E-ma Çocukları kitabı, yüzeyde temposu yüksek bir macera hikâyesi gibi ilerliyor ama alt katmanlarında yapay gerçeklik, kontrol, düzen, hafıza ve kimlik üzerine sorular barındırıyor.
“Nedir gerçek?” sorusunu, özellikle distopik romanlarda ve bilim kurgu filmlerinde sık sık görürüz. Matrix’ten Black Mirror’a, 1984’ten Cesur Yeni Dünya’ya sayısız hikâye aynı soruyu sorar: Yaşadığımız hayat gerçekten bizim mi; yoksa bir sistemin, bir simülasyonun, belki de çok iyi tasarlanmış bir oyunun içinde mi yaşıyoruz? Modern anlatı dünyası bu soruya epey düşkün. Haksız da sayılmaz bu düşkünlükte çünkü insanın kendisine sorduğu en eski ve kadim sorulardan biri bu. Ama ilginç olan, bu soruyu ilk olarak filozofların sorduğunun düşünülmesi; oysa çocukluk, bu anlamda çok daha bilgece bir bakışa sahip!
Çocukluk, dünyayı hazır bir paket olarak kabul etmediğimiz tek dönem belki de. O saf bakışla her şey sorgulanabilir. Her şey yeniden sorulabilir. “Neden?”, “Nasıl?”, “Başka türlü olabilir mi?” soruları, aslında gerçekliğin sınırlarını yoklayan ilk denemeler gibidir. Yetişkinler gerçeği açıklamaya çabalar. Çocuklar ise öncelikle onun gerçekten var olup olmadığını merak eder. Diğer bir deyişle, “Nedir gerçek?” sorusu, genelde yetişkinlerin ilgilendiği bir problem gibi görünür. E-ma Çocukları kitabı ise, farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor bu soruya: Gerçeğin ne olduğunu, en çok, bir çocuğun merak edebileceğini hatırlatıyor. Bu büyük felsefi soruyu distopik karanlığa ya da ağır teorik tartışmalara yaslanmadan, bir çocuğun merakı üzerinden yeniden ele alıyor. Büyük sistemler, büyük korkular ya da büyük felaketler kurgulamadan, çok daha sade ama belki de daha sarsıcı bir yerden soruyor sorusunu: Gerçek dediğimiz şey, bize söylenen mi; yoksa bizim keşfettiğimiz bir şey mi?
E-ma Çocukları kitabının kahramanı Marsel, kendisini bildi bileli E-ma’nın içinde yaşıyor. E-ma bir ev mi, bir kapsül mü, yoksa onu besleyip büyüten dev bir makine mi? Marsel de bunu tam olarak bilmiyor. Bildiği tek şey, bundan önceye dair hiçbir anısının olmadığı. Nereden geldiğini bilmiyor. Ne olduğunu bilmiyor. Ve en çok da şunu diliyor: “Keşke her şeyin nasıl başladığını hatırlasam.” Marsel’in içindeki bir şey bu düzeni kabullenmiyor. Çünkü merak, her zaman geometriden güçlü! Ve hikâye ilerledikçe, çok daha katmanlı bir gerçeklik olduğunu biz de Marsel’le birlikte sezmeye başlıyoruz.
Marsel’in, Altdünya ile Üstdünya arasında gidip gelirken kullandığı asansörün bir kapısı daha var. Marsel o kapının nereye açıldığını merak ediyor. E-ma’ya defalarca soruyor. Cevap yok. Başka sorular da geliyor peşi sıra. Onlara da cevap yok. Ve işte hikâyenin asıl kalbi burada atıyor: Merak şüpheye, şüphe de sorgulamaya dönüşüyor…
E-ma Çocukları kitabı, yüzeyde temposu yüksek bir macera hikâyesi gibi ilerliyor ama alt katmanlarında yapay gerçeklik, kontrol, düzen, hafıza ve kimlik üzerine sorular barındırıyor. Gerçeğin her zaman düzenli, her zaman köşeli, her zaman kontrol edilebilir olmayabileceğini hatırlatan bir hikâye olarak da nitelendirilebilir. Belki de gerçekler, zaten tam da kare olmayan şeylerde saklıdır. Ve kapalı kapıların birazcık aralanması bile, bazen bütün gerçekliğin gözler önüne serilmesi için yeterlidir.


E-ma Çocukları
Dilge Güney
Editör: Elçin Kazancı
Altın Kitaplar, 144 sayfa

