İyi Kitap

Kendini bana yakalatıp ardından beni yutan… (*)

“O küçük kayığıyla tek başına Gulf Stream’de balık tutan yaşlı bir adamdı ve seksen dört gündür balık avlayamamıştı…”

Yazan: Alev Karakartal

Dünyanın en “sinematografik” yazarlarından Ernest Hemingway’e önce Pulitzer, bir yıl ardından Nobel Edebiyat Ödülü kazandıran, edebiyat tarihinin en çarpıcı öykülerinden Yaşlı Adam ve Deniz, bu kez bir grafik romanla karşımızda. Fransız sanatçı Thierry Murat’ın aynı adlı uyarlaması Bilgi Yayınevinden çıktı.

Anlatılan, seksen dört gün boyunca tek bir balık dahi yakalayamamış balıkçı Santiago ile kovaladığı kılıç balığının hikâyesi. Havana’nın balıkçı köylerinde pili bitip de artık işe yaramaz hâle gelenlere söylenen “salao”ya, yani “kötü talih”e yakalanmış yalnız ve ihtiyar bedeni, artık karnını doyurmak için değil, biraz da itibarını kurtarmak, “hiç”in karşısına “hep”i koyabilmek için açılmaktadır okyanusa. Bir de elinde büyümüş olan ve balık tutup para veremeyince ailesinin başka bir tekneye verdiği ama onu asla yalnız bırakmayan “çocuk”a (orijinalindeki adı Manolin) bir hikâye bırakabilmek için belki.

85’inci gün Körfez Akıntısı’nda (Gulf Stream) bir kere daha balığa çıkar yaşlı adam. Hazırdır… Yalnızca alet edevatıyla değil, uzun yalnızlıklarda alışkanlık edindiği kendiyle, denizle, balıklar ve kuşlarla konuşarak; avla, avcılıkla hatta tüm dünyayla hesaplaşarak hayatı sorguladığı mütevekkil zihninin gücü yedeğinde, bu kez kaderiyle karşılacaktır. Bir süre sonra beklediği mucize gerçekleşir, bir çipura sürüsünü takip eden büyük bir kılıç
(aslında yelken) balığı oltasına takılır. Sonrası başarı veya başarısızlık, zafer ve yenilgi, cesaret ve korkunun eşlik ettiği inat ya da kararlılık olarak okunabilecek birkaç gün süren, nefes kesici bir mücadele ve beklenmedik bir son. Avını canlıyken de ölüyken de yücelten ve saygı duyan, önce öldürmek sonra onu düşmanlarından korumak için savaşan yaşlı balıkçı ile güçlü, soylu ve zeki balığın var oluş mücadelesi, izleyen gözleri de taraf tutmayı zorlaştıran sert bir yazgının peşinde sürükleyecektir.

Uzun zaman boyunca, çizgi ve/veya grafik romanlarda genellikle desenlere ağırlık verildiği ve çizimlerin “açıklayıcı unsuru” olarak metinler hep ikinci planda kaldığı meraklısının malumu. Çizginin meselesini anlatmaya yetmediği, yetişemediği durumlar için kullanılan kelimelerin edebi bir tat bırakması, ne yazarın niyet ettiği ne de okurun beklediği bir şey oldu; gerekmedikçe kullanılmadı. Ne zaman ki çizgi romanlar zamanın ruhu gereği çocukların ilgi alanından çıktı ancak nitelikli ürün arayan alanın meraklısı yetişkinlere de yetmez oldu; işte o zaman işler değişti; Spielgelman, Strapi, Sacco, Nakazawa, Tardi gibi iyi örnekler, çizgi romanın “kaybettiği” genç okurla da yeniden bağ kurmayı başardı.

Thierry Murat’ın, içine yazarın kendisini de koyarak uyarlayan çalışmasının bu minval bir handikapı pek yok elbette. Ne de olsa uyarlama yaptığı yazar, bizatihi “büyük balık”lardan biri. Ama bu çizimlerin, hele de renk kullanımının hikâyeye katkısını küçümsemeye yol açmamalı. Küba’nın kavurmayan ama başrolü de kimselere bırakmayan sarı sıcak güneşini sabahın erken saatlerinde soluk bir hayalet gibi sokaklarda salınmasından itibaren gün içinde, turunculaşıp keskinleşmesini sayfa sayfa izlediğimizde mesela ya da akşam çökerken çıkan tek tük yıldızın belirsiz ışığıyla aydınlanan sahilin verdiği hüzün duygusunu neredeyse sadece üç beş tonunu kullandığı bir kaç renkle anlatmak göründüğü kadar kolay değil. Veya okyanusun günün saatlerine göre değişen hâlet-i ruhiyesini; soğuk gecelerde yalnızlığı pekiştiren devasa ve ıssız bir örtü hâline gelişini, süt beyaza kesildiği çok erken saatlerin verdiği “hiçlik duygusunu” bir kaç kalem darbesiyle yansıtmak… Yüzünün hatlarını tam seçemediğimiz, adeta bir siluetten ibaret yaşlı adamın, karanlık gecenin ortasında birdenbire rüyalarından fırlayan aslanların çarpıcı desenleriyle oluşturduğu güçlü tezat, Hemingway’in de hoşuna giderdi ihtimal.

Velhasılıkelam, hemen herkesin bir başyapıt olduğuna kani olduğu, yazarının “bu, hayatım boyunca yazabileceklerimin en iyisi” dediği rivayet edilen bu kısacık ama yoğun ve dokunaklı hikâyeyi uyarlamaya soyunmakla iyi yapmış Murat. Belki onun kılıç balığı da bu kitaptır, kimbilir? O hâlde, yenerken de yenilirken de istifini bozmayanlara selam olsun…

(*) Bilge Karasu, Göçmüş Kediler Bahçesi/Avından El Alan

 

 

 

Yaşlı Adam ve Deniz
Thierry Murat
Türkçeleştiren: Nazlı Ekin Avcı
Bilgi Yayınevi, 128 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Alev Karakartal Gazeteci. İstanbul’da doğdu, yaşıyor. 8 kardeşin en büyüğü. Kedileri, kitapları, ağaçları, yıldızları ve trenleri seviyor. Bir sonraki yaşamında, bir Rönesans bilim/sanat/teknoloji/mühendislik/mimarlık vb. insanı olmayı umuyor…

Yorum yaz