İyi Kitap

Her şeyin tadına ancak görerek varabileceğine inanmamız çağımızın büyük yanılgılarından biri.

Yazan: Gökhan Yavuz Demir

Bütün hayatı, burnu ve koku alma yeteneği üzerine kurulmuş bir köpek olarak Kocabaş, bizim medeniyetimizin göz ve görmek üzerine geliştiğini anlamakta herhâlde çok zorlanır. Kocabaş için kokusu olan her şey varken veya var olan her şeyin bir kokusu bulunurken, biz modern insanlar görmediğine inanmayan, görmeden satın almayan, görür görmez âşık olan yaratıklarız. İngilizcedeki hem görmek hem de anlamak anlamına gelen “see” kadar olmasa bile biz Türkçenin evlatları da çoğu kez “görmüyor musun” derken “anlamıyor musun” demek isteriz. Modern hayatın en temel eylemi olan görmeye bu denli önem verdiğimizden doğuştan görmeyenler, eski deyişle âmâlar için bir süredir güzel dilimizde “görme engelli” diyoruz; en temel duyudan, eylemden, organdan mahrum olmanın yaratacağı engelleri aşılamaz gördüğümüz için olsa gerek. Burnuyla her sorununu gayet güzel çözebilen Kocabaş’a bakarken bunları düşünüyorum. O esnada kargocuyu görünce, kargomun geldiğini anlıyorum. Oysa koca kız, kokusunu çoktan aldığından geleceğini önceden bildiği kargocu için yerinden bile kıpırdamıyor. Gözümüzle ve göz-merkezli yarattığımız teknolojimizle koca kızın ne kadar gerisinden geldiğimizi sanırım kabul etmemiz gerekiyor.

Kargodan bu meseleye tam isabet eden bir kitap çıkıyor. Polonyalı Tomasz Matkowski’nin yazdığı ve Joanna Rusinek’in resimlediği Elleriyle Gören Çocuk, doğuştan âmâ olan Kâmil’in gündelik hayatına dair kısa hikâyelerden oluşuyor. Aslında burada kısa bir ara verip okura Kâmil’in asıl adının Kamilu olduğunun bilgisini vermek şart. Çevirmen, editör veya yayınevinin anlam veremediğim bir kararıyla Kamilu, nedense Kâmil olmuş. İnsan kitaptaki diğer karakterlerden Damla, Hale teyze, Latif enişte, Zeyrek Bey, Bora, Çınar, Hande Hanım ve Bulut Bey’in gerçek isimlerinin de bunlar olamayacağını ancak tahmin ediyor. Ama neden? Bu mantıkla Harry Potter’ın Hayri Pıtır veya Don Kişot’un Kişot Ağa mı olması gerek! Bence çevirmenler, editörler veya yayınevleri çocukların sadece biz yetişkinlerden daha küçük olduğunu ama daha az zeki olmadığını hiç akıllarından çıkarmamalılar.

Kâmil gündelik hayatında gayet güzel kendi başına yaşamayı becerebilen, mizah duygusu olan bir çocuk. Annesi, babası, ablası Damla ve köpekleri Karamel ile huzurlu ve mutlu bir hayat sürüyorlar. Damla ile olan küçük şakalaşmaları da bu güzel hayatın tuzu baharatı oluyor.

Aile içinde kimse Kâmil’e engelli olduğunu hissettirmiyor. Hatta Kâmil’i sürekli cesaretlendiren babası, ona bisiklet sürmeyi ve kayak yapmayı bile öğretiyor. Kâmil’e engel çıkaranlar ise asıl engeli kendi zihninde taşıyanlar oluyor. Meselâ rahatlıkla kahvaltıyı tek başına hazırlayan Kâmil’e kendi kendine çorba içemeyecekmiş gibi davranan Hale teyzenin yapıp ettikleri, görememekten daha büyük bir engel yaratıyor. Müze bekçisi, hayvanat bahçesindeki Bora ve restorandaki görgüsüz adam da aslında hep kendi ön yargılarının yarattığı engeli aşamıyorlar.

Her şeyin tadına ancak görerek varabileceğine inanmamız çağımızın büyük yanılgılarından biri. Bu yanılgı, görmediği hâlde hayattan tat almayı bilen bir çocuğun eksik veya engelli olduğuna inanmamıza ve görmeyen bir çocuğa acımamıza yol açıyor. Göremediği için bir müzedeki sanat eserlerinin derinliğine nüfuz edemeyeceğinden yahut hayvanat bahçesindeki
hayvanları birbirinden ayırt edemeyeceğini sanıyoruz. Bisiklete binmesini veya kayak yapmasını ise hiç tahayyül dahi edemiyoruz. Oysa Kâmil’in hikâyesi hiç de öyle değil. Gözlerini kullanamaması merak duygusunu, mizah yeteneğini ve öğrenme arzusunu hiç azaltmıyor. Demek ki yaşamaktan keyif almak isteyen bir bireyi hiçbir yoksunluğu engelleyemiyor.

Âmâ bir çocuğun sürekli bakıma ve yardıma muhtaç olduğu fikri, gören gözlerine rağmen gönül gözü kör olan insanları sürekli Kâmil’i engellemeye ve dizginlemeye yöneltiyor. Çünkü o bizim gibi değil. Oysa asıl yapılması gereken şey, Kâmil’e ve toplumumuzdaki başka âmâlara bize benzememelerine rağmen bizimle aynı hayatı yaşayabilecekleri imkânları yaratmak. Meselâ çorbalarını kendilerinin içmelerine müsaade etmek, gerekiyorsa müzedeki objeleri elleriyle tanımasına izin vermek gibi.

Elleriyle Gören Çocuk bu anlamda mesajını ustalıkla çok leziz hikâyelerin içine yedirerek veriyor ve bize asıl engellinin kim olduğunu düşündürüyor. Kitabın ana fikri belki de şu tek cümleyle özetlenebilir: Engel olma başka ihsan istemem!

Pek çok türdeşinin körler için rehber köpeklik yapmasına rağmen bizim Kocabaş’ın böyle bir eğitimi olmadığı için bundan haberi yok. Hâlbuki rehber eğitimi alan köpekler görme engelli bireyler için bütün engelleri ortadan kaldıran müthiş performanslar sergileyebiliyor. Gözleri yerine elleriyle gören çoğu insan bu sayede köpeklerinin burnuyla da görebiliyorlar.

Bahçede oturup bunları düşünürken gözlerimi kapatıyorum. Gözlerim kapalıyken Kocabaş’ın nerede olduğunu bilemiyorum. Oysa o uyurken bile benim nerede olduğumu biliyor. Bilgelik belki de göremezken bile görmeyi bilmektir, kim bilir..?

Elleriyle Gören Çocuk
Tomasz Malkowski
Resimleyen: Joanna Rusinek
Türkçeleştiren: İsmail Zeki Dikici
Beyaz Balina Yayınları, 112 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1973 yılında Edirne’de doğdu. Sosyoloji Doçenti olan Demir’in bugüne kadar yayınlanan telif ve tercüme kitapları şunlardır: Sosyal Bir Fenomen Olarak Dilin Belirsizliği (İthaki, 2015); Borges'in Dediği Gibi (Nora, 2016); Anlamak İçin Yaşamak (Nora, 2017); Claude Lévi-Strauss, Mit ve Anlam, (İthaki, 2013); George Lakoff & Mark Johnson, Metaforlar: Hayat, Anlam ve Dil (İthaki, 2015); Paul Ricoeur, Yorum Teorisi: Söylem ve Artı Anlam (yakında Nora’da). Edebiyat ve linguistikle zenginleştirilmiş ve derinleştirilmiş bir sosyolojiyi anlamlı bulan Demir, birgün roman yazacağına olan inancını asla kaybetmiyor ve kendini ısrarla “entelektüel edebiyatçı” olarak tanımlamayı tercih ediyor.

Yorum yaz