İyi Kitap

Sabahattin Ali’nin gösterdiği toplumsal gerçekler, zaten başka türlüsünün mümkün olmadığını müjdeleyen hayaller gibidir. Yeter ki insan inansın. Bütün çocukların yüzünü güldürecek insancıl bir düzen için her dönemde mücadeleye değer…

Yazan: Karin Karakaşlı

Edebiyat, hayatımızın en yaratıcı dönemi olan çocuklukta tanışılması gereken bir dünya. Çocuğun doğal hayal gücünü ateşleyen, onu hayatla tanıştıran yanıyla edebiyat, vazgeçilmez bir durak. Gel gelelim, sıkıcı ders kitapları ve didaktik eserler yıllar yılı bu durağın pas geçilmesine sebep oldu. Son yıllarda çocuk edebiyatında gerek çeviri gerekse özgün kitaplarla temeli atılan emek ve özen dolu yapı, ülkede umut veren az sayıdaki gelişmeden biri. Şimdi yapı taşı, usta yazar Sabahattin Ali’nin 11-15 yaş grubu için yayınlanan bir kitabıyla daha da pekişti.

Yapı Kredi Yayınları, genç okurla edebiyatı buluşturma açısından çok kıymetli bir adım atarak, Türkçe edebiyatın usta kalemi Sabahattin Ali’nin Üç Öykü isimli kitabını Doğan Kardeş serisinden genç okurlarla buluşturdu. Filiz Özdem’in yayına hazırladığı ve Sedat Girgin’in karakteristik çizimleriyle canlanan kitap, sadece çocuklar için değil, özellikle Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna ve İçimizdeki Şeytan romanlarıyla iz bırakan Sabahattin Ali’nin edebiyatına tutkun yetişkinler için de özel bir armağan niteliğinde.

Toplumcu gerçekçi ve realist anlatımıyla tanınan Sabahattin Ali, “Arabalar Beş Kuruşa”, “Ayran” ve “Sırça Köşk” öykülerinde de bu yaklaşımından taviz vermeden, yoksul insanların küçük hayatlarına yöneltiyor bakışını.

SOKAĞIN MÜCADELECİ ÇOCUKLARI

“Arabalar Beş Kuruşa” ve “Ayran” öykülerinde okuldan sonra annesiyle birlikte biraz para kazanmak umuduyla el yapımı oyuncak arabalar satan küçük satıcıyla ve kuş uçmaz kervan geçmez bir istasyonda aç kardeşlerine ekmek alabilmek için boyundan büyük ayran güğümüyle hayat mücadelesi veren küçük Hasan’la tanışıyoruz. Memurluk ve öğretmenlik geçmişinden dolayı toplumun her kesimini yakından gözlemlemiş olan Sabahattin Ali, sınıf farkını iliklerine kadar hisseden bu çocukların, kimselerin aldırmadığı iç dünyalarında kopan fırtınaları getirip önümüze koyuveriyor. Her iki öyküde de bu çaresiz yalnızlık, isyan ettirici adaletsizlik karşısında onlarla birlikte üşürken buluyoruz kendimizi.

“Arabalar Beş Kuruşa”da küçük satıcının bir okul arkadaşıyla sohbetine ve arkadaşının annesinin horlayıcı muamelesine tanık oluyoruz. Ne de olsa kimileri için arkadaşlık da dengi dengine olmalı ve o denklik çoğu zaman parayla ölçülüyor. Ancak çocukların ve annelerinin hali tavrı kadar, köşesinde durdukları sokaktaki bir tuhafiye mağazasının tanımı çarpıyor beni. Yazar edebi ustalığını, bu tasvire koca bir dünya hakikatini sığdırışıyla kanıtlıyor: “Bulundukları köşenin biraz ötesinde parlak vitrinli bir tuhafiye mağazası vardı. Büyük kristallerin arkasında türlü göz alıcı renklerde boyunbağları, şık tokalı kemerler, yün kazaklar, eldivenler ve daha birçok, insanlara lazım olan ve olmayan şeyler, geçenlerin yüzüne gülüyordu. Ana oğul bunların önünden geçerken, geçtikten sonra köşelerine yerleşirken, başlarını hiç çevirmemeye gayret ederlerdi. Eğer sokağın çamurlu kaldırımlarına akseden ve orayı yer yer parlatan ışıklar da olmasa belki böyle bir mağazanın bulunduğunu bile fark etmeyeceklerdi. Hâlbuki gelip geçenlerin çoğu, bilhassa çocuklar, bu parlak camekânların önünde durup, orada bir köşeye, ustaca bir karmakarışıklık içinde yığılmış oyuncaklara gözlerini dikiyorlar; sonra, mahzun bir tavırla yollarına koyulunca karşılarına çıkıveren tahta tekerlekli arabalara dudaklarını kıvırarak ve adeta hayallerinde vitrinden kalan güzel şekilleri bozuyormuş gibi canları sıkılarak bakıyorlardı.”

Ayrıntı ustası Sabahattin Ali, küçük Hasan’ın öyküsündeki tren istasyonunun ıssızlığında; kaderine terk edilmiş köylerin, kasabaların ve her sabah bir ölüm-kalım savaşına başlayan insanların durumunu anlatıyor gibidir: “İki tarafı çıplak dağlarla çevrilen bu upuzun ovanın tam orta yerinde yapayalnız duran ve etrafındaki yapraksız akasyalarla daha zavallı görünen bu soğuk bina, oraya rastgele atılmış bir taş parçasını andırıyordu. Günde iki defa geçen tren bile, ne diye bu manasız yerde duruyorum diye hayret eder gibiydi ve birkaç dakika durduktan sonra kalkarken, çaldığı düdükte keyifli bir ıslık edası vardı.”

TOPLUMSAL BİR HİCİV MASALI

Kitabın son öyküsü “Sırça Köşk”teyse yazar, toplumsal eleştiri dozunu yükselterek, masal formatında, kapitalist düzenin sömüren yanını hicvediyor. Masalın çalışmaktan haz etmeyen üç kafadarı, adeta sosyalist bir ütopya olarak çizilen bir şehri, sırça köşk kurma vaadiyle içten içe çökertir. Paylaşım ve adalet üzerine kurulu şehir, bir anda kerameti kendinden menkul bu köşkün büyüsüne kapılır. Oluk oluk para, yiyecek taşınan yer hesapta toplumun hizmetini görmektedir ama aslında hantal ve rüşvet yiyici bir bürokratik sömürü sisteminin odak noktası olmuştur. Yazar yine tasvir gücünü konuşturur: “Baştakiler doğuştan tembel oldukları, sonradan yanaşanlar da çalışmayı çoktan unuttukları için, kendilerini besleyenlere, buna karşılık bir şeyler borçlu olduklarını akıllarına bile getirmezler, yalnız birbirilerinin hizmetine bakarlar, memleketin halkına, bir köylünün inekleriyle köpeklerine baktığı kadar bile göz kulak olmazlarmış.”

İnsanların bu yapının kırılganlığını idrak anı yazarın umudunu simgeler. Sabahattin Ali’nin gösterdiği toplumsal gerçekler, zaten başka türlüsünün mümkün olmadığını müjdeleyen hayaller gibidir. Yeter ki insan inansın. Bütün çocukların yüzünü güldürecek insancıl bir düzen için her dönemde mücadeleye değer…

Üç Öykü Sabahattin Ali Resimleyen: Sedat Girgin Yapı Kredi Yayınları, 52 sayfa

Üç Öykü
Sabahattin Ali
Resimleyen: Sedat Girgin
Yapı Kredi Yayınları, 52 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz