İyi Kitap

“…kaderin salını sürüklediği yerde bir adam buldular”

Ginko Çocuk tarafından, Çağla Vera Kılıçarslan çevirisiyle Türkçeye kazandırılan Ada, “öteki” olmayı ve ötekinin karşısında dikilenlerin riyakâr, hesaplı hâllerini zamandan ve mekândan azade, çarpıcı bir üslupla anlatıyor.

Yazan: E. Nida Dinçtürk

Öteki, başka, diğer, yabancı, yaban… Ne çok kelime, ne çok harf. Ama hepsi de tek bir hedefin karşısında: Buradan olmayanın. Burası neresi? “Bizim” olduğumuz yer. Bizim olmadığımız her yer “başka”. Bizim olmayan her yerde de biz “başkası”yız. Buna kim karar veriyor? Biz. Birbirimizi yabancılamayı işte böylesine kör bir döngü içinde, yüzyıllardır başarıyoruz.

Peki, siz sırf renginden ve ırkından ötürü değil; görünüşü, cesareti ya da yaşı yüzünden etrafınızda olmasından hoşlanmadığınız kişiler olduğunu fark ettiniz mi? Bu, aslında biraz insanlığın hayatta kalmaya dair ilkel güdülerine bağlı bir defo. Asıl sorun, bunca medeniyet içinde bizim bu güdüyle mücadele etmek yerine varoluşumuzun bir parçası olarak kabullenişimizde. Çoğu zaman kime neden öfke duyduğumuzu bile açıklayamayışımızın nedeni bundan.

Bu satırları okurken, muhtemelen zihninizde, içinde “empati” geçen cümleler dolaşıyor. Son zamanlarda ötekilerden ve kutuplardan bahsettiğimiz kadar empatiden de bahsettiğimizi fark ettiniz mi? Kitle iletişim kuramlarına göre, bir kavramdan ne kadar sık bahsediliyorsa, aslında o kavramın yokluğu örtbas edilmeye çalışılıyordur. Örneğin bir devlet adamı sürekli ekonominin ne kadar iyi gittiğine dair açıklamalar yapıyorsa, o ülkede ekonomik refahtan söz etmek mümkün değildir. Bizim empatiyle kurduğumuz ilişki de biraz bu korelasyonu anımsatıyor.

İşte, Armin Greder’in Ada’sı, bu çıkarımları unutmamak ve büyük utancımızla yüzleşmek için karşımızda dikiliyor. Çağla Vera Kılıçarslan’ın Türkçeye çevirdiği Ada, binlerce tanımla tarif etmeye çalıştığımız “öteki” olmayı ve ötekinin karşısında dikilenlerin riyakâr, hesaplı hâllerini zamandan ve mekândan azade, çizgiler ve renklerle dayanışarak anlatıyor. “Gündelik bir hikâye” altbaşlığıyla çıkan kitap, insanoğlunun tedavisi bulunamamış bu illetinin, hayatın her bir zerresinde nasıl sinsi bir virüs gibi yaşadığını fısıldıyor.

Ginko Çocuk tarafından yayımlanan Ada’nın çizimleri de Armin Greder’e ait. Esasında illüstratör kimliğiyle tanınan Greder, muhteşem kuru boya çizimleriyle Ada’nın çarpıcı etkisine katkıda bulunuyor. Kitabın duygusu, çizimlerdeki dramatik etkiyle, Greder’in griye boyadığı deniz ve gökyüzü tasvirleriyle içimize işliyor. Bunun yanında Greder’in anlatısı, son derece sakin, neredeyse tarafsız ve oldukça çarpıcı. Yazarın dilde benimsediği yalınlıktan hem de kimseye öfke duymayan tavrından aldığı bu güç, okurun da zihnini sakin sulara çekiyor.

HİÇBİR YERE AİT VE HİÇ KİMSENİN TARAFINDA BİR ADAM
Ada, “Sabah, Adalılar sahilde, okyanus akıntısının ve kaderin salını sürüklediği yerde bir adam buldular.” cümlesiyle başlıyor. Adam çırılçıplak ve hatta saçsız, sakalsız. Göçmen mi, evsiz mi, tanrı misafiri mi, münzevi mi, bilinmez. Sadece “öteki” ve o adaya ait değil. Aslında hiçbir yere ait değil! Savunmasız olduğu kadar kimsenin tarafında da değil. Hatta kimsenin tanıdığı ya da benzeri bile değil.

Adalılar ne yapacaklarını bilemedikleri bu adamı alıp bir ahıra kapatıyor, karnını doyuracak bir parça ekmek vermeyi bile çok görüyorlar. Birkaç gün sonra adam açlıktan ahırı aşıp yollara düşünce, ada halkı birbirine giriyor. Adamın sokaklarda dolaşmasını varlıkları karşısında bir tehdit sayıyorlar. Oysa ki adam sadece karnının aç olduğunu söylüyor. Onun çelimsiz yapısına karşın her biri oldukça gürbüz tasvir edilen ada sakinleri, çöplerini bile adamla paylaşmakta tereddüt ederken, aralarından birinin aklına pek parlak(!) bir fikir geliyor: “Balıkçı, geçinebilmesi için birinin adama iş vermesini önerdi. ‘Bu arada,’ dedi alçak sesle, ‘onu, buralıların aldığı ücretten çok daha azına çalıştırabilirsiniz.’” Ne kadar tanıdık bir yöntem, değil mi?

Bu topyekün nefretin öncesiz ve plansız bir işbirliğiyle nasıl ilmek ilmek örüldüğünün öyküsü Ada. Kendimize inşa ettiğimiz korku imparatorluklarında önce başkalarına, sonra kendimize nasıl yaşama ihtimali bırakmadığımızın, yalanları ne çok sevdiğimizin, o yalan değirmenlerine ne çok su taşıdığımızın, kendi yalanlarımıza nasıl da inanıp hayata düşman kesildiğimizin hesaplaşması.

Bana sorarsanız Ada, sadece bir çocuk kitabı değil. Sayfa sayfa basılıp evlerin, okulların, devlet dairelerinin duvarlarına asılması hatta şehrin caddelerine satır satır kazınması gereken bir anlatı.

Ada – Gündelik Bir Hikâye
Armin Greder
Türkçeleştiren: Çağla Vera
Kılıçarslan
Ginko Çocuk, 32 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1990 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. İstemeyerek girdiği bölümden, bir meslek aşığı olarak çıktı. Dünya Gazetesi’nde editörlük ve muhabirlik yaparak başladığı meslek yaşamını, TRT’de çeşitli kültür sanat programlarında sürdü. Son olarak Sputnik Haber Ajansı’nda görev aldı ve hem akıl hem ruh sağlığı için daha çok yol almadan gazetecilik yapma hayalini rafa kaldırdı. Şimdi Milliyet Kitap, Milliyet Sanat, Agos Kirk ve İyi Kitap gibi yayınlarda edebiyat yazıları yazıyor, röportajlar yapıyor, diğer yandan blog yazarlığı meselesini çözmeye çalışıyor. Aklını başında tutabilmek için ise çocuk kitaplarına sığınıyor. Uzun yürüyüşlere, bisiklete, pikniğe tutkun; denize, güneşe, toprağa, meyveye ve toplara pek düşkün bir oğlana meftun.

Yorum yaz