İyi Kitap

Nostaljik bir ütopya: Kış Ülkesi Çocukları

Bugün başta iklim çocukları olmak üzere pek çok iklim aktivisti, sorunun hükümetler nezdinde tanınması, hatta adının “iklim değişikliği” değil, “iklim krizi” olarak değiştirilmesi konusunda mücadele ediyor.

Yazan: Nilay Kaya

Dünya edebiyatı son yıllarda yepyeni bir türle tanıştı: cli-fi. “Climate fiction” yani “iklim kurgu”nun kısaltması olan bu tür, kimilerince bilimkurgunun bir alt türü olarak kabul ediliyor. Kimilerine göre ise dünyanın bütün küresel dertlerinin önüne geçen iklim krizi düşünüldüğünde, edebiyatın acilen kılıç kalem kuşanıp sesini yükseltmesi gereken başlı başına bir tür. Elbette ne bilim insanları ne de yazarlar gezegenin ahvaline ilk kez dikkat çekiyor. Bilimsel öngörüleri malum olan Jules Verne 1889’da koca yaşlı dünyanın muzdarip olabileceğini düşündüğü iklim değişikliğini konu alan The Purchase of the North Pole adındaki ilk iklim kurgu romanını (o zamanlar öyle adlandırılmasa da) yazmıştı bile. Nevil Shute’un 1957 tarihli, radyasyon ve nükleer tehdidin doğanın intikamıyla karşılık bulduğu post-apokaliptik romanı, Kumsalda ise yazıldığı zamanda “iklim romanı” olarak adlandırıldı. J. G. Ballard, 1960’larda art arda, hepsi de insan elinden çıkma envai çeşit doğa felaketini romanlaştırdı: Bu romanlarda yeryüzünü darmaduman eden hortumlar, yükselen deniz seviyeleri ve eriyen buzullar, solar radyasyonlar insanın yarattığı ölçüsüz endüstriyel kirliliğin sonuçlarıydı.

Maalesef bu öngörüler büyük ölçüde kurmacadan gerçeğe dönüştü. Bugün başta iklim çocukları olmak üzere pek çok iklim aktivisti, bu sorunun hükümetler nezdinde tanınması, hatta adının “iklim değişikliği” değil, “iklim krizi” olarak değiştirilmesi konusunda mücadele ediyor. İklim kurgunun ise şimdiden Yol, DelliÂddem, Kemik Saatler veThe Emissary gibi kültleşmiş örnekleri var.

Buraya kadar olan örneklerden gördüğümüz üzere, iklim kurgu romanları daha ziyade “distopya” özelliği taşıyor, bu külliyatta bir ütopyaya rastlamıyoruz. Ütopya klasiklerinin “yanlış okumalar” sebebiyle diktatörlük, faşizm, soykırım gibi insanlık tarihinin kara lekelerine dönüştüğü fikri ve bir edebi tür olarak ütopyanın itibar kaybetmesi bunun başlıca nedenlerinden biri olabilir. Öte yandan edebiyatta ütopyanın, sesi distopya kadar güçlü çıkmamakla beraber insanlığa tekrar bir toparlanma ve ilerleme sunabileceğini savunan yeni bir eğilim de mevcut. Cinsiyet eşitliğinin sağlandığı feminist ütopyalar, üretim ilişkilerinin formatlandığı neo-komünist ütopyalar
yazılıyor. İklim ütopyalarına gelince: Pek çok bilim insanı dünyaya bugünkü şekliyle davranmaya devam ettiğimiz takdirde, beş dünyanın bile bize yetmeyeceğini söylüyor ama bazı edebiyatçılar kıyamet senaryolarının aksine, doğanın öfkesinin dindirilebileceğine ve onunla tekrar uyum içinde yaşanabileceğine inanıyorlar. Ferda İzbudak Akıncı’nın bu edebiyatçılardan biri olduğunu söyleyebiliriz zira Tudem Yayınlarından çıkan romanı Kış Ülkesi Çocukları bir iklim ütopyası olma iddiasında.

Kış Ülkesi Çocukları’nın geçtiği alternatif evrendeki ülkelerde sadece birer mevsim yaşanıyor. Büyük Ülke adındaki bu evren kuzeyde Kış Ülkesi, güneyde Yaz Ülkesi olmak üzere ikiye ayrılıyor ve Yaz Ülkesi sadece yılın belli zamanında gidilen bir tarım ülkesi. Romanın kahramanı Güneş ve arkadaşı Işık, Yaz Ülkesi’ne keyifli bir tatil gözüyle bakanların aksine bu sezon bir değişiklik yapmaya karar verip bitmeyen bir yaz yaşama hayaliyle ailelerinden kaçarak orada kalıyorlar ve “macera” başlıyor. Tırnak içinde bir macera bu, zira görüp görebilecekleri tek macera, herkes gittikten sonra burada da kış ülkesindeki gibi yağmurlar yağdığına, fırtınalar çıktığına şahit olmak, aç kalıp kendi ekmeklerini yapmaya kalkmak, en sonunda da Değirmenci’nin evine sığınmak oluyor. Bu evrende ülkelerin tek mevsimlik olması, astronomiye özel bir ilgi duyulması dışında alternatif olan pek bir özellik yok aslında.

Kitabın arka kapak tanıtımı yazısında “evrenin bilgisiyle donanmış, doğayla uyum içinde bir yaşamın mümkün olduğuna inanan bir ütopya” tanımı yapılıyor. Ama bu doğayla uyumun tanımı insan merkezci bir yaklaşımla yine hayvanların insanların emrinde olduğu “kadim” bir doğa bilgisinden geçiyor; toprak hayvanlarla işleniyor, ulaşım hayvanlarla sağlanıyor. Bunun dışında da kooperatifçilik, marangozluk gibi bilindik ütopya düzeni uygulamalarına rastlıyoruz. Kısacası buradaki ütopyanın nostalji üzerine kurulu olduğunu söyleyebiliriz. Belki konumuz bu değil diyeceksiniz ama bu çocukların tulumbalardan su çekmeyi öğrendiği nahif nostaljik ütopyada toplumsal cinsiyet rolleri de hiç değişmiyor. Yine köfteleri anneler, bisküvileri büyükanneler pişiriyor, babalara da elbette mangal görevi düşüyor. (Feminist ütopyacılar duymasın!)

Bu evrenin astronomi sevgisiyle dolup taştığını söylemiştik. Bu sevginin yansıması, anlatıyı kesip biçen, astronomiyle ilgili ansiklopedik maddeleri andıran bölümler oluyor. Neden ahlaki ya da ansiklopedik, didaktik olmadan bir hikâye anlatamıyoruz? Çocuk ve gençlik edebiyatının dünyadaki seyri düşünüldüğünde artık ziyadesiyle geride kaldığımız bir mefhumdan bahsediyoruz. 1 Romanın sonunda bu ülkenin çocukları alternatif bir evren örneği olarak gözlerini dört mevsimin yaşandığı “bizim” diyarlara çeviriyorlar. Dört mevsimin yaşandığı günlerin çok gerilerde kaldığı gezegenimize ve yeni bir “nostaljik ütopyaya” göz kırpıyorlar.

1 Bu konuda zihin açıcı bir yazı için bkz. Mehmet Erkurt, “Arafat’ta Bir Çocuk’tan arafta kalmış yayıncılığa”, İyi Kitap, Şubat 2020, sayı 121, s. 6-9.

Kış Ülkesi Çocukları
Ferda İzbudak Akıncı
Resimleyen: Zülal Öztürk
Tudem Yayınları, 192 sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz