İyi Kitap

Çocuk ve Gençlik Kitapları Dergisi

Yapay zekâ, dedem gibi gülmüyor!

Ejderhalar, Ağaçlar ve Dedem romanı, yapay zekâ gerçeğini kabullenmekle birlikte onun etik ve duygusal boyutlarını geri planda tutarak hem okuru zorlamıyor hem de durduğu yeri açık seçik belli ediyor.

Gelecekte dünyaya, hatta evrene yön verebilecek gelişmelerin en önemlisinin yapay zekâ olacağı konusunda uzlaşıldığını söylemek mümkün. Ne var ki bu gelişmenin yaşamı nasıl biçimlendireceği sorusunun yanıtını tam anlamıyla bilen yok. İşte bu bilinmezlik ve onunla sarmaş dolaş olan kuşkular, sanat yapıtları için elverişli bir izlek olma hâlini her geçen gün biraz daha yoğunlaştırıyor.

Sanatın farklı alanlarında ürünler veren Yekta Kopan’ın Ejderhalar, Ağaçlar ve Dedem adlı romanı da bu türden bir kuşkunun izini sürüyor aslında. Yaşlı nüfusun çoğalıyor oluşu, kuşaklar arasındaki uçurumun derinleşmesi, insani deneyimlerin aktarılmasındaki tıkanıklık gibi sorunları başarılı bir kurguyla işleyen romanın dikkati çeken ilk özelliği, anlatımındaki akıcılık ve dilindeki kıvraklık. Fazlalıklardan arındırılmış olay örgüsüne eşlik eden Yusuf Tansu Özel imzalı sevimli resimleri de gözden kaçırmamak gerek.

Romanın ana karakterlerinden Kerem’in okul dönüşünde onlarla birlikte yaşayan Namık dedesini evde bulamamasıyla başlıyor gerilim. Ancak bu gerilimi besleyen bir altyapı da var elbette. Günlük yaşamın telaşına kapılmış bir anne babayla, derslerden ve bilgisayar oyunlarından başını kaldıramayan bir çocukla ve eşini kaybettiği için kızının evine taşınan yaşlı bir adamın yalnızlığıyla tanışıyoruz öncelikle. Akşam olunca herkes Kerem’in çok sevdiği Ejderha Krallığı oyunundaki gibi “kendi mağarasına” çekiliyor. Gerçi Kerem mağarasında pek de yalnız sayılmaz, Dragon adlı bir yapay zekâ programını da katmış yaşamına her nasılsa. Ödevlerini onunla birlikte yapıyor, zaman zaman ona akıl danışıyor. Üstelik sınıf arkadaşlarının da benzer “dostları” var.

Namık dedenin yokluğu ortalığı karıştırsa da akşam saatlerinde gelen haber, bir yandan yüreklere su serperken bir yandan da başka bir gerilimin kapısını aralıyor. Canına tak eden yalnızlığın yanı sıra kızının baskıya varan aşırı denetiminden kurtulmak isteyen adamcağız, azıcık nefes alabilmek için yan sokaklardan birinde oturan arkadaşı Galip Bey’e sığınmıştır. Kerem’in annesi kötü niyetli olmasa da babasını korumak için aldığı sıkı önlemler nedeniyle baba-kız sık sık çatışmaktadır. Nitekim Namık dedenin evden uzaklaştığı gün, kahvaltı masasında yaşanan tartışma her şeyin tuzu biberi olur ve kendisini kızının cenderesinden kurtarmak isteyen adamın bulduğu itiraz yolu da oldukça sıra dışıdır.

Kerem ertesi gün okul dönüşünde doğruca Galip Bey’in evine gider. İki yaşlı adam, evin bahçesinde güle oynaya birtakım tahtaları ölçüp biçmekte, onlara farklı şekiller vermektedir. Bu arada Galip Bey’in tıpkı “Geppetto” gibi usta bir marangoz olduğunu öğreniriz. Ama asıl sürpriz bir gün sonra ortaya çıkar. İki kafadar, sokağın sonundaki parkta bulunan çınarın dalları arasına bir ağaç ev kondurmuştur ve Namık dede bir süreliğine de olsa o evde yaşamaya karar vermiştir.

Bu ilginç direniş kısa sürede çevredeki diğer yaşlıları da harekete geçirir ve onlarca yaşlı insan parkta yaşamaya başlayıp bir tür mahalle kurar. Kuşkusuz ki amaçları parkı “ele geçirmek” değildir. “Sadece görülmek, anlaşılmak ve hayatın bir parçası olmak” istemektedirler.

Ne var ki yetkililerle karşı karşıya gelmekten de kurtulamazlar. Böylelikle oluşan düğüm noktası romanın sonuna kadar gizemini korur. Bu arada Kerem’in gerek sınıf arkadaşlarıyla gerekse öğretmeniyle kurduğu ilişkiler de olay örgüsüne kayda değer katkılarda bulunur. Bu aşamada Yekta Kopan’ın satır aralarına serpiştirdiği mizah yüklü cümlelerin ve Ejderha Krallığı’ndaki karakterleri roman kahramanlarının yerine geçirerek kurduğu sembolik düzlemin de metnin lezzetini artırdığını belirtmekte yarar var.

Romanın dokusunda kuşak farklılığı, iletişimsizlik, yaşlı yalnızlığı, zaman algısı gibi katmanların yanı sıra Dragon adıyla tanımlanan yapay zekâ programının da olması son derece güncel bir yaklaşım. Ancak olayların seyrini belirlemede Dragon’un yeterince etkili olduğu ya da romanın temel sorunsalına eğildiği söylenemez. Kerem’in ve arkadaşlarının yapay zekâyla kurduğu ilişki bu bağlamda çok sınırlı. Yazarın bu seçiminin arkasında yapay zekânın duygusal derinliğinin insanlardaki kadar güçlü olamayacağını öne süren bir tavır seziliyor. Bu tavrın en belirgin vurgularından biri, Kerem’in “Dragon hızlıydı, eğlenceliydi, akıllıydı ama… Dedem gibi gülmüyordu örneğin,” cümlesi. Böylelikle roman, yapay zekâ gerçeğini kabullenmekle birlikte onun etik ve duygusal boyutlarını geri planda tutarak hem okuru zorlamıyor hem de durduğu yeri açık seçik belli ediyor. Olur mu, olur. Olmuş mu, olmuş.

Ejderhalar, Ağaçlar ve Dedem

Yekta Kopan

Resimleyen: Yusuf Tansu Özel

Editör: Mehmet Erkurt

Can Çocuk, 88 sayfa

Show More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.