İyi Kitap

Cesaret ve korkuyu yeniden tanımlayan Anya’yı Beklerken de umudun pembe balonlar eşliğinde düşlenen değil, uğruna çok acı bedeller ödenen bir hazine olduğunu gösteriyor.

Yazan: Karin Karakaşlı

Kimi yazarların sadece kitapları değil, hayat içerisinde bir dertleri, anlatacak bir meramları olur. Çocuk ve gençlik edebiyatının usta kalemi Michael Morpurgo için bu meramın adı savaş. Genç okurların elinden umudu almadan, en zorlu konuları açıklık ve dürüstlükle işlemesiyle tanınan Morpugo’yu, Türkçede son olarak yetimhane ve koruyucu aileler eşliğinde ait olduğu yuvayı, hayattaki yerini arayan on iki yaşındaki George’un hikâyesini anlattığı Eve Giden Uzun Yol’da okumuştuk. Morpurgo külliyatını Türkçede okurla buluşturan Tudem Yayınlarından, yine Damla Kellecioğlu’nun çevirisiyle çıkan Anya’yı Beklerken de yazarın temel meselesi olan savaş eşliğindeki gündelik hayata odaklanan bir eser.

İlk kez 1990’da İngiltere’de Waiting for Anya başlığıyla yayınlanan kitap, bizi İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetinin giderek hissedilmeye başlandığı bir dönemde, Alman askerleri tarafından işgal edilen Fransa’nın küçük bir sınır kasabasına götürüyor. Küçük Jo, üç yıldır cephelerde savaşan ve esir düşen babasının yokluğunda, büyükbabası, annesi ve küçük kız kardeşiyle yaşayan ve çobanlık yapan bir çocuk. Zor koşullarda yaşından büyük sorumluluk almayı öğrenmek durumunda kalan Jo’nun hayatı, erzak taşıdığı yaşlı dul Horcada, bir ayı yavrusunu korumaya çalışırken tesadüf eseri tanıştığı yaşlı Benjamin ve büyükbabasının ortak olduğu bir sırrı keşfetmesiyle daha da çetrefil hâle gelir. Bu insanlar birbirinden bağımsız aldıkları karar eşliğinde İspanya sınırından kaçırmak üzere kendilerine sığınan Yahudi çocuklarına yardım etmektedir. Cezası ölüm olan bu girişim, Jo’yu yepyeni sırlarla kuşatır. Jo, savaş eşliğinde büyümenin ne demek olduğunu öğrenecektir.

BIN BIR RENKLI GRI ZEMINLER
Morpugo edebiyatının şaşmaz özelliği olan başkahramanla kurulan bağ bu kitap için de geçerli. Jo’yu kalbimizin orta yerine yerleştiriyor, saflığıyla bizi büyüleyen Jo’nun arkadaşı Hubert ve sınırı geçmeye çalışan Çek Yahudisi küçük kız Léah ve satranç ustası kaçak Michael’i yüreğimiz ağzımızda takip etmekten alıkoyamıyoruz kendimizi.

Yazarın bir diğer büyük başarısı da özellikle savaş gibi düşmanlığı en üst seviyeye taşıyan bir ortamda hayatın sadece siyah-beyaz olarak yaşanmadığını ve dolayısıyla öyle de anlatılamayacağını bize göstermesi. Jo, bir yandan zaman içinde arkadaş olduğu Yahudi çocukları sınırın öte tarafına geçirmek için mücadele ederken diğer yandan Wilhelm isimli Alman on başı ile de dost oluyor. Çünkü gündelik hayat, bir bombardıman sırasında kızını kaybeden bu askeri, cephede değil siviller arasında sürdürülmeye zorlanan bu savaşı sorgulamaya itiyor. Keza, direnmenin tekil bireylerle başlasa da ancak dayanışmayla anlam kazandığını kanıtlayan Anya’yı Beklerken, özlü mesajlarından birini Jo’nun annesinin bu sırra neden bütün kasabayı ortak etmek gerektiğini Horcada’ya anlattığı şu cümlelerle veriyor okura: “Korkacaklar evet. Büyükbaba bana Jo’dan, senden ve mağaradaki çocuklardan söz ettiğinde ben de korktum. Hatta ne yalan söyleyeyim, hâlâ da korkuyorum. Ama yapılması gerekenin bu olduğunu da biliyorum. Onlar da bilecek. Kimse onları ele vermeyecek. Çünkü biliyorlar ki, eğer böyle bir şey yaparlarsa sadece mağaradaki çocuklar değil, hepimiz acı çekeriz. Bütün kasaba; birlikte büyüdükleri herkes acı çeker.”

YIKIMA INAT YEŞERTILEN UMUT
Morpugo hayat tecrübelerinden doğrudan beslenen ve kişisel anılarını toplumsal meseleleri anlatmak için ustalıkla harmanlayan bir yazar. İkinci Dünya Savaşı’na giden biyolojik babası aktör Tony Van Bridge’i ancak on dokuz yaşında tanıyan 1943 doğumlu Morpugo, savaş yıllarında Londra’da büyüdüğü dönemin izlerini eserlerine ustalıkla yedirdi. Tudem Modern Klasikler çerçevesinde yayınlanan ve dünyaca tanınmasını sağlayan başyapıtı Savaş Atı’nda I. Dünya Savaşı yıllarını Joey adında bir atın ağzından aktaran Morpugo, Joey ile evin oğlu Albert arasındaki dostlukla unutulmazlar arasına girmişti. Broadway ve West End sahnelerinde tiyatro oyunu olarak sergilenen Savaş Atı, 2011’de Steven Spielberg tarafından beyazperdeye de uyarlanmıştı.

2003 yılında İngiliz Çocuk Edebiyatı Elçisi seçilen Michael Morpurgo’nun, Türkçede, büyükannesinin hikâyesinden esinlenerek kaleme aldığı Ay’a Kulak Ver; Balinalar Geldiğinde; modern bir Robinson Crusoe hikâyesi olarak kabul edilen Issız Adanın Kralı; Kayıp Zamanlar; Kelebek Aslanı; Tekboynuzlara İnanıyorum ve Satranç Şampiyonu adlı romanları bulunuyor. Doğayla kurulan bağ, hayvanların insan hayatındaki yeri, ayrılıklarla sınanan aile bağlarını anlatan Morpugo, çocukları hayatın her hâliyle buluşturdu.

Cesaret ve korkuyu yeniden tanımlayan Anya’yı Beklerken de umudun pembe balonlar eşliğinde düşlenen değil, uğruna çok acı bedeller ödenen bir hazine olduğunu gösteriyor. İyi ve kötünün sert sınırlarla ayrılmadığı ve tek bir insanın iradesiyle çok şeyi değiştirebileceğini anlatan Anya’yı Beklerken, çok büyük bir mülteci sorunu ile karşı karşıya olduğumuz, neo-kapitalizm altında gelir eşitsizlikleri, emek sömürüsü, hukuk skandalları ile karşı karşıya olduğumuz bir dönemde, bizi insan kılanın seçimlerimiz olduğunu öğretirken iyilik adına mücadele için güç ve inanç aşılıyor.

 

 

 

Anya’yı Beklerken
Michael Morpurgo
Türkçeleştiren: Damla Kellecioğlu
Tudem Yayınları, 184 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz