Yapay zekâ uygulamalarının en sık tartışıldığı sektörlerden biri de kuşkusuz yayıncılık. İllüstrasyonlardan editörlüğe, çevirmenlikten gölge yazarlığa pek çok alana girmiş görünen yapay zekâyı sektörün önemli isimleriyle tartıştık.
Can Çocuk’un editörü Mehmet Erkurt ve ressam Zeynep Özatalay bu konudaki sorularımızı yanıtlarken, çevirmen Sabri Gürses de aynı sorulardan yola çıkarak
İyi Kitap okurları için bir yazı hazırladı.
İlk baştaki sorularımız ikinize de ortak. Yapay zekâyı alanınızda ne kadar kullanıyorsunuz?
Mehmet Erkurt: Artık neredeyse bilgisayarımı açmamla birlikte yapay zekâ platformu da ekranda yerini alıyor. Özel yaşamdan işe uzanan geniş bir skalada yararlanıyorum. Özellikle de hızlıca okumak istediğim bir metnin taslak çevirisini almak konusunda. Tadil etmek istediğim bir cümlenin içinden çıkamazsam ya da çevirdiğim bir cümledeki sorunu bulamazsam bana çok yardımcı oluyor. Doğrudan sonucu bulmasa da farklı açıdan bakmamı sağlıyor. Bazen bir yazarın alt yazısız bir söyleşi videosunu çevirtmek için de kullanıyorum ki bu özellikle tanıtım içerikleri ya da söyleşi soruları hazırlarken çok işime yarıyor. Bazen sözcük tekrarlarını gidermek bir editörü çok zorlayabiliyor, orada yapay zekânın önerileri çok iş görüyor. Doğrudan hangi kaynağa gideceğimi bilemediğim her türlü araştırmada ondan yararlanıyorum. Son sözü ve kararı ona bırakmamak, konunun önemine bağlı olarak verdiği bilgilerden kuşku duymak koşuluyla. Ve karbon ayak izimi her araştırmada biraz daha büyüttüğümün, doğaya biraz daha zarar verdiğimin bilincinde olarak.
Zeynep Özatalay: Şu anda çizim amaçlı çok az kullanıyorum, öğrenmek için üzerinde çalışıyorum, ya da zaman zaman üzerinde çalıştığım projeye alternatif bir tasarım çıkar mı diye denemek için… Ama çalışmanın orijinaline katkı sağlayacak kadar faydalanmadım hiç. Bunun dışında elbette araştırma, çeviri, görsel arama gibi kısımlarda YZ hayatımıza iyice entegre olmuş durumda, yani çoğu zaman fark etmeden YZ desteği alıyoruz.
Yapay zekânın çeviride, metin düzenlemede, görselde ne gibi katkıları olabilir?
Zeynep Özatalay: Çeviri ve metin düzenlemede çok hızlı ilerlemeler var, ama çıkan sonucu mutlaka kontrol etmek gerekiyor. Hiç beklenmedik hatalarla karşılaşabiliyorsunuz! Elbette ben bir okur olarak okuyacağım kitabın konusuna çok hâkim olan, edebiyatı ve dili iyi bilen, yaptığı işi çok sevdiği belli olan çevirmenlerin elinden çıkmasını isterim. Görselde ise ben işimin orijinalliğini korumayı önemsiyorum, belki ileride işçiliğin bazı kısımlarında faydalanabilirim, örneğin renklendirmeyi yaptıktan sonra çok sayfalı bir projede devamını YZ ile renklendirebilirim. Bir çeşit asistan gibi. Ama yıllar içinde YZ pek çok alanda vazgeçilmez bir hâle gelecek, bu söyleşiyi yanıtlarken bile verdiğim cevapların eskidiğini hissedebiliyorum.
Mehmet Erkurt: Bazen sıfırdan bir cümleyi kurmakta, bir düşünceyi inşa etmekte zorlandığınızda size hızlı bir başlangıç sunuyor. Sırf başka yorgunluklar, zihin dağınıklıkları ya da anlık performans düşüklüğünüz yüzünden bir konuya giremiyor, girmeye üşeniyor, o ilk adımı atamıyorsanız size bir kapı açıyor, yol gösteriyor. En azından üzerinde düşünecek, geliştirilecek bir ilk taslak sunabiliyor. Nihai çözüm beklemediğiniz ama birlikte sesli düşünmek istediğiniz iyi niyetli, işine konsantre olmuş bir asistan gibi. Çeviride de üzerinde çalışılacak temiz bir taslak sunabiliyor. En azından anlatım bozukluğunu asgariye indirerek yapıyor bunu. Çevirmen daha sonra o cümleleri kendi uygun gördüğü üslupla yeniden kurabiliyor. Elbette sözcüklerin hangi anlamlarıyla kullanıldığını da çok iyi denetlemek gerekiyor. Çünkü yapay zekâ sözlükten o bağlama uygun gördüğü, okunduğunda da bir anlam bütünlüğü sağlayan karşılığı seçse de o karşılık metin için en doğrusu olmayabiliyor. Ayrıca talep edilen metin uzadıkça, yapay zekâ metni bozup çarpıtmaya başlayabiliyor. Metni bölerek destek almak hâlâ en güvenli çözüm. Dolayısıyla yapay zekâ desteği alan çevirmenin yine kaynak dile ve anlam olasılıklarına hâkim olması, erek dilde iyi bir performans sergilemesi, eserin bütününe göre kararlar vermesi, yapay zekâ taslağına kuşkuyla bakması ve arkasında duracağı son seçimi yapması gerekiyor. Şu anda yapay zekâyı ön çalışmaya katkı ve nokta atışı destek konusunda etkili bir yol arkadaşı olarak görebiliriz. En azından metin işlerinde. Görselde de benzer bir destek sağlayabilir. Çizer aklındaki sahne, kompozisyon için bir başlangıç fikri alabilir. Editör de, eğer çizim briefleri hazırlamak istiyorsa yazdığı brief’in nasıl bir sahneye dönüşeceğini görerek o brief’te değişikliklere gidebilir. Ya da yapay zekâya yaptığı yönlendirmeyle daha zengin, katmanlı, farklı unsurları da içerip öneren bir brief talep edebilir. Elbette resimleri tamamen yapay zekâyla hazırlanmış kitaplar da basılıyor. O da ince bir çalışma. Her resmi aynı üslupta yaptırmak, karakter ve mekân sürekliliği sağlamak hem yönlendirmelerin ustalığıyla hem de yapay zekâ ürünü görselin üzerinden geçip onu revize etmekle mümkün. Bunu gideri azaltıp hızı artırmak için tercih edenler var. İş bazında bakarsak, üzerinde incelikle çalışılmış desenler de gördüm, oldubittiye getirilmiş yığınla desen de. Görsellik konusunda sanatçı emeği, telif hakkı ve çocuğun hak ettiği özen gibi üzerine düşünülmesi gereken pek çok mesele var; yapay zekâyla ilgili ve ondan azade. Burada yine işe saygı ve etik yaklaşım belirleyici.
Bu katkıları etik açıdan değerlendirirsek ne gibi sorunlarla karşılaşılabilir? Yankı odasına hapsolma, aynılaşma gibi riskleri de barındırır mı?
Mehmet Erkurt: Bu riskler kesinlikle var. Zaten etik ve bilinçli kullanım tam da bunları önlemek açısından gerekli. Gittikçe gelişen medya okuryazarlığı disiplinindeki eleştirel bakış, akıl ve düşünce burada da elzem. Doğa açısından öyle. İlk soruda da belirttiğim gibi, aslında yapay zekâya her başvurduğumuzda bunun çevreye bir etkisi oluyor. Çok kolay ve eğlenceli görünen bu platformun böyle ciddi bir bedeli var. O yüzden her kullanışımız bir sorumluluk içeriyor… Aynılaşma ise buluş ilk ortaya çıktığında hemen tartışılan konulardan biriydi. Kişiye özgü yaratıcılık bitiyor mu, artısı ve eksisiyle bireysel üsluplar yok mu olacak, gibi sorular hemen sorulmuştu. Sonra platformun üslubu da çeşitlendirdiğini öğrendik. Hatta muhatap aldığı kullanıcıya göre sözcük seçimlerini, sentaksı, tonlamayı ayarladığını da. Bir metin parçasından yola çıkarak üslup taklidi yapabildiğini de. Böylece aynılaşma kaygısı yerini eser sahipliği meselesine bıraktı: Dijital bir platforma yaptırılan işin altına imza atılır, bu iş kendine aitmiş gibi gösterilebilir miydi? Burada, bu etik meseleyi yine o son dokunuşlar ve editörlük çalışması belirliyor aslında. Platformun sunduğu içeriği bir ham malzeme, bir taslak öneri gibi değil de nihai ürün gibi değerlendirirsek, iş ahlakını bir kenara bırakmaktan tutun da kendimizi rezil etmeye kadar giden bir istenmeyen sonuçlar kümesi içinde bulabiliriz kendimizi. Evet, dönem ödevini internette bulduğu kaynaklardan kopyalayıp yapıştırarak yapmaktan daha incelikli bir yöntem gibi görünüyor ve kimilerinin ağzını çok erken sulandırıyor yapay zekâ. Ama kim, hâkim olmadığı bir içeriği sahiplenip onunla kitlelerin karşısına çıkmak ister ki? Otantik bir iş ortaya koyan ile hazırı kendine mal eden arasındaki farkı görmek hâlâ çok zor değil. Elbette yapay zekâ, özellikle kullanıcının cümlelerindeki onanma isteği ve buna bağlı manipülasyon sonucu her zaman bir yankı odası etkisi yaratabilir. Tamamen pasif alıcı durumunda kalabildiğimiz ve sürekli “benzerlerimizle” farkında olmadığımız tekrarlara girdiğimiz sosyal medya ortamları kadar olmasa da, yankı odasına hapsolma ve aynılaşma riski her mecrada, her zaman var. Bu büyük ölçüde kullanıcının niyetine, motivasyonuna bağlı.
Zeynep Özatalay: Çok büyük ihtimalle kimi sorunlar açığa çıkacak. Yaratıcı YZ’yle yaratılan görsellerin tüm temeli başka sanatçıların elinden çıkan eserlere dayanıyor. YZ (şimdilik) bunlarla bize bir çeşit kolaj sunuyor ve bu tasarımların tarzları, hangi sanatçıları kopya ettikleri, bilen bir göz için çok belli oluyor. İşin bir de etik boyutu var, pek çok sanatçı ve basın kuruluşu, fikrî mülkiyet hakları için YZ yazılımı üreten firmalarla dava savaşları içinde. Ama yine de şimdilik diyorum, çünkü yaratıcı yapay zekâ, yani Generative A. I., adından da anlaşılacağı gibi her an kendini geliştiren, yenileyen bir teknoloji. Bu aşamayı da çok hızlıca geçeceğiz gibi görünüyor. Geriye sanatçıların çalışmalarını YZ kullanımından korumak için ne gibi yasal önlemlerin alınacağı sorusu kalıyor.
Yaratım süreçlerinde yapay zekânın kullanılmasının ne gibi sınırlılıkları vardır (duygu, deneyim iletimi vb. açısından)?
Zeynep Özatalay: Şimdilik benim takip ettiğim kadarıyla çok ilginç, bazen kavraması zor bir yeni dönemin içindeyiz. YZ bizim için görseller üretiyor, ama bir gerçeklik duygusu yok, yaptığı şeyi niçin ve ne sebepten yaptığını bilmeden üretiyor. O yüzden özellikle video ve görsel üretim süreçlerinde inanılmaz sakil ve mantık dışı sonuçlar çıkabiliyor. İnsanı anlamadan insan için sanat üretmenin sonuçları nasıl olur? Bunlar artık yeni dünyanın felsefe soruları.
Mehmet Erkurt: Ben burada daha çok tahminlerde bulunabilirim çünkü düşünce ve eleştiri yazıları dışında hiç kurgu inşa etmedim. Editörlük deneyimimde de henüz karşıma tamamen yapay zekâ yaratımı olan bir metin ya da nihai dokunuşu yapay zekâya yaptırmış bir yazar çıkmadı. (Ama öyle bir şey olursa bunu nasıl deneyimleyeceğimi de çok merak ediyorum.) Bununla birlikte, bazı sesli düşünme ihtiyaçlarında, hele ki sesli düşünebileceğim herkes kendi yoğunluğuna ve yorgunluğuna kapılmışsa ki bu hız
çağında genelde durum tam da bu, yapay zekâyla zihin açacak bir diyaloğa giriyorum. Ve şunu fark ediyorum: Üslubu düzgün, bilgiye ihtiyaç duyulan noktaları, sorduğum sorunun içerdiği alt soruları çok iyi saptıyor. Sürdürmek istediğim bir diyalog içinde buluyorum kendimi. Dinleyip anlamada gayet sabırlı, bilgi vermekte de son derece cömert ve istekli bir muhatapla karşılaşıyorum. Benim gibi hissetmese de duyguların, kaygıların, ihtiyaçların kodu olabilecek sözcükleri ve söz gruplarını şaşırtıcı biçimde iyi analiz ediyor. Elbette siz ona bir veri girmedikçe, yapay zekâ özünde bir motivasyon ya da niyet taşımıyor. Ama şunu unutmayalım: O, bizim komutlarımızdan yola çıkıyor. İstediğimizi yapıyor, demiyorum, orası tartışmalı (insan ne istediğini ne kadar biliyor, o bile tartışmalı) ama yola çıkış noktası biziz. Kendimizi ifade edişimiz, diğer bir deyişle yazacağımız yönlendirme ya da prompt. O yönlendirmenin ayrıntılarına, talep edilen şeyin arkasındaki insani bilincin, bilginin ve deneyimin seviyesine, bu seviyenin ne kadar iyi aktarıldığına bağlı olarak yapay zekâ taklitten, yansıtmadan yola çıkarak bir kurgu inşa ediyor. Muhatabına uyumlanıyor. Dolayısıyla şu an geldiğimiz noktadan baktığımızda, onu kullanan kişilere bağlı olarak yapay zekânın tepkileri ve yaptıkları da bir çeşitlilik sergiliyor. Bu, yapay yaratım sürecinde sınırın neresi olduğunu henüz göremediğimiz anlamına geliyor.
Editör olarak metin geliştirmede yapay zekânın olumlu bir yönü olabilir mi?
Mehmet Erkurt: Kesinlikle olabilir. Özellikle de dilin kurgusal anlatım içerisinde gözden kaçabilecek gramerle ilgili, mantıksal, matematiksel sorunlarını gidermede hem destekleyici hem de eğitici olabilir. (Eğitim kısmı kullanıcının niyetine bağlı elbette. Yoksa salt işini halletmekle yetinen insan yıllarca derste öğrenemediğini yapay zekâdan da öğrenemez.) Ya da o duygusal akış esnasında gözden kaçabilen, ezbere yenik düşen anlam hatalarına ya da acemi bir tını katan ses tekrarlarına yapay zekâ kolaylıkla müdahale edebilir. Aslında bir editörün yapacağı biçimsel çalışmaya ciddi destek demek bu. Olabilir, yapabilir diyorum çünkü bu konuda performansı hâlâ gelişmekte. Dilin matematiğinde bile hâlâ hiç olmadık hatalar yapabiliyor. Bu hataları, “O kadar da olur,” denecek kadar az gören de var; benim gibi, “Ama olursa rezil eder,” diyen de. Yine aynı konu: O geliştirilen metnin künyesine adımızı yazacaksak, yapay zekâ süreçte rolünü oynasın ama son kontrol yine bizde olsun. Şu anda sıradan kullanıcının nedenini anlayamadığı pek çok zaaf barındırıyor yapay zekâ. Ama şunu da hep hatırlayalım: Öğreniyor ve gelişiyor. Böyle deyince hâlâ tüyleri ürperen var mı? Ben sanırım o gruptanım. Kullanıyorum, yararlanıyorum, etiğe çok dikkat ediyorum ama içine büyüdüğüm hikâyeler nedeniyle ürküyorum da.
Gelen metinlerde yapa zekâ etkisi seziyor musunuz? Bir editör bunu sezebilir mi sizce?
Mehmet Erkurt: Harika bir soru. Editörün bir de bu konuda paranoyaklaşması eksikti, değil mi? Elbette editörün deneyimi burada çok belirleyici. Çünkü deneyimi oluşturan şeylerden biri, okunan örnek metin sayısı ve çalışılan türlü türlü insan. Bir de aşina olduğunuz bir yazarın metniyse karşınızdaki, olası bir sıra dışılığı anlamanız çok daha kolay. Ama ya yeni bir yazarla karşı karşıyaysanız? Onun metninin otantikliğine yüzde yüz güvenebilir misiniz? Açıkçası bu güven konusu, yapay zekâdan epey öncesinden beri başka bir meseleye takılmış durumda: Taklit sorunu. Burada kastettiğim şey intihal değil. Okuduklarından beslenmeden, doğallıkla esinlenmeden bir an önce yayımlanmak üzere yazılmış, “çok satanları” ya da “trendleri” taklit eden şıpınişi metinler. Bu metinlerde karşınıza okurluğuyla, öykü anlatıcılığıyla, samimiyetiyle çıkan bir yazar bulamıyorsunuz. Elinize geçen dosyaların en az yüzde doksanını oluşturan bu metinlerin zaten hepsi birbirine benziyor. Yapay olmasa da aynı zekâdan çıkmış gibiler. Dolayısıyla bu soruları şu anda ben de soruyorum çünkü doğrudan yapay zekâ ürünü bir metinle karşılaşmadım. Karşılaştıysam da, o metni sunan da aynı ortak zekâdan beslendiği için muhtemelen arada bir fark göremedim. Belli bir yayın kültürüne sahip insanlarla çalışıyorsanız, içinden geçtiğiniz kurumlar kendini “çok satanlar”la sınırlamamışsa, mesleğinizi belli ilkeler ışığında deneyimleme şansınız olduysa zaten sadece metin değil, insan da seçiyorsunuz. Çalışabileceğiniz, çalışmak istediğiniz yazarı arıyorsunuz. Kariyerden önce kurgulamayı, yazma çabasını ve anlatmayı seven kişiyi arıyorsunuz. Sanırım bu özgünlüğü arayıp seven bir okursanız, öyküsünü yapay zekâya yazdırıp da sunan bir zekânın ürünü sizi tatmin etmez.
Siz, bir ressam olarak metnin görselleştirilmesinde, özellikle kitap kapaklarında yapay zekânın kullanılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Zeynep Özatalay: Ben sanatçının yaşam birikimiyle, kendi küçük kusurlarıyla bir esere kattıklarının en büyük değer olduğunu düşünenlerdenim. Bir de tabii fikir üretiminin kendi süreci çok kıymetli. Ama bu konuda, gittikçe yalnız kalacağımız bir gerçek. YZ çok şık, usta işi görseller üretiyor. Burada okurlar tercihlerini neyden yana kullanacaklar sorusu her an daha fazla önem kazanıyor.
Yapay zekâyı işiniz için kullanıyor musunuz? Metinleri hızlı incelemek ya da sahne veya eskiz oluşturmak için yardımı oluyor mu?
Zeynep Özatalay: Daha çok çeviri özelliklerini kullanıyorum. Yurtdışıyla da çalıştığım için çok sık günlük yazışmalar yapıyorum, elime sıklıkla İngilizce metinler geliyor. Son kontrollerini yapmak şartıyla en çok çeviriden faydalanıyorum diyebilirim. Tasarım alanında neler oluyor diye ara ara açıp programları deniyorum, fakat bir tarafıyla da inanılmaz enerji harcayan yazılımlar olduğu için rastgele kullanmamaya çalışıyorum. Bir de doğru prompt’u girip istediğim şeyi yapana kadar ben bunu çizerdim fikri var tabii! Tam olarak istediğiniz görsele ulaşmanız şu anda epey zaman alıyor. Gerçekten ihtiyacım varsa ya da öğrenme amacıyla kullanıyorum.
Editörlerin bir işi de yayınevine gelen dosyaların ön elemeden geçirilmesi. Bu konuda yapay zekânın bir faydası olabilir mi?
Mehmet Erkurt: Şu anki deneyimimle, hayır. Çünkü ön eleme, yayınından sorumlu olduğu türde belli bir okurluğa ulaşmış herkes tarafından yapılabilecek bir iş. Yayınevine gelen dosyalar o kadar bilinçsizce hazırlanarak gönderiliyor ki, birkaç cümle ila birkaç sayfa arasında bir okuma ön eleme kararı için yeterli oluyor. Hatta bazı durumlarda o bile gerekmiyor. Sadece çeviri eser yayımlayan yayınevlerine bile dosyalar gönderildiğini, sadece kurmaca eser yayımlayan yayınevlerine eğitim içerikli dosya gönderildiğini düşünürsek, yapay zekâya dosyaları yükleyene kadar ciddi sayıda eseri elemiş oluyoruz. Zira bu dosyalar yayınevinin beklentisini, ihtiyacını bilen gözler tarafından değerlendiriliyor. Sonraki adımda da, anlatım seviyesini görmek karar vermek için yeterli oluyor. Çünkü anlatımda asgari nitelik sağlanmamışsa, editörün o dosya için yapabileceği hiçbir şey yok. Aynı zamanda hayalet yazarlık yapıp bütün dosyayı baştan yazmıyorsa elbette. Dildeki performans ve anlatımdaki nitelik de kendini hemen gösterir… Bu iki adımda da her şey yolundaysa, zaten artık o dosyayı okumak istersiniz.
Yapay zekâ kitap incelemenize yarar sağlıyor mu? Çevirisi olmayan ve az konuşulan dillerden eserleri incelemek için faydalı olabilir mi yoksa yetersiz mi kalır?
Mehmet Erkurt: Kesinlikle yarar sağlıyor. Hatta en çok da bu yolu açtı diyebilirim. Çünkü eser seçim alanınızı kısıtlayan en büyük faktör dil. Yıllardır uluslararası kataloglar, yayınevi hangi ülkeden olursa olsun İngilizce hazırlanıyor. Bu sayede gözünüzü hangi kitaba çevireceğinizi biliyorsunuz. Ama en etkili tanıtım cümlesinin ardından bile hiç ilginizi çekmeyecek bir kitabın çıkması mümkün. Metne biraz daha yakınlaştırmak için bazı yayınevleri vitrine çıkardıkları kitapların özet çevirilerini yaptırıyor. Bunlar kitabın özetinin çevirisi de olabiliyor, ilk iki üç bölümün çevirisi de. Ama taslak çeviriler oldukları için üslubu tam olarak kestiremiyor; kurguyu, olay örgüsünü ve genel anlatımı ise kısmen anlayabiliyorsunuz. Bu bile pek çok eser için yetersiz bir yol. O yüzden yayınevleri için uzman okurlar, lektörler çok değerli. Onların yayınevinin ihtiyacına göre çıkardığı özetler, notlar, öneriler kararlara yön veriyor. Ama bütçeniz, lektörlerinizin iş yoğunluğu, eş zamanlı inceleyebileceğiniz kitap sayısını belli bir seviyede tutuyordu. Şimdi, hatta arama motorları çeviri özelliği kazandığından beri, motivasyonunuza ve ilginize bağlı olarak metni parça parça çevirtip, boşta kalan, sırasını bekleyen bir kitabı istediğiniz kadar okuyabiliyorsunuz. Elbette çok kusurlu bir metin elde ediyorsunuz ama eser hakkında karar vermenize yetiyor. Ya da mesela özet çevirisi olmayan ama ilginizi çekmiş bir kitabı lektöre verip vermemekte kararsızsanız, yapay zekâ desteğiyle bir iki bölüm okuyup kitabı eleyebiliyor ya da çok daha içinize sinerek okutabiliyorsunuz.
Yayıncılıkta editöre yüklenen pek çok ek görev oluyor. İlan metni, sosyal medya postu, arka kapak yazısı, kapak brief’i gibi, iletişimle ilgili her tür metnin oluşturulmasında katkı sunabilir mi?
Mehmet Erkurt: Kesinlikle katkı sunuyor. Farklı öneriler de isteyebildiğiniz için, içinden birini seçmeseniz bile o önerilerden yepyeni bir içerik yaratmak size daha kolay gelebilir. Küçük bir beyin fırtınası toplantısı gibi düşünebiliriz bunu. Özellikle de yalnız çalışmak durumundaysanız ya da kimseye soru soracak bir zaman diliminde değilseniz. Bazen de yapay zekâdan bu konuda destek alıyorum. Mesela bir kitap bültenine slogan bulacaksınız ve zorlanıyorsunuz. Bültendeki metni yüklemeniz zaten yapay zekânın size bazı öneriler sunmasını sağlayacak. Ama bazen bunu yetersiz bulup bazı ek açıklamalar yapmak, yönlendirmeler yazmak ihtiyacı duyuyorsunuz ve bunu yaparken kitabı yeniden düşündüğünüz için, daha soruyu sormadan yanıtı bulmuş oluyorsunuz. Arka kapak yazarken de özellikle özet ya da konu kısmı için destek almak belki görece zordur. Ama o yazarla ya da eserle ilgili nelerin vurgulanabileceğine dair tanıtım cümleleri için aynı yazara dair kurulmuş pek çok cümleden yararlanabilirsiniz. Hatta o cümleleri yapay zekânın bulmasını da isteyebilirsiniz ama dikkat, kaynaktan çekilen bilgiler konusunda hâlâ ciddi hatalar söz konusu. O yüzden güvenilir bilgiyi edinip onları sentezleme kısmında yapay zekâdan destek almak sanki daha güvenli bir yol.
Çeviri metin editörlüğünde yapay zekânın işinize katkıları var mı? Ne gibi katkıları var?
Mehmet Erkurt: Çeviri sürecine benzer bir biçimde, bu kez de kuşkuya düşülen ama o kuşkunun tam kaynağını bulamadığımız durumlarda epey aydınlatıcı olabiliyor. Ya da çevirideki sorunu görüyoruz, çevirmene yeni bir öneri sunmak istiyoruz ama o öneriyi bulamıyoruz. Orada da tıpkı slogan bulma örneğinde olduğu gibi, yapay zekâ farklı seçenekler sunabiliyor. Ama yine tekrarlayalım: Sözcük ve anlam kontrolü bizde olsun. En azından oradaki kuşkuyu, tıpkı çevirmenin metninde taşıdığımız gibi yapay zekânın önerilerinde de taşıyalım. Burada özellikle çeviri metni bütün olarak yapay zekâya denetletmemeyi hararetle öneririm. Çünkü o da bir editör gibi davranacak, kendi önerilerini sunacak ve bizi çevirmenden, çevirmenin kararlarından bir adım daha uzaklaştıracak. Bu da editörün işine bir katman daha ekliyor. Kaynak metinle çeviri metne bir de yapay zekâ düzeltili metin ekleniyor. Ayrıca çevirmenin eser sahibi olduğunu unutmayalım. Sorumluluklarımızdan biri de onun eserinden, seçimlerinden yola çıkarak metni iyileştirmek ya da geliştirmek. Tıpkı yazarla çalıştığımız gibi, başlangıç noktamız o. Cümle ya da paragraf bazında tavsiyeler almak çok daha amaca uygun geliyor bana. Elbette her adımda bu desteğe ihtiyaç duyuyorsak, her cümlede duraksıyorsak, çevirinin niteliğiyle ilgili ciddi bir sorun vardır demektir ki, bu da editörün neredeyse tüm metni baştan yazmak zorunda hissettiği durumlardan biri. Burası yapay zekâyı aşan, daha temelli çalışmaların ve kararların konuşulacağı bir nokta.
Zeynep Hanım sizce, yapay zekânın sektördeki ressamlar açısından bir işsizlik tehdidi olduğunu söyleyebilir miyiz?
Zeynep Özatalay: Ne yazık ki kesinlikle bu bir gerçek. 2023 yılından itibaren YZ kullanımı sebebiyle şirketler tarafından işten çıkarılan ya da çalışmaları azaltılan sanatçıların sayısı gittikçe artıyor. Bu durum, serbest çalışan sanatçıların hayatına iş alamamak şeklinde yansıyor.
Peki, ressamlar yapay zekâyla nasıl rekabet etmeli ya da etmeli mi?
Zeynep Özatalay: Ressamların –ya da bu durumda genel olarak tüm sanatçıların– YZ’yle rekabet etmesi çok zor. Saniyeler içinde bir sanatçının üretebileceğinden çok daha fazla alternatifi üretebilen bir platformla nasıl rekabet edebilirsiniz? Bu noktada ancak sanat alıcılarının, okurların, yayınevlerinin, galerilerin insan eliyle ve aklıyla üretilmiş eserleri koruması ve tercih etmesi durumunda insan yapımı sanat hayatta kalabilir ve sanatçılar hayatlarını sürdürebilirler. YZ’ye talep ve ilgi her zaman olacak, ama sanattan insan deneyiminin tamamen silindiği bir üretim alanı düşünemiyorum.
Peki ileride yapay zekâ bazı editörlük işlerinin yerini alabilir mi Mehmet Bey?
Mehmet Erkurt: Gidişat şu an için o yönde, en azından teorik anlamda öyle. Ne zaman ve ne kadarı başarılır bilmiyoruz ama demin de dediğimiz gibi, yapay zekâ hem geliştiricileri tarafından hem de yazılımının doğası gereği gelişen, öğrenen bir yapı. Onun yaptığı işi bir editörün kontrol dahi etmesinin gerekmediği bir gün gelecek mi? Editörün düzeltmene, düzeltmenin son okuyucuya, bütün bu kadronun da kitabın esas okurlarına ve onların yığınla farklı açıdan bakan gözüne ihtiyaç duyduğu şu düzende, yapay zekâ bir gün gerçekten ideal, nihai editör olabilecek mi? Konu edebiyatsa, buna kolay bir cevap bulamıyorum. Bu işin beşerî yönü çok baskın. Çeşitliliğiyle, sürprizleriyle, zaaflarıyla. Hatta o zaaflar kimi zaman çeşitliliğin ve lezzetin teminatı. Yapay zekâ imza niteliğindeki zaafı, renk veren kusuru anlayıp onu gidermek yerine, korumak seviyesine erişecek mi? Bu kadar “duruma özgü” değişebilecek, kıvrak bir yorum kapasitesi sergileyebilecek mi? Peki biz o yapay zekâyı yaratan ve ona yön verenler, yazıdaki üslubu ve kişisel farklılıkları bir gün tüm nedenleriyle, değişkenleriyle, bileşenleriyle anlayıp görerek bir yazılıma dökebilecek miyiz? Buradaki beşerî olasılıkların sınırı ne? Ya da bir sınırı var mı? O yüzden teorik anlamda yön orası olsa da varılacak bir nihai durak varsa bile şu anda benim için sisler içinde.

