İyi Kitap

Ada, fener, huysuz insanlar ve şişelerdeki mektuplar… Thomas Montasser, Şişedeki Mektup’ta,
şişe postacısı olmayı kafaya koyan ve amacına ulaşan Peer’in hikâyesini anlatıyor. Peer amacına
ulaşmakla kalmıyor, onun sayesinde yıllar sonra tüm adalılar barışıyor.

Nihan BORA

İletişim kurma hızının en üst seviyede olduğu yıllardayız. Telefon, e-posta, sosyal ağlar sayesinde birbirimize her an, rahatlıkla ulaşabiliyoruz. Şimdi filmi geriye sarın! Bir adadasınız ve bu bahsettiğim araçlardan hiçbiri yok. Diğer adadaki insanlarla konuşmak için teknenizle o adalara gitmeniz gerekiyor. Bir başka ihtimal
daha var: Şişeyle mektup göndermek!

Thomas Montasser’in Şişedeki Mektup isimli kitabının Peer isimli karakteri, fikrine sahip çıkan, hayatla barışık bir çocuk. Her ne kadar büyükbaba, baba ve anne suratsız olsa da Peer kendi kendine adada eğlenmesini çok iyi biliyor. Ülkem dediği adanın, 8 basamaklı fenerine çıkıp orayı idare etmek onun işi. Zaten 88 basamağı çıkmayı kimse istemediği için Peer kendine bunu görev edinmiş, mutlu da…

Bir çocuğun yalnız da ne kadar mutlu olabileceğinin bir resmi aslında bu. Kendine bulduğu uğraş, hiç de sıradan bir uğraş değil. Peer, boş şişeleri toplayıp koleksiyon yapıyor. Hayalinde yapmak istediği tek bir şey var: Şişe postacısı olmak. Sahile vuran türlü eşya arasında bir gün bir kasa buluyor. O kasayı alıyor, şişelerini kasaya yerleştiriyor, üniformasını giyip görevine başlıyor: “Gönderecek bir şeyiniz var mı? Hızlı, ucuz, güvenilir!”

Peer bu yolculuğun hüsranla sonuçlanacağını aklına bile getirmeden doğudaki adaya doğru yol alıyor. Ne var ki kimse Peer’in şişe postasıyla ilgilenmiyor. Hayal kırıklığıyla geri dönse de pes etmiyor. Yemek yerken, fenerde görevi başındayken, sahilde gezinirken aklında sadece şişe postası var. Bir gün Wesum Adası’na gitmeye karar veriyor. Wesum Adası, kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılmış. İki ada halkı birbiriyle konuşmuyor. Peer şansını kuzeyden yana kullanıyor, gördüğü muamele onu şaşırtacak derecede kötü. Kimse onunla ilgilenmiyor, kapılar yüzüne kapanıyor. Umutla güneye doğru giden Peer’i ne yazık ki orada da kimse ciddiye almıyor.

Burada önemli olan nokta Peer’in içindeki umudu hep taptaze tutmayı becerebilmesi. Dönüp kendinize bakın ve istediğiniz herhangi bir şey gerçekleşmediğinde verdiğiniz tepkiyi düşünün. Hemen boşverip yola devam ediyorsunuz, değil mi? Çoğumuz böyleyiz esasında. Fakat Peer’in inatla, inandığı işi yapmak istemesi sahiden takdir edilesi.

ASIK SURATLI İNSANLAR
Peer pes etmese de reddedildiği için canı oldukça sıkılıyor. Fenerde daha çok vakit geçirmeye başlıyor. Fenerin küçücük camlarından gemileri seyrederken bir gün kendisini ziyarete gelen dedesine, “Neden adalardaki herkesin suratı bu kadar asık?” diye sorsa da tatmin edici bir cevap alamıyor.

Şişe postası fikrinden asla vazgeçmeyen Peer’in aklına yeni bir çözüm geliyor. Bu sefer şişelerin içine bir şeyler yazıp rastgele insanlara göndermeye, insanlar arasındaki iletişimi bu yolla canlandırmaya karar veriyor. Balıkçı Larsson’a yazdığı ilk mektubunda, annesinin yaptığı balık çorbasının tarifini veriyor, onun da kendisine bir tarif yazmasını rica ediyor. Diğerleri gibi huysuz ve yalnız olan Hovekamp Ana’ya da en sevdiği kitaptan, Cesur Denizcinin El Kitabı’ndan bir sayfa gönderiyor.

Peer tüm mektuplarını şişelere koyup şişeleri denize bırakıyor. O kadar heyecanlı ki ilk cevap ne zaman gelecek diye merak içinde her gün sahile iniyor. Ertesi gün, ondan sonraki gün, diğer günler… İki hafta boyunca tek bir şişe gelmeyince yine kendini fenere kapatıyor. Tam ümidini kesmişken sahilde bir şişe görüyor. Koşarak şişeyi alıp içindeki mektubu okuyunca Yedi Adanın Destanı’nı, dolayısıyla adalı insanların niye birbiriyle konuşmadığı öğreniyor ve bu bilgi ona hem kendi arzusunu gerçekleştirmek hem de adalıları barışa ve mutluluğa kavuşturmak için fırsat veriyor.

Kitaptaki çizimleri tümü aynı zamanda illüstratör olan Thomas Montasser’a ait. Hikâyeyi en iyi şekilde anlatan naif çizgiler bunlar. Üç çocuk babası olan Montasser, çocuklara oldukça aşina belli ki. Küçük kızıyla çıktığı uzun yürüyüşlerin de bu durumda payı büyük olsa gerek.

Şişedeki Mektup
Thomas Montasser
Çeviren: Başak Zeynep Özen
Timaş Yayınları, 112 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Aydın Doğan Anadolu İletişim Meslek Lisesi ilk mezunlarından. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Gazetecilik üzerine tamamladı. 2001’de Milliyet gazetesindeki stajının ardından birçok gazete ve dergide çalıştı, yazdı. 2011’de NTV’deki yeni medya editörlüğü deneyimi sonrası internet sitelerinde kıdemli editör, yazı işleri müdürü, haber müdürü; reklam ajanslarında içerik direktörü olarak çalıştı. Şu an serbest olarak haber ve röportaj yapmaya, içerik üretmeye, yayınevlerine editörlük, redaksiyon yapmaya devam ediyor. Bir yandan içerik üretimi, yeni medya, medya okuryazarlığı ve haber yazımı üzerine eğitim veriyor.

1 Comment

Yorum yaz