Yapay zekâ, telif ajansları ve yayınevleri için iyi bir yardımcı olabiliyor ancak hangi işler için kullanacağımızın sınırlarını iyi çizmek gerek. Hollandalı Singel Yayıncılık Telif Hakları Müdürü Luciënne van der Leije, Yeni Zelandalı yayınevi Oratia Books’un kurucusu Peter Dowling, Andrew Nurnberg Associates’ın Tayvan ofisinden Jenny Hu, deneyimlerini İyi Kitap için paylaştı.
Çağımız tatlı belası: Hız. Milenyum çağında hayatımız her geçen yıl biraz daha hızlanıyor, akrep ve yelkovan sanki daha hızlı dönüyor. Bizse sürekli zamanla yarış hâlindeyiz. Boşa geçen zamana kimsenin tahammülü yok. Kütüphaneye gidip uzun uzun araştırma yapmak, gökyüzüne bakıp bulutları seyretmek ve varacak yeri düşünmeden sokaklarda dolaşmak artık nostalji severlere atfedilmiş başka bir zamanın eylemleri.
Hayat böyle akıp giderken, kariyerimiz de bu hızlanan ritme ayak uydurmaya çalışıyor. Biz böyle düşe kalka zamana yetişmeye çalışırken yapay zekâ hayatımıza giriverdi. Zamana karşı yarışta yaralarımıza merhem olacağını iddia etti. Artık uzun araştırmalara, metin çevirilerine, hatta metinlerin düzeltisine bile gerek yok; her şeyi ben hallederim dedi. Ama bu büyük vaatleri ne kadar tutabiliyor, bu sözleri tutmak için hangi kaynakları tüketip kimlerin emeklerini hiçe sayıyor?
İsmim Burcu Ünsal, Silva Literary Agency’de ağırlıklı olarak Türkçe çocuk kitaplarını dünyanın farklı yerlerindeki yayınevlerine tanıtarak çeviri haklarının satılması için çalışıyorum. Söze hızdan bahsederek başladım, çünkü yaptığım işte sürekli zamanla yarışıyoruz. Fuar takvimlerini kovalamak, yeni kitapları takip edip tanıtımlarını hazırlamak ve yayıncıların bir yıllık yayın planı dolmadan beğenecekleri kitaplar bulup önermek yapılacaklar listesinin sadece bir kısmı. Hâl böyle olunca yapay zekâ telif ajansları için de iyi bir yardımcı olabiliyor, ancak hangi işler için kullanacağımızın sınırlarını iyi çizmek gerek.

Telif hakları satışında yapay zekâdan sıkça faydalanılan konulardan biri çeviri. Çünkü yayıncıların bize en sık sorduğu sorulardan biri şu: “Kitabın İngilizce çevirisi var mı?” Bu çeviri basılı olarak kullanılmayan, yayıncıların eseri incelemesi ve temayla kurguyu anlayabilmesi için hazırlanan taslak bir çeviri. Ajanslar son zamanlarda bu kabataslak çevirilerin hazırlanmasında yapay zekâdan yardım alıyor ya da çevirmenlerin tanıtım çevirilerini hazırlarken yapay zekâ kullanımı konusunda daha esnek davranabiliyor. Ancak bunu yaptığımızda, karşı tarafın güvenini sarsmamak için şeffaf davranmak çok önemli. Bu yüzden inceleme kopyalarının ilk sayfalarında “Yapay zekâ destekli hazırlanmış çeviridir” notlarını sıkça görmeye başladık. Bu konuda bir diğer önemli nokta da bu kabataslak çevirilerin basılı işlerde kullanılmaması. Aksi takdirde çevirmenlerin emekleri hiçe sayılıyor ve ortaya niteliksiz, yazarın üslubunu yansıtmayan metinler çıkıyor.

Şeffaflık en önemli noktalardan biri evet, ancak biz şeffaf davranırken karşı tarafın kartlarını ne kadar açık oynadığını nasıl bilebiliriz? Telif hakları satışı bakımından en büyük risklerden biri, karşı tarafın yapay zekâyı nasıl kullandığından emin olamamak. Hep peşinde koştuğumuz hıza ulaşmak için, acaba eserin telif haklarını alan yayıncı da çeviri yaparken yapay zekâya başvurdu mu? Bunu kontrol etmenin bir yolu, sözleşmelere yapay zekâyla maddeler eklemek ve hukuki olarak eserin haklarını korumak.
Çeviri hak satışında yirmi yılı aşkın tecrübesiyle tanınan, Hollandalı Singel Yayıncılık Grubu’nun Telif Hakları Müdürü Luciënne van der Leije, Hollanda’da çeviri konusunda nasıl tedbirler alındığını ve işi gereği yapay zekâyı nasıl kullandığını şöyle açıklıyor:

“Hollanda’da GAU (Hollanda Ticari Yayıncılar Birliği) yapay zekâ kullanımını düzenlemeye yönelik mevzuat üzerinde çalışmalar yürütüyor. Yapay zekânın birçok alanında olduğu gibi, burada da hâlâ önemli belirsizlikler var. Hukuki çalışmaların yanı sıra GAU, yapay zekâyla ilgili hem toplantılar düzenliyor hem de yapay zekânın profesyonel anlamda nasıl kullanılması (ve nasıl kullanılmaması) gerektiğine dair çevrimiçi eğitimler veriyor. Bu çok önemli, çünkü konu hakkında yeterince bilgi sahibi olursak, yapay zekâ dünyası her geçen gün daha karmaşık hâle gelse bile, zorluklarla baş etmek o kadar zor olmayacaktır.
“Yapay zekâyla ilgili muğlak konulardan biri de çeviri. Bu konu, bir telif hakları yöneticisi olarak benim işim açısından hem ilgi çekici hem de biraz endişe verici. Bir yayınevi olarak, kitapların tamamının yapay zekâ kullanılarak çevrilmesine karşıyız. Öte yandan, çevirmenlerin çalışmalarında yapay zekâ araçlarını destek amacıyla kullanabileceklerini kabul ediyoruz.
“Bir telif hakları yöneticisi olarak kendi çalışmalarımda yapay zekâyı çoğunlukla kısa metinleri iyileştirmek veya inceleme yazılarından alıntılar çevirmek için kullanıyorum. Ancak yabancı pazarlara yönelik daha uzun tanıtım metinlerinin tamamı hâlâ profesyonel çevirmenler tarafından çevriliyor.”
Sözleşmelere yapay zekâyla ilgili eklenen maddeler sadece çeviriyle sınırlı kalmıyor. Editörlerin hakkını korumak için düzeltiler de sözleşmelere dâhil edilmeye başlandı. Dünyanın en önde gelen telif hakları ajanslarından Andrew Nurnberg Associates’ın Tayvan ofisinde çocuk kitaplarını temsil eden Jenny Hu, Tayvan’da da yayıncıların sözleşmelere hem çeviri hem de düzeltiyle ilgili maddeler eklediğinden bahsediyor:
“Yapay zekânın yayıncılık sektöründe giderek daha fazla gündeme geldiği ve uygulamalarda yer bulduğu bir dönemdeyiz. Tayvan’da, uluslararası yazarlarımızın çoğu telif haklarına büyük önem verir ve bunları titizlikle korur; bu nedenle Tayvanlı yayıncıların ve çevirmenlerin eserler üzerinde insan bilgisi ve uzmanlıklarıyla çalışmasını talep ederler. Buna bağlı olarak, bazı sözleşmelere çeviri ve editörlükte yapay zekâ kullanımını yasaklayan maddeler eklenmiş, böylece özgün esere duyulan saygı yansıtılmıştır.
“Çocuk kitaplarında, yayıncıların üretim süreçlerinde yapay zekâ kullanımıyla ilgili henüz çok talep duymadık. Pazarın küçük ve zorlu olması nedeniyle, editörler bir kitabı uzun vadede kalıcı bir eser hâline getirmek için metin kalitesinden taviz veremeyeceklerini biliyorlar. Örneğin yayıncılar çevirilerde, verimlilik için yapay zekâ kullanmak yerine sıklıkla saygın çocuk kitabı çevirmenleriyle çalışır; pazarlama uzmanlarına kitaplar için tanıtım yazıları ve okuma rehberleri sipariş ederler. Çünkü ancak bu şekilde ebeveynlerin güvenini kazanıp satışları arttırabilirler. Grafik tasarım konusunda ise çoğu editör dijital ve basılı dosyaları sayfa sayfa kontrol eder. Bu çalışmalar, yapay zekânın talimatlarını takip etmekten ziyade onların sanatsal bakış açıları ve uzmanlıklarıyla yürütülür.”
Ajanslar nasıl yayınevlerinin hazırladığı çeviriyle ilgili kaygı duyuyorsa, aynı endişeyi yayınevleri de yazarlar için taşıyor. Yayınevlerine sunulan başvuru metinleri, yapay zekânın dört bir yandan toplayıp dev bir kazanda kaynattığı verilerden bir kepçe mi sunuyor yoksa özgün bir metin mi? Kurgu için bunu anlamak biraz daha kolayken başvuru türünde bu ayrımıyapmak neredeyse imkânsız… Yeni Zelandalı yayınevi Oratia Books’un kurucusu Peter Dowling sözleşmelerine yapay zekâyı nasıl dahil ettiğini ve yazarlarla ebeveynlerin bu teknolojiyi nasıl kullandığını şöyle ifade ediyor:
“Bugüne kadar kitap üretiminde yapay zekâ kullanımının hiçbir kayda değer artısını görmedim.
Yapay zekâ yaratıcı değildir. İnsan yaratıcılığından çalarak orijinal olmayan ve telifle korunmayan bir ürün ortaya çıkarır. Belgeleri özetlemesi veya toplantı kayıtları tutması gibi verimliliği artıracak yanlarını takdir ediyorum, ancak yapay zekâ kitap üretiminin, insan zekâsının rafine mutfağına kıyasla ‘fast food’ gibi olduğunu düşünüyorum.
Bu nedenlerden dolayı, sözleşmelerimizde eser sahiplerinin metin veya resimlerini hazırlarken hiçbir şekilde yapay zekâdan yararlanmamaları şart koşuluyor ve bu durumun değişeceğini sanmıyorum.
Şüphesiz, bu yeni teknoloji kitap satışlarını etkiliyor. Okuyucular, geçmişte kurgu dışı kitaplardan edinebilecekleri bilgileri artık kaçınılmaz olarak yapay zekâya özetletiyor. Ebeveynler, çocuklarına okumak için özgün resimli kitaplar yerine kendi uyku öncesi hikâyelerini yazdırıyor. Acemi yazarlar ise yapay zekâyı kullanarak düşük kaliteli metinler ve görseller üretiyor; bu da piyasayı ‘fast-food kitaplar’la dolduruyor.
Teknoloji dünyasındaki insanlar, yapay zekâ hakkındaki bitmek bilmeyen abartıyı haklı çıkaran bir şeyler görüyor olmalı. Ancak kitaplar ve okuma söz konusu olduğunda, bu teknolojinin deneyimimizi nasıl geliştirebileceği konusunda henüz kendini kanıtladığı söylenemez.”
Yapay zekâyla emekleri hiçe sayılan paydaşlardan biri de illüstratörler. Günümüzde yapay zekâyla üretilen resimleri ayırt etmek metne kıyasla daha kolay. Ancak bu ne kadar böyle sürecek, bilmek mümkün değil. Oratia Books’tan Peter Dowling, yapay zekâyla üretilen kapaklarla ilgili Yeni Zelanda’daki ilginç bir tartışmayı anlatıyor:
“2025 yılında Yeni Zelanda’da, ulusal kitap ödüllerine başvuran iki romanın kapağının yapay zekâyla hazırlandığı ortaya çıkınca yarışmadan elendiler ve bu büyük tartışma yarattı. Sonuçta kitapların değerlendirmeye alınmalarına izin verildi. Bu bence üzücü bir karardı, çünkü hem görseller hazırlanırken telif hakları ihlal edilmişti hem de kapaklar gerçekten çok çirkindi!”

Kapak illüstrasyonlarıyla ilgili denetim sorunu telif hakları satışında da karşılaştığımız bir konu. Çeviri haklarını alan yayıncılar, satış kaygıları, kültürel tabular nedeniyle ya da estetik kaygılarla kapak ve iç resimlerde değişiklik talebinde bulunabilir; bu talep yayınevi, illüstratör ve yazar tarafından değerlendirilip kabul edilmesi hâlinde uygulanabilir. Ancak yayıncılar artık onay arayışına girmeden, izin almadan yapay zekâyla değişiklikler yapabiliyor. Singel Yayıncılık Grubundan Luciënne van der Leije, yaşadığı benzer bir durumu şöyle anlatıyor:
“Bir keresinde telif satışı yaptığımız bir yayınevinin mevcut kapak tasarımını kullanıp yapay zekâyla küçük değişiklikler yaptığını gördük. Yapılan değişiklikler çok belirgin olduğu için durumu fark edebildik. Kendilerine böyle bir değişiklik yapamayacaklarını bildirdik ve böylece kapağı eski hâline çevirdiler. Bununla birlikte, bu tür uygulamaların pratikte ne sıklıkla gerçekleştiğini bilmek zor, çünkü bu değişiklikler her zaman bu kadar belirgin olmayabiliyor. Lisans sözleşmelerimizde bu tür uygulamalar açıkça yasaklanmış olmasına rağmen, denetlemek ve takip etmek bizim için zor.”
Yapay zekâyla yapabileceklerimiz dipsiz bir kuyu. Bunun sınırını iyi çizmek gerek. Bu sebeple yapay zekâyı düşman addedip tamamen cephe almak yerine, kullanmayacaksak dahi önce anlayıp tanımakta fayda var. Bu sebeple kitap fuarlarında yayıncılık profesyonellerine yönelik atölyeler düzenlenmeye başlandı. Andrew Nurnberg Associates’ın Tayvan ofisinde telif haklarını temsil eden Jenny Hu, Taipei Kitap Fuarı’ndan bir örnek veriyor:
“Yapay zekâ hızla büyüyen bir trend hâline geldiğinden, Taipei Kitap Fuarı Vakfı bu alandaki çalışmalarını arttırdı. Gelecek ay düzenlenecek Taipei Kitap Fuarı’nda, FIBF ile iş birliği içinde yayıncılık profesyonellerine yönelik; yayıncılık, telif hakları, kitap seçimi ve benzeri alanlarda yapay zekânın kullanımına dair kurslar başlatılacak. Amaç, bu yeni araçla sektörü nasıl besleyebileceğimize dair bir tartışma ortamı yaratmak. Bunun yayıncılık sektörü için ne kadar işe yarayacağı ve gerçekten pazarı canlandıracak daha iyi kitaplar getirip getirmeyeceği konusunda bir karara varmak için hâlâ zamana ihtiyaç duyulsa da sektörün bir bölümünün yenilikleri denemeye açık olduğunu söyleyebiliriz.”
Yapay zekâ belli ki kafamızı bir süre daha meşgul edecek. Ancak telif hakları satışı için şunu diyebilirim ki bu alanda yeri doldurulamayacak en önemli nokta, duygu. Nihayetinde satış toplantıları, okumayı çok seven ve sevdiği kitabı bulunca onu anlatmaya doyamayan iki kişi tarafından yapılıyor. Hâl böyle olunca bir kitabı çok severek anlattığınızda karşı tarafa sadece tema, satış rakamları ve ödüller değil, duygu da aktarılmış oluyor. Tayvan’dan Jenny Hu’nun da dediği gibi “kıymetli noktaları bulmak için dikkatli gözler gerekiyor”:
“Bir ajans çalışanı olarak, yapay zekâ henüz günlük işlerimde büyük bir rol oynamıyor. Kararlarımın çoğu yayıncılarla doğrudan etkileşimlerime, uluslararası yayıncılık haberlerini takip etmeme ve pazarımıza dair gözlemlerime dayanıyor. Yeni metinleri incelerken ve yayıncılarım için içerik üretirken, derinlemesine kişisel okumanın hâlâ anahtar olduğuna inanıyorum. Yapay zekâ çeviri yapmakta ve anahtar kelimeler bulmakta hızlı olsa da birçok içerik yeterince hassas ve incelikli olmuyor. Ana fikirleri yakalamak kolay ancak hikâyenin arkasındaki asıl kıymetli noktaları bulmak için dikkatli gözler gerekiyor. Benzer şekilde, yapay zekâ olay örgüsünde neler olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir; fakat yazarın yazma motivasyonu ve hikâyelere dair kıymetli notlar için, yeri hiçbir şeyle doldurulamayacak yazar notlarına başvurmak gerekir. Bu, şu âna kadarki kişisel deneyimim. Elbette, yapay zekânın bir gün onu her zamankinden daha kullanışlı bulacağımız bir seviyeye ulaşması muhtemel. O noktada, biz insanların da teknolojiyle rekabet edebilecek ya da onunla uyum içinde yaşayabilecek daha yüksek bir hayal gücü ve yaratıcılık düzeyine ulaşacağımıza inanıyorum.”

