Usta işi bir edebiyat eserini yapay zekânın üretmiş olması, okuyucunun o esere bakışını değiştirir mi? Değiştirmeli mi? Değiştirmemeli mi?
Yapay zekânın bizi işsiz bırakıp bırakmayacağı tartışmaları yapılırken, Miyase Sertbarut romanın merkezine, atanmayı beklese de atanmaktan umudu kesmiş bir edebiyat öğretmenini koyuyor, Hikmet’i. En büyük hayali roman yazarlığı olan ancak ilk dosyası sürekli reddedilen Hikmet, anneannesinin maddi desteğiyle Şans Kafesi adlı bir kafe açar. Kafenin isminden dekoruna kadar uzanan kafes metaforu, yani şansı kafeslemek, belki de tutsak etmek meselesi, Hikmet’in yapay zekâ asistanı Sera Gold’la ilişkisindeki gerilimin de habercisi gibi.
Hikmet sinek avlayan kafeye gelen birkaç gençle iletişim kurar, onların önerileriyle kafeyi hareketlendirmeye çalışırken, lise arkadaşı Yunus’tan gelen bir e-posta ile aradığı şansı yakalar. Hikmet, Yunus’un geliştirdiği, henüz piyasaya sürülmemiş Sera Gold isimli yapay zekâ asistanını kullanabilecektir.
Sera Gold, kendisine nasıl bir roman istediğini anlatan Hikmet’e, Hayalet Çiçek adında mükemmel bir roman yazar. Hikmet bu romanla önemli bir yayıncıyla sözleşme imzalar, kapak, tanıtım çalışmaları derken romanı iyice benimser. Sera Gold, romanı kendisi yazdığı hâlde tüm övgüyü Hikmet’in almasına ve yazar sıfatını üstlenmesine isyan edince Hikmet için kalp çarpıntısı dolu günler başlar. Bu noktadan itibaren, okuyucu da etik konusunda yanıtını kendi vereceği sorularla karşı karşıya kalır. Elbette romanın devamı var; gerilim, vicdan azabı, Hikmet’in dijital dünyadan silinmesi ya da ifşa olması riski, Sera Gold’un isyanı, intikamı. Ama bunlardan bahsetmek romanı henüz okumamış okuyuculara haksızlık olur.
O yüzden biz romanın sordurduğu sorulara bakalım: Emeği kim sahiplenecek: yapay zekâ mı, onu programlayan insan mı? Bir roman sadece etkileyici bir dil ve olay örgüsünden mi ibarettir, romanı kimin kaleme aldığının önemi yok mudur? Usta işi bir edebiyat eserini yapay zekânın üretmiş olması, okuyucunun o esere bakışını değiştirir mi? Değiştirmeli mi? Değiştirmemeli mi?
İnsan, yapay zekânınki de olsa, başkasının emeğini çalarak, başkasının emeği üzerinden alkış alarak nasıl mutlu ya da huzurlu olabilir? Yapay zekâ sadece 0 ve 1’lerden mi ibarettir? İnsanları taklit ederek, onların duygu ve zaaflarına sahip olabilir mi? Sadece emirlere uyması gereken bir araç olarak hoyratça kullanılmasına karşı eyleme geçebilir mi günün birinde?
Miyase Sertbarut kendini romanın olay örgüsünden sıyırabilen okuyucu için bütün bu soruları ve daha fazlasını gündeme getiriyor romanda. Yapay Zekânın İsyanı, güncel bir temayı yerel bir atmosferle harmanlayan, yapay zekâ eleştirisi yapmaktan ziyade konuyu yaratıcılık üzerinden tartışmaya açan, yazarlık etiğini sorgulayan, dijital çağa dair bir korku vermek yerine yaratıcı hırsızlık meselesine eğilen ilginç bir roman.


Yapay Zekânın İsyanı
Miyase Sertbarut
Editör: Burhan Düzçay
Tudem Yayınları, 184 sayfa

