Ama bunları düşünüp duygulanmanın sırası değil, uyulacak bir plan var! Bu Maxça plan sayesinde, gerçekten de huzurevinden kimse fark etmeden çıkıveriyorlar… Oranın sakinlerinden Matmazel Meyer’le birlikte!

İstikamet kırlar şimdi. Hafızası günden güne zayıflayan büyükbaba için unutulmaz bir yerdeler. Konuşacak şeyleri var. Muhteşem ikili, Matmazel Meyer’in hayat ve anılarla dolu dansı eşliğinde, yitip gidiyor sanılan şeyin ne olduğunu ve aslında neyin daim kalacağını anlayacaklar. Üstelik Güneş’in ve Ay’ın yardımıyla…

GÖREMESEN DE ORADA, BİLDİĞİN YERDE…
Sadeliğiyle güçlü bir sevgi hikâyesi anlatıyor Steinhöfel. Bir torunun büyükbabasına duyduğu bağlılığa, çocukluğun kalıcılığa tutunma çabasındaki içtenlik eşlik ediyor. Max da mutlu, güzel ve alışılmış olanın korunmasını, hiç yok olmamasını istiyor her çocuk gibi. Hatta her yetişkinin içindeki çocuk parça gibi…

Aynı zamanda unutuşu, anımsamayışı tanımlamaya, anlamaya çalışıyor Max. Unutulmak, yok olmak mıdır birinin gözünde? Hatırlanmayan bir varlık, devam eder mi var olmaya? Hafızanın bittiği yerde, veda kaçınılmaz mıdır? Belki böyle biçimlendirmiyor sorularını Max ama kaygısı o kadar somut ve berrak ki: Hafızası giderek zayıflayan büyükbabası, gün gelir de onu ne kadar sevdiğini bile unutabilir mi?

Hayatın gerçeklerine aykırı düşmeden, mutluluğun nerede daim kılınabileceğini hatırlatıyor Steinhöfel.

Bir çocuğun gözünden ve dinlediklerinden yola çıkarak yaşlılığı yazıya dökerken, yetişkin bilgeliğin rahatlatıcı sesini okurdan esirgemiyor. Huzurevleri ve değişen aile yapısında birbirinden uzaklaşan aile bireyleri üzerine düşünürken, kimseyi yermiyor, suçlamıyor. En çok da özlem duygusunun burukluğunu göz ardı etmeden, gerçek sevginin, görmek ve hatırlamaktan çok daha güçlü olduğunu hatırlatıyor.

Olcay Mağden Ünal’ın, öyküdeki ruhu ve duygusal derinliği taşıyan çevirisine, genç illüstratör Nele Palmtag’ın özgün, pastel, çocuksu desenleri eşlik ediyor. Max ise artık sevginin gücünden hiç olmadığı kadar emin, uyuyakalıyor ve “gülerek koşuşturduğu bir rüya” görüyor. Çünkü artık hissediyor: Sevgi orada, tam da bildiği yerde.

Gecen Gündüzüm Olsa
Andreas Steinhöfel
Resimleyen: Nele Palmtag
Türkçeleştiren: Olcay Mağden Ünal
Tudem Yayınları, 72 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1983’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ardından, Günışığı Kitaplığı’nda, basınla ilişkiler, sosyal medya ve tanıtım içerikleri üzerine yoğunlaştıktan sonra, yayınevinin gençlik kitapları markası ON8’in editörlüğünü üstlendi. Fransızca’dan roman çevirileri yaptı. Bugün, yayıncılığa Can Çocuk’ta editör olarak devam ediyor ve Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde yıllardır geciktirdiği yüksek lisans tezini yazıyor. Çevirmenliği sürdürürken, sivil toplum çalışmalarından da kopmamaya çalışıyor. Kitaplar üzerine yazsa da, en çok okumayı tercih ediyor.

Yorum yaz