İyi Kitap

Böyle başladık işte…

“… Sanat, ‘eğitici sanat’ olduğu için değil, sanat olduğu için eğiticidir. Çünkü, ‘eğitici sanat’ olarak sanat, hiçbir şeydir ve hiçbir şey olan şey eğitemez de.”

Söyleşi: Doğan Gündüz – Süleyman Bulut

Doğan Gündüz: 1979 yılında henüz üniversite öğrencisiyken, Milliyet Sanat Dergisi’nin Çocuk Oyunu Yarışması’nda Küçümen Karcık ve Aloş adlı çocuk oyunlarınızla başarı ödülü almışsınız. O dönemde henüz kitabı çıkmadan birçok yazarın öyküleri, şiirleri, yazıları yayımlanırdı edebiyat dergilerinde. Dergiler aracılığıyla okurlar yazarı, yazar da kendi sınırlarını tanırdı. Sizin dergilerle ilişkiniz nasıldı, dergilerde yazıyor muydunuz?
Süleyman Bulut: O yıllarda yayımlanan çocuk dergisi sayısında büyük bir patlama vardı. Hem gazeteler hem de bankalar çocuk dergisi yayımlıyordu. Kitaplarım çıkmadan önce bu dergilerde öykülerim, yazılarım çıkıyordu. Adlarını hatırlamam gerekirse, Ülkü Tamer’in yönettiği Milliyet Çocuk, Tan Oral’ın yönettiği Cumhuriyet’in çocuk dergisi Çekirge, Hürriyet Çocuk, Kumbara (İş bankası), Başak Çocuk (Ziraat), Pamuk Çocuk (Pamukbank) ilk aklıma gelenler…

D.G.: Daha sonra ilk kitabınız Kar Tanesi, Arkadaş Kitaplar’dan yayımlanıyor. Oda Yayınları, Arkın Kitapevi, Koza Yayınları, Gözlem Yayınları gibi başka yayınevleri de çocuk kitapları basarken Arkadaş Kitaplar’a başvurmanızın özel bir nedeni var mıydı?
S.B.: Şöyle anlatayım: Kar Tanesi’ni yazdım ama çekingenliğimden dolayı kimseye götüremiyorum. Dedim ki kendime, bir tane yazdın, tamam; ama ya bu bir tesadüfse? Hadi otur bir tane daha yaz bakalım… Oturdum, ikinci kitabım Sarıtay’ı yazdım. Kendime güvenim geldi. O sıralar Erdal (Öz) abi Cem Yayınevinin Arkadaş Kitaplar’ını yönetiyordu. Yerli, yabancı çok güzel çocuk kitapları yayımlıyordu. Ayrıca severek okuduğum bir yazar. Erdal abiye gitmeye karar verdim. Gittim, Erdal abi tam çıkarken kapıda karşılaştık. Dedim ki, “İşte, ben iki çocuk kitabı yazdım, bir okumanızı…”; “Dosyalar yanında mı?” dedi. Hemen uzattım. Dosyaları sırtındaki çantaya attı, “Ben şimdi tatile gidiyorum, on beş gün sonra gel,” dedi. Benim için on beş yıl kadar uzun süren bir on beş gün. On beş gün sonra gittiğimde, beni görür görmez, “Aaa Süleyman, senin dosyaları okudum, resimlemeye bile verdim,” demesin mi? Böyle başladık işte…

D.G.: Kar Tanesi kitabının kahramanının adı oyununuzun adıyla aynı: Küçümen Karcık. 1980 yılında resimlemesini Selçuk Demirel’in yaptığı, Gözlem Yayınlarından çıkan Aloş Emeğin Resmini Çiziyor ise yayımlanan bir diğer kitabınız. Sanırım çocuk oyunlarınızı bir süre sonra çocuk romanına dönüştürmüşsünüz. O yıl içinde yayımlanan, resimlerini İsmail Gülgeç’in çizdiği üçüncü kitabınız Sarıtay ise bu kapsamın dışında. Niye oyunlarınızı bir de çocuk romanı olarak yazma ihtiyacı duydunuz?
S.B.: “Küçümen Karcık”, evet, Kar Tanesi’nin oyun adıydı. Romanı oyundan önce yazdım ama gidip bir yayınevinin kapısını çalamıyordum. O sırada Milliyet Sanat Dergisi oyun yarışması açınca, oturup “Aloş”u yazdım (sonra roman olarak yazdım) ama tek bir oyunla katılmak istemiyorum. Elimde Kar Tanesi var, onu bu kez oyun olarak yazdım, iki oyunu gönderdim. Oyuna ilgim nereden geliyor? Benim profesyonel yazarlığım radyo oyunlarıyla başlar. Arkası Yarın, Mikrofonda Tiyatro programlarında yayımlanmış epeyce bir radyo oyunum vardı. Tiyatro oyununa ilgim ise, 1976’da bir grup arkadaşla sokak tiyatrosu yapmaya başlamıştık. Beraber yazıyor, fabrikalarda, grevlerde beraber oynuyorduk. Sonra Şehir Tiyatroları’nda ve Vasıf Öngören Topluluğu’nda oyunculuk da yaptım. Bu arada oyunlar yazdım; bunlardan Dost adlı oyunum 1979’da Hürriyet gazetesinin düzenlediği yarışmada başarı ödülü kazanmıştı.

D.G.: 1979 yılı Unicef tarafından tüm dünyada çocuk yılı ilan edilince bir çocuk kitabı yazma, yazdırma furyası başlıyor. Bugün, o dönemde yayımlanan eserlerin çoğunun baskılarının artık yapılmadığını, kaybolup gittiklerini görüyoruz. Bu durum bize o dönemki çocuk edebiyatı alanındaki ürünlerin “edebi niteliği” hakkında da fikir veriyor. Kar Tanesi ise bugüne ulaşabilen ender kitaplardan biri. Ben kitabın 1980 yılındaki ilk baskını, 2010 yılında Can Çocuk Yayınlarından çıkan 10. baskısıyla karşılaştırmalı olarak okudum. Gördüğüm kadarıyla ilk kitaptaki ufak tefek çelişkiler giderilmiş, gereksiz bölümler çıkarılmış, okumayı tökezleten bazı yerlerdeki pürüzler ortadan kaldırılmış. Bugün kitabın 27. Baskısına ulaşmasında metnin üzerinde yeniden yaptığınız bu titiz çalışmanın etkisi yadsınamaz. Kar Tanesi’nin sonraki baskısını yapmadan önce sizin metni yeniden gözden geçirmek, üzerinde çalışmak istemenizin nedeni neydi?
S.B.: Şöyle anlatayım: Ben, dün yayımlanmış bir kitabımı bugün okumaya başlayayım, hemen yeniden yazmak isteği duyarım. Şunun için: Yayımlanmış bir kitabımı yeniden okurken, onda yeni olay, olay örgüsü, karakter, anlatım imkânları fark ederim. Nerdeyse her kitabımda olur bu. Bu yeni imkânlar, ben de öyle bir yeniden yazma isteği uyandırır ki, fırsat olsa bütün kitaplarımı yeniden yazarım. Sonra da o yeniden yazdıklarımı yeniden yazarım. Can Çocuk’tan sevgili İpek (Gür) bilir, bitti diye ona gönderdiğim dosya üzerinde matbaaya gidinceye kadar bıktırıcı değişiklikler yaparım. Hiçbir şey yapmasam, noktaların, virgüllerin yerlerini değiştiririm. Benim için hiçbir kitabım bitmiş değildir. Buradan Kar Tanesi’ndeki yeniden yazıma gelirsem… Senin sözünü ettiğin ikinci yeniden yazım. Geçen yıl Kar Tanesi’ni üçüncü kere yeniden yazdım. Elbette, kitabın ana omurgası, temel karakterleri yerinde duruyor ama yeni karakterler ekledim, çıkardım, anlatımda epey bir değişiklik yaptım. 27. baskıdan itibaren okunacak olan, Kar Tanesi’nin üçüncü yeniden yazımıdır. Bu üç basımı karşılaştıran bir çalışma yapılsa, ne ilginç sonuçlar çıkar, kim bilir?

D.G.: Kar Tanesi romanı kısaca “doğru olan her şeyin gerçekte doğru olmayabileceğini, yanlış olanların da yanlış olmayabileceğini” anlatıyor. Konusu Karlar Ülkesi’nde geçiyor. Küçümen Karcık dünyaya geldiğinde kendini Karlar Ülkesi’ne inerken buluyor. Ona ülkeyi ve hayatı öğretmeye çalışan Yıldızkar ile kar tanelerinin alın terini hamasi vatan ve din nutukları atarak sömüren Buzkar’lar romanın diğer karakterleri. Kar Tanesi çocuk saflığıyla sorular sorarak gerçeği bulmaya çalışıyor. Çocuk kitapları ve sanat, baskıcı rejimlerin olduğu birçok ülkede kendini ifade edebilme aracı olarak daha fazla öne çıktığı bilinen bir şey. 1980 yılı tam da toplumsal muhalefetin yükseldiği bu yükselişin önünü tıkamak için 12 Eylül darbesinin yapıldığı yıl. Sonrası malum. Sizin bu konuyu çocuk romanı olarak yazma tercihinizde dönemin baskıcı ortamının etkisi oldu mu? “Aloş Emeğin Resmini Çiziyor” adlı kitabınız bu baskı ortamından payına düşeni alan 12 Eylül sonrası toplatılan ender çocuk kitaplarından biri bildiğim kadarıyla…
S.B.: Sanat, baskıcı ortamlarda, evet, gerçekliği yeniden üretmenin önemli yollarından biri; sanatçıyı değişik ifade yolları aramaya itiyor. “En parlak eserler sansür ortamında parlar” diye bir söz bile vardır. Bunun Türkçesi şeytan azapta gerek. Ama ben bunlara katılmıyorum. Sanat, baskılı ya da baskısız her ortamda gerçekliği yeniden kurmanın ve ifade etmenin temel yollarından biri. Katılmadığım bir şeyi daha söyleyeyim: Sanat bilgi vermez diye bir klişe vardır. Oysa suya sabuna dokunmayan metinler, tamamen eğlence olsun diye yazılmış kitaplar bile bilgi verir. Ama dikkat: Sanatın bilgisi, fizik, kimya, tarih, sosyoloji, matematikteki gibi bir bilgi değildir. Sanatın, onu sanat yapan kendine özgü bir bilgi üretme ve sunma tarzı vardır. Sanatın bilgisi yaşantısaldır. Demokratiktir. Tek bir doğruyu dile getirmez. Sanat, bir olayın bilgisini öykü içinde çeşitli yönleriyle bir forum gibi sunar. Bilgiyi okuyucusuna dikte etmez, tersine, kararı okuyucunun metin içinden çekip çıkarmasına olanak tanır. Bu yaklaşımı çok iyi özetleyen bir sözü o zamanlar Gramsci’de okumuştum. Çalışma masama her oturuşumda hatırladığım altın sözlerden biridir. Gramsci diyordu ki: “… Sanat, ‘eğitici sanat’ olduğu için değil, sanat olduğu için eğiticidir. Çünkü, ‘eğitici sanat’ olarak sanat, hiçbir şeydir ve hiçbir şey olan şey eğitemez de.” Hayatımızda olan her şeyi çocuklara anlatabilmeyi başarmalıyız. Böyle bir derdim oldu hep. Çocuk, o yaşlarda, bazı olayları, olguları, değerleri, kavramları hakkıyla kavrayamaz elbette ama öyküsü aracılığıyla pekâlâ tanışabilir. Aloş dizisi, başta “emek” olmak üzere, beş kavramın beş kitapta anlatıldığı bir dizi olacaktı. Dizinin ilk kitabı Aloş Emeğin Resmini Çiziyor yayımlandığında dizinin diğer öykülerini yazmaya çalışıyordum. Ama kitap daha yeni piyasaya çıkmıştı ki, Gözlem Yayınevinin içlerinde Aloş’un da olduğu birkaç kitabı depodan alınarak toplatıldı. Birkaç yıl sonra yazmakla arama geçim derdi girince on beş yıl kadar uzun bir süre karalamalar yapmanın dışında yazamadım. 2000’lerden itibaren yeniden edebiyata döndüm. Şimdi Aloş dizisi üstüne yeniden çalışıyorum… Yeniden yazılacaklar arasında. Tabii Gramsci’nin sözü de hâlâ masada.

D.G.: Kar Tanesi’nin yayımlandığı yıldan bugüne baktığımızda sistemin işleyişinde pek de önemli bir değişiklik olmadığını görüyoruz. Buna karşın bugün çocuk edebiyatında işlenen konular içinde geçmişten farklı olarak emek teması çocuk kitaplarında kendine daha az yer buluyor gibi… Bunun nedeni sizce ne olabilir?
S.B.: Daha az yer bulma değil de yazılan diğer konulara göre daha geride kaldı diye düşünüyorum. Yazılanlara bakarsak, ülkede hiç yoksulluk, emek hırsızlığı, haksızlık kalmamış gibi bir duyguya kapılmak mümkün. Şu da var: Eskiden emek kavramı, neredeyse sadece ekonomik-siyasal mücadeleyle sınırlıydı. Bugün öyle değerlendirilmiyor. Çok değişik alanlarda kendini gösteriyor “emek”. Çocuk haklarından tutun da kadın, çevre sorunlarına kadar pek çok alanda, dolaylı ya da dolaysız “emek” var.

D.G.: Önümüzdeki yıl Kar Tanesi kırk yaşına basacak. Kolay değil, sizin de çocuk edebiyatı alanında kırkıncı yılınız olacak. Sayısız roman, araştırma, öykü, derleme kitabınız var. Bir yazar olarak içeriden, bir okuyucu olarak dışarıdan baktığınızda bu süre zarfında Türkiye’deki çocuk edebiyatının gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
S.B.: Böyle bir değerlendirmeye sayfalar yetmeyeceği için, üç cümleyle özetini çıkarayım… Bir: 70’lere kadar çocuk edebiyatından değil, çocuk kitaplarından söz edilebilirdi. İki: Bugün çocuk edebiyatı kategorisini dolduracak kadar çok ve iyi çocuk kitaplarımız var. Kitapların çizimleri, baskı kalitesi de çok iyi. Üç: Evet, iyi çocuk kitaplarımız çokça var ama çok iyi veya çok çok iyi kitaplarımızı henüz yazamadık.

D.G.: Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?
S.B.: Yazdıklarımızı beğenmemek, daha iyi yazmanın başlangıcıdır.

Kar Tanesi
Süleyman Bulut
Resimleyen: Elif Ayiter
Arkadaş Kitaplar, İstanbul,
1980, 95 sayfa

Aloş Emeğin Resmini Çiziyor
Süleyman Bulut
Resimleyen: Selçuk Demirel
Gözlem Çocuk, İstanbul,
Haziran 1980, 47 sayfa

Sarıtay
Süleyman Bulut
Resimleyen: İsmail Gülgeç
Arkadaş Kitaplar, İstanbul,
1980, 93 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz