İyi Kitap

Hepimiz mucize beklerken Ekşilina ilham vermeye devam ediyor!

Çocuk edebiyatında meydanın küçük kahramanlara bırakıldığına pek rastlamıyoruz. Hele de bu meydanın, en can alıcı anda saklandıkları köşelerden fırlayan pedagog üniformalı bekçilerden yoksun olmasına alışkın değiliz. İşte Ekşilina’nın maceraları tam da bu yüzden hayret verici!

Yazan: Suzan Geridönmez

Eğer bu bizim Eşsiz Benzersiz, Alışılmadık Derecede Çarpıcı, Sınırsız Mucizevi Ekşilina’nın Hayret Verici Maceraları’yla ilk karşılaşmamız olsaydı, belki de içimizden “böyle kitap ismi mi olur?” diye geçirirdik. Ama şimdi elimizde üçlemenin ikincisi Mucize Beklerken var ve biz artık Ekşilina’nın eşsizliğinden, alışılmadık derecede çarpıcılığından şüphe duymuyor, “sınırsız mucizevi” tanımlaması az bile diyoruz. İlk macera Yıkık Dökük Krallığım’ı okurken, çevresine, özellikle de babasına ekşimekte üstüne olmayan kahramanımızın baş etmesi gereken tek sorunun anne-baba ayrılığıyla sınırlı kalmadığını keşfetmiş, kitabın sonlarına doğru annesinin ağır bir hastalıkla boğuştuğunu öğrenmiştik. Ve bundan sonra yaşanacakları merak etmiştik. Ama Ekşilina’nın devam kitabını iple çekmemizin arkasında bu buruk meraktan fazlası vardı. Her şeyden önce biz bu inatçı, çenesini tutamayan, ümidini yitirmeyen, aklına estiği gibi davranan cesur kızı sahiden de özledik.
Sonuçta çocuk edebiyatında, bir yandan bunca renkli ve delidoluyken bir o kadar da elle tutulur ve sahici olmayı başaran karakterlerle sık karşılaşmıyoruz. Boşanma, ölümcül hastalık, tutuklu ebeveyn türü sarsıcı sorunların işlendiği eserlerde, söz ve eylemin çocuk kahramanlara verildiğine, meydanın onlara bırakıldığına pek rastlamıyoruz. Hele de küçüklerin at koşturduğu bu meydanın, “güvenliği” ya da moda deyimle “çocuğa göreliği” temin etmek için en can alıcı anda saklandıkları köşelerden fırlayan pedagog üniformalı bekçilerden yoksun olmasına alışkın değiliz. Kahramanlarının iplerini elinde tutan yazarın yetişkin sesini bastırabildiği, figürlerine özgürlük tanıdığı eserlere açız. Özellikle de çocuklar. Çünkü artık iki argo sözcükle, yerli yersiz patlatılan üç espriyle, ne kahramanı ifade eden ne sahneyi tanımlayan beş süslü lafla tavlanmaktan bıktılar. Artık önlerine, “Bak, ben duyarlı bir yazarım, dünyada bunlar da var, bilin!” ukalalığıyla, arasına gelişigüzel sorunlar serpiştirilmiş sıkıcı hikâyeler sürülmesin, istiyorlar! Evet, keşke onlar için yazılan tüm hikâyeler Ekşilina’nın maceraları kadar hayret verici olsa.
İkinci kitapta kahramanımız, çoktan, hastalığı iyiden iyiye ilerleyen annesiyle plastik evde yaşıyor. Taşınmakla sonuçlanan boşanmanın esas failinin o olmadığını artık bilse de tepetaklak giden hayatından sorumlu tuttuğu babasına hâlâ küs. Üstelik bırak baba demeyi, ismiyle bile çağırmayı reddettiği o adam, bir de sevgili edinmiş.
Ama asıl hayret verici olan bu gelişmeler değil. Hayret verici olan, yazar Finn-Ole Heinrich’in, Ekşilina’ya hayatın acımasız yanlarıyla baş etmek ve bu süreçte olgunlaşmak için ihtiyaç duyduğu zamanı cömertçe tanıması. Yetişkin zihinlerin çoktan, “amma yaptı bu kız, babasının kötü niyetli olmadığını, onu korumaya çalıştığını neden göremiyor, artık uzatmaması gerekiyor” diye sabırsızlanmaya başladığı yerde o, Ekşilina’ya sonuna kadar ekşimek için fırsat tanıyor. Belli ki Heinrich, çocukların içlerindeki fırtınayı tüm çelişkileriyle dışa vuran, dolayısıyla bazen çok mantıksız görünen tepkiler göstermeden ciddi (insanın yakın bir süreçte annesini kaybedeceğini bilmesi kadar ciddi) sorunların üstesinden gelebildikleri saf varsayımından hareket etmiyor. Üstelik bundan çıkardığı ve okurlarından saklamadığı sonuç da hayret verici ölçüde net: Ekşiseler de tepinseler de çocuklar yara almadan kurtulamıyor, ancak bazen çok acısa da kadere pekâlâ kafa tutabiliyor.
Bundan olsa gerek Ekşilina, bir yandan mucize beklerken, biri diğerinden hayret verici olan kendi mucizelerini gerçekleştiriyor. Babası cezaevinde, annesiyse kayıplara karışmış olan, dolayısıyla onlar hakkında kompozisyon yazmakta zorlanan arkadaşı Paul için yepyeni ebeveynler yaratıyor. Sonra da uydurduğu özgeçmişlerden ve Paul’un kendi eliyle hazırladığı dondurmadan aldığı ilhamla, serinin unutulmaz figürü Peynir Generali’nin yanına koşuyor. Onun desteğiyle dondurma ticaretine atılan Ekşilina, annesine bir elektrikli tekerlekli sandalye almayı hedefliyor. Anne kızın hayatlarına yeni katılan, ev işlerini çekip çevirmede yardımcı olan rockçı Ludmilla ise zamanla onun dert ortağına evriliyor. Kim bilir, belki de Ekşilina’nın aradığı mucize onun şifalı çorbalarında gizli?
Bunu öğrenmemiz için üçlemenin sonunu beklememiz gerekiyor. Şimdiden söyleyebildiğimiz yazarın derin acıları umutla iç içe işlediği. Hikâyenin karanlık değil aksine hayat dolu olmasını Ekşilina’nın mücadeleci, ironisi yüksek iç sesine borçluyuz: “Tarihçiyim, kayıtçı ve fotoğrafçı, bu yüzden çiş için mola verdiğimizde, fırça saçlı bir adamdan fotoğrafımızı çekmesini rica ediyorum. Şimdiden gözümün önünde: Edebiyete ait bir resim. Hep birlikte mavi minibüsün önündeyiz, arkada çam ağaçlarının solgun yeşili, Ludmilla saçlarını açmış, rüzgâr sol yanımızdan esip üstümüzden geçiyor. Annem ortamızda, tekerlekli sandalyesinde, üniforması üzerinde; dizlikler, bileklikler, şal ve spor kıyafetler.” Bu paragraftan da yansıdığı üzere yazar, espriyi yarayı örtmek için araçlaştırmıyor. Gülümsetirken içimize iğne batıran söylem, dikkati hayatın geçiciliğine odaklıyor. Tıpkı hayatın orada durmadığını duyumsattığı gibi. Ekşilina’nın yaşam sevinci adeta bulaşıcı. Tabii bunda onun ruhunu okumamızı sağlayan yazar kadar, içinden geçen karmaşayı gözümüzün önüne seren illüstratörün muzip üslubunun da payı var.

Eşsiz Benzersiz, Alışılmadık Derecede Çarpıcı, Sınırsız Mucizevi Ekşilina’nın Hayret Verici Maceraları – Mucize Beklerken Finn-Ole Heinrich Resimleyen: Ran Flygenring Türkçeleştiren: Olcay Mağden Ünal Tudem Yayınları, 204 sayfa

Eşsiz Benzersiz, Alışılmadık Derecede Çarpıcı, Sınırsız Mucizevi Ekşilina’nın Hayret Verici Maceraları – Mucize Beklerken
Finn-Ole Heinrich
Resimleyen: Ran Flygenring
Türkçeleştiren: Olcay Mağden Ünal
Tudem Yayınları, 204 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1966’da Almanya’da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde sürdürdü. Avusturya’da çağdaş kütüphanecilik eğitimi aldı. Geçmişte bir yayınevinde uluslararası ilişkiler sorumlusu olarak çalışan Geridönmez’in çoğu çocuk ve gençlik edebiyatı alanına giren 20’ye yakın kitap çevirisi bulunmaktadır. 2014’de Tarabya Çeviri Teşvik Ödülü’ne layık görülen Geridönmez çocuk ve gençler için hikaye ve roman yazıyor.

Yorum yaz