İyi Kitap

Yalvaç Ural temiz ve sade bir dille anlatmış destanı. Okunması kolay, unutulması güç bir kitap çıkarmış ortaya.

Yazan: Toprak Işık

Troyalı Helena ile Paris ve Tahta At Efsanesi… Amansız bir savaşın yürek burkan destanı… Büyük şair Homeros’un Troya Savaşı’nı anlatan ölümsüz eseri İlyada’yı Yalvaç Ural’ın kaleminden okuyacaksınız. Yapı Kredi Yayınlarından çıkan kitabı, Erdoğan Oğultekin çok güzel resimlemiş.

Paris ve Helena sevmişler birbirlerini; ancak samanlığın seyran olmasının önünde minik bir engel var. Güzeller güzeli Helena, Kral Menelaos ile evli. Genç sevgililer, el ele tutuşup yüreklerinin götürdüğü yere, Paris’in memleketi Troya’ya, yani Çanakkale’ye kaçmışlar.

Menelaos’un abisi, Mykene kralı Agamemnon küplere binmiş. Konuyu komşuyu, eşi, dostu toplamış, dev bir orduyla Troya’yı kuşatmış. Bir yıl, iki yıl, üç yıl, dokuz yıl… Troya’nın surlarını aşıp kenti ele geçirememişler. Yeter artık, sevenleri sevdiğine verelim, deyip yurtlarına dönmemişler. İnatla sürdürmüşler kuşatmayı.

Saldıranların tek dertlerinin, Helena’yı alıp kocasına geri vermek olduğuna inanmak güç. Onca çileye, Anadolu’nun zengin kentini yağmalama hevesiyle katlandıklarından şüphelenmek pek bir mümkün. Troyalıların, topraklarına, ocaklarına, çoluklarına, çocuklarına düşman eli değmesin diye canlarını dişlerine taktıkları ise kesin.

Hektor… Ülkesini savunanların başkomutanı… Hektor ile Aşil’in teke tek dövüşmeleri ve sonrasında olanlar destan içinde bir başka destan. Hektor karısıyla vedalaşıp oğlunu sevip okşadıktan sonra çıkar ecelin karşısına.

“Hektor sımsıkı kavradı kargısını, Beklemeden, olanca gücüyle fırlattı Aşil’in üzerine. Kalkanının tam ortasından vurdu onu. Ne yazık ki kalkanı delemedi kargı” Kapışmadan canlı çıkan Aşil olur. Hektor’un ölü bedenini savaş arabasının arkasına bağlayıp yerlerde sürükler. Gece olunca kurt kuş yesin diye dışarıda bırakır onu. Destanın söylediğine göre tanrılar korur cansız bedeni. Oysa kim bilir, belki de kurt kuş, Aşil kadar vicdansız olmadığından dokunmamıştır Hektor’un etine.

Hektor’un babası, Troya’nın kralı Priamos, gece bir başına kaleden çıkıp Aşil’e gider. Oğlunun katiline, evladının bedenini versin diye yalvarır. Aşil, babaya acır ve isteğini kabul eder. Gösterdiği bu yüce gönüllülüğün
hemen ardından ne yaptığını da okuyalım: “Ve sonra iki seyisini yanına alıp çıktı dışarı. Arabadaki kurtulmalıkları adamlarıyla çadırına taşıdı.” Bir araba dolusu ganimet… Aşil, kurtulmalıkları almayı da ihmal etmemiş demek.

Agamemnon’un peşine düşenler, kılıçlarıyla, mızraklarıyla aşamadıkları surların ötesine kurnazlıklarıyla geçerler. O meşhur tahta at hilesi sayesinde Troya’ya girerler ve şehri ele geçirirler. Güzelim kentte taş üstünde taş, ganimet saymadıkları omuz üstünde baş bırakmazlar. Helena’yı ne yaparlar bilinmez ama diğer kadınları alıp götürürler. Bütün kenti yağmalarlar. Aşil ise Paris’in yayından çıkan okla topuğundan vurularak Hades’i boylar.

Yalvaç Ural, destanın peşine “Meraklısına Notlar” kısmı eklemiş. Büyük şair Shakespeare’in, yağmacıların ileri gelenleri hakkındaki ifadelerini bu sayede öğreniyoruz:
Aşil: Budalaların taptığı bir put Agamemnon: Kafasında beyinden fazla kulak kiri bulunan bir aptal
Menelaos: Boynuzların canlı abidesi
Nestor: Beyni sulanmış bir bunak
Odysseus: Dalavereler çeviren bir tilki
Diomedes: Kalleş bir köpek
Kressida: Yüzsüz yalancı bir kadın
Troilus: Ağzından küfür eksik olmayan aşk budalası bir aptal ve bir soytarı

Rivayet odur ki, önce Fatih Sultan Mehmet, sonra da Çanakkale ya da Sakarya Zaferi’nin ardından Atatürk, Hektor’un ve Troyalıların öcünü aldığını söylemiş. Yirminci yüzyılın başında Çanakkale’de ülkesini savunanlar bu defa yenilmezler ama düşmanlarının toprağa düşen bedenlerini yerlerde de sürüklemezler; yıllar sonra, başkomutanları aracılığıyla, askerlerin gözü yaşlı analarına şöyle seslenirler:

“Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz! Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Oysa Birinci Dünya Savaşı’nı kazananlar yine Troya üzerinden mesaj vermiş, Osmanlıya ateşkes antlaşmasını Agamemnon adlı zırhlı gemide imzalatmışlardır.

Yalvaç Ural temiz ve sade bir dille anlatmış destanı. Okunması kolay, unutulması güç bir kitap çıkarmış ortaya. Tarafını da hiç gizlememiş. Hektor’un Çanakkaleli olması muhakkak ki bizi ayrı etkiliyordur. Ancak mesele hemşehrilik meselesi değil; haklının ya da haksızın yanında durma meselesi… Yoksa Shakespeare Agamemnon’un kafasının içindeki kiri yüzlerce yıl uzaktan göremezdi.

 

 

 

Troyalı Helena ile Paris ve
Tahta At Efsanesi
Yalvaç Ural
Resimleyen: Erdoğan Oğultekin
Yapı Kredi Yayınları, 212 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Toprak Işık 1973 yılında Elazığ'da doğmuştur. Üniversite birinci basamak sınavında Türkiye 9.su, ikinci basamak sınavında Türkiye 16.sı olarak girdiği Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden 1996 yılında mezun olmuştur. Bir süre New York’ta yaşadıktan sonra yazarlığa daha fazla zaman ayırabilmek için 2008 yılından itibaren İstanbul’a yerleşmiş ve mühendislik yaşamını araştırma geliştirme projelerinde danışmanlık yaparak sürdürmeye başlamıştır. Yetişkinler ile çocuklara yönelik yirmiye yakın kitabı ve Devlet Tiyatroları Repertuvarında üç oyunu bulunmaktadır. Ayrıca yoksulluk, tüketim kültürü ve toplumsal cinsiyet konularında akademik çalışmalar yürütmektedir. Uluslararası konferanslarda sunulmuş bildirileri ile ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Seher Cesur Kılıçaslan ile birlikte gerçekleştirdikleri, oyun teorisi ve davranışsal iktisadın yoksullukla mücadeleye olası etkilerine yönelik çalışmaları 2015 yılında ABD’de kitap bölümü olarak yayımlanmıştır.

Yorum yaz