İyi Kitap

Küçük Kırmızı Balık

Yaşadığı derenin nereye aktığını, denizi merak eden küçük, kara bir balığın hikâyesiydi anlatılan. Kitapta geçen dere senin kasabana; meraksız, duyarsız balıklar, canlılar da komşularına, akrabalarına, arkadaşlarına ne çok benziyordu.

Yazan: Doğan Gündüz

Ders çalışmaktan yoruldun. Biraz hava almak için odanın penceresini açtın. Sokağın ilerisinde oturan hırpani kılıklı adam dikkatini çekti. Sırtını bir avlu duvarına yaslamış gelip geçenleri süzüyordu. “Biraz sonra kalkıp gider” diye düşündün. Dönüp dersine devam ettin. Birkaç sayfa çalıştın ama dikkatini toplayamadın. Kalkıp yeniden pencereden baktın. Hâlâ oradaydı. Üstelik bu kez bakışlarını senin evine doğru çevirmişti. İçine bir kurt düştü. Merakını yenemeyip dışarı çıktın. Önünden geçerken adamın gözleri senin üzerindeydi. Yoluna devam ettin. Bakkala girdin. Hal hatır sordun, bir ekmek istedin. Derslerden, üniversite sınavının yaklaştığından söz ettin, arada lafı sokakta bekleyen yabancıya getirdin.

Bakkal bilmiyordu. “Ben de iki üç gündür görüyorum. Gün boyu orada oturuyor, akşama doğru da ayrılıyor,” dedi. “Dilsizmiş, derdini anlatamıyor, Allah’ın garibi işte. Kimin nesidir, nereden gelir, nereye gider bilen yok,” diye ekledi.

Elinde ekmek evine dönerken dilsizle göz göze geldin. Delici bakışlarından ürktün. “Sivil polis olabilir mi acaba,” diye geçirdin içinden. Ardından son birkaç gündür sokağından sık sık geçen hurdacı ile zerzevatçı düştü aklına. Ürperdin. Seni mi izliyorlardı yoksa? Önce “Niye izlesinler ki” diye düşündün. Sonra “niye izlemesinler ki” diye yanıtladın kendi sorunu. Darbecilerin herkesi suçlu ilan ettiği, iki üç kişinin bir araya gelmesini suç saydığı, dernekleri, sendikaları, partileri kapattığı, gazetelerin, dergilerin yayınını durdurduğu, işçileri, öğrencileri, gazetecileri, sendikacıları, aydınları, yazarları ve daha nice insanı gözaltına aldığı, işkence ettiği, cezaevine attığı, kitapları toplattığı, yasakladığı bu günlerde niye seni de izlemesinlerdi ki? Üstelik çok sevdiğin bir çocuk kitabı, Küçük Karabalık bile darbeciler tarafından yasaklandıktan sonra…

Komşun, üniversite öğrencisi Murat Abin hediye etmişti Küçük Karabalık’ı. Kitabı ilk kez okuduğunda ilkokul son sınıftaydın. Başka çocuk kitapları da getirmişti Murat Abin ama özellikle Küçük Karabalık seni çok etkilemişti. Yaşadığı derenin nereye aktığını, denizi merak eden küçük, kara bir balığın hikâyesiydi anlatılan. Bu dere senin kasabana, meraksız, duyarsız balıklar, canlılar da arkadaşlarına, akrabalarına, komşularına ne çok benziyordu. Tıpkı kitaptaki gibi kimse buradan çıkmayı, başka şehirlerde nasıl bir yaşam olduğunu, dünyada neler olup bittiğini hiç ama hiç merak etmiyordu. Onlara göre dünyanın en güzel yeriydi bu kasaba. Ama Murat Abin diğerlerinden farklıydı. Öncelikle çok okuyan biriydi. Bildiklerini başkalarına da öğretmek için çabalayan, elinde ne varsa paylaşan, hep başkalarını düşünen biriydi, devrimciydi. Askeri darbeden sonra Murat Abinin üniversiteyi bıraktığı söylendi. Ona kaçak diyenler, darbeye karşı durmak için dağa çıktığını söyleyenler ya da yurtdışına iltica ettiğini iddia edenler vardı. Nerede olduğunu bilmesen de Murat Abin her zaman senin kahramanındı, Küçük Karabalık’ındı; kaşıkçıkuşunun, karabatakların ve darbecilerin korkulu rüyası olan Küçük Karabalık.

O geceki tedirgin uykundan cemselerin motor gürültüsüyle uyandın. Telaşlandın. Işığı yakmadan perdenin aralığından baktın. Askerler sokağın giriş ve çıkışını tutmuştu. Bazıları tüfekleriyle evinin bahçe kapısının önündeydi. Ancak içeri girmek yerine iki ev ötedeki Murat Abinin evini gözlüyorlardı. Bir kısmı ise onların avlu duvarının arkasında pusuya yatmıştı. Demek birkaç gündür sokağında peydahlanan dilsizler, hurdacılar, zerzevatçılar seni izlemiyordu.

İşin aslını o gece cemseler gittikten sonra toplanan kalabalığa açıklama yapan muhtardan öğrendin. Askerler Murat Abinin annesinin evinde saklandığına dair bir ihbar almışlar. Meğer onu yakalamaya gelmişler ama elleri boş dönmüşler. Rahatladın.

Evine dönüp, odana geçtin. Yattığın divanı gürültü yapmadan öne doğru çektin. Çalışma masandaki kalemliğinden eksik etmediğin tornavidayı aldın. Süpürgeliğe yakın döşeme tahtalarından birini usulca kanırtarak söktün. Elini açılan delikten ileri doğru uzattın. Murat Abinin hediyesini el yordamıyla diğer kitaplardan ayırıp dışarı çıkarttın. Kendini bunalmış, çaresiz hissettiğin zamanlarda sıklıkla yaptığın gibi Küçük Karabalık’ı bir kez daha okudun. Küçük Karabalık’ın merakının peşinden gidişi, cesareti, umudunu hiç kaybetmemesi yüreğini ferahlattı.

Ninesinden Küçük Karabalık’ın hikâyesini dinledikten sonra gece gözünü bir türlü uyku tutmayan, sabaha kadar denizi düşünüp duran “küçük kırmızı balık” gibi o gece senin de gözünü hiç uyku tutmadı.

Küçük Karabalık Semet Behrengi Farsça’dan çeviren: A. Dost Resimleyen: Yunus Saltuk Gözlem Yayınları  Eğitim – Çocuk Sorunları Dizisi: 2 İstanbul, Birinci Baskı, Mart 1975, 39 sayfa

Küçük Karabalık
Semet Behrengi
Farsça’dan çeviren: A. Dost
Resimleyen: Yunus Saltuk
Gözlem Yayınları
Eğitim – Çocuk Sorunları Dizisi: 2
İstanbul, Birinci Baskı, Mart 1975, 39 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz