İyi Kitap

Hayatın sıkıştırılmış bir versiyonu olan bu yolculukta, bazen birbirinin aynı gibi görünen günler bazen akla hayale gelmeyen deneyimler yaşanıyor…

Yazan: Nilay Kaya

Senin evin neresi? Ormanlar yok edildikten sonra, yerlerine kondurulan yapay göletli, kanallı, parklı, havuzlu, güvenlikli bir sitede, dört başı mamur bir yaşam alanındaki apartman dairesi mi? Annenle babanın arabalarını park edecek yer bulamadığı, senin sokakta yaşıtlarınla oynayamadığın, her sabah bir saat daha erken kalkıp gerekli uykunu okul servisinde almak zorunda kalmana neden olan, -okulun yakın olsa da elini kolunu sallaya sallaya gitmene izin vermezler ki- o şehir merkezindeki apartman dairesi mi?

Evet, farkındayım bu evlerden hangisini tarif etmeye kalksam, olumsuzluklara değinip ağzımızın tadını kaçırmadan duramadım. Zira bahsedeceğim kitap, bana kalırsa eşsiz bir hayal gücüyle, şehrin içinde yaşadığımız fiziksel gerçekliklerin ideale yakın bir ev kavramıyla örtüşmesinin pek de mümkün olmadığını söylüyor. İsviçreli yazar Peter Stamm’ın Türkçeye Bugün Burada, Yarın Orada adıyla çevrilen kitabının orijinal başlığı da aslında bu fikri pekiştiriyor: Warum wir vor der Stadt wohnen (Neden şehrin önünde yaşıyoruz). Buradaki “ön” kelimesini
“şehrin dışında/berisinde” diye çevirmek daha doğru olur tabii. Kitabın Türkçe başlığı, kitaba konu olan ailenin yersiz yurtsuzluğuna vurgu yaparken; orijinal başlık, kitabın sonu düşünüldüğünde ideale yakın evin, şehirden başka her yer olabileceği fikrini sunuyor.

Bugün Burada, Yarın Orada’nın anlatıcısı, yolculuklarının hikâyesine, ailesiyle birlikte şehirde yaşadıkları ve sonunda taşınmak zorunda kaldıkları evle başlıyor. Bu noktada, yazarla birlikte bu kitabı resimleyen Jutta Bauer’ın maharetinin altını çizmek gerekiyor. Çünkü her çizimli kitapta göremeyeceğimiz bir şekilde, bu kitaptaki illüstrasyonlar hoş bir estetikle hikâyeye eşlik etmekle kalmıyor, ona yeni açılımlar katıyor. Örneğin ilk taşınma hikâyesinde anlatıcı böyle bir şeye değinmezken, metnin yanındaki çizimde ailenin yaşadığı evin dev apartmanlar arasında sıkışıp kaldığını görüyoruz. Benzer bir şekilde, aile evden çıkıp bir otobüse taşınmak zorunda kaldığında, otobüsteki hayatlarını gösteren çizim, anlatıcının dilinden dökülmeyen kelimeleri zikrediyor: o otobüsün içinde insanlara boş yere zenginlik vaat eden ilanlar, insanlar belki de açlık sınırındayken onları fütursuzca tüketime çağıran reklamlar, gülümsemekten ve huzurlu görünmekten çok stresli, yorgun ve kavgaya tutuşmaya hazır yüzler görüyoruz.

Bir mesken olarak otobüs örneğinden de anlaşılacağı üzere, ailenin taşındığı yerler giderek ilginç bir hâl alıyor: ormandan kilise çatısına, teyzenin kemanından amcanın şapkasının içine, otelden hiçbir yere, sinemadan aya, köprüden rüyaya… Peter Stamm, bu aileyi bitmeyen yuva arayışlarında gerçek ve gerçeküstü boyutlara taşıyor. Aile, hayatın sıkıştırılmış bir versiyonu olan bu yolculukta, bazen birbirinin aynı gibi görünen günler bazense akla hayale gelmeyen deneyimler yaşıyor. Ama on sekizinci durakta sonlanan yolculuklarında, kondukları her yuvada, öne çıkan bir unsur var: aile ve doğayla bir olmak. Şehirde hayal meyal beliren leylak kokuları bir değer niteliğinde, oksijen de öyle, beraber her yere taşındıkları hayvanlar, ormanda yaşarken her çeşidini öğrendikleri mantarlar ve yosunlar da öyle. Denizde yaşarlarken deniz kabukları ve yengeçler, birlikte yaşamayı öğrenmek zorunda oldukları varlıklarken, insanların suya attığı şeyler de öyle. Bu yolculuğu deneyimledikleri sırada onlara hep müzik ve hikâyeler de eşlik ediyor. Birlikte bulutlara bakıp hikâyeler anlatıyor, yeni diller öğreniyor, şarkı söyleyip enstrüman çalıyor ve birlikte büyüyorlar. Büyüdükleri nokta, yolculuklarının son durağı oluyor, yani anlatıcının “dört dörtlük” diye tanımladığı, bisiklete binebildikleri, çiçeklerin açtığı, rüzgârın sesini duyabildikleri ve dört mevsimi yaşayabildikleri şehrin dışı.

Şimdi kitabı kapatıp şehrin dışında bir evi düşünelim. Giderek azalan sulama imkânlarıyla tarım yapmaya çalıştığın bozkırın ortasında, içinde yaşadığın kerpiç yapı mıdır ev? Yoksa şehirlilerin yılda ancak bir kez gelebildikleri, günün birinde emekli olunca yaşamanın hayalini kurdukları o sahil kasabasında, sizi kışları sıcak, yazları serin tutan taş ev mi? Hani o, sırf şehirliler yılda bir kez geliyor ve hayallerini oraya yöneltiyor diye, ezelden beri denize girdiğiniz sahiller için tonla para vermek zorunda bırakıldığınız, sezon bitince de gidenlerin bıraktığı çöp yığınlarını temizlemeye giriştiğiniz sahil kasabasındaki ev… Peter Stamm, kitabında tatlı tatlı anlattığı hikâyesiyle, bu soruları da sorduruyor.

Bugün Burada, Yarın Orada
Peter Stamm
Resimleyen: Jutta Bauer
Türkçeleştiren: Ümit Mutlu
Desen Yayınları, 40 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz