İyi Kitap

Köprü Altı Çocukları

Toplumcu gerçekçi bir bakış açısıyla yazılan Köprü Altı Çocukları; o dönemdeki çocukların sosyal durumunu, yaşama koşullarını, kurumların çocuklara yaklaşımındaki aksaklıkları ve yetersizlikleri gözler önüne serer.

Yazan: Doğan Gündüz

Suad Derviş, Cumhuriyet gazetesinde 1935 yılında yayımlanan edebi tattaki çarpıcı röportajlarında çocuklara, kadınlara, işsizlere, yoksullara yer verir. 24 Nisan tarihli “Bayram Yapmayan Çocuklar” başlıklı yazısında 23 Nisan Çocuk Bayramı’ndan habersiz, ekmek parası peşinde koşan, “ayaklarımız çıplak, hem de elbisemiz yok bizi okula almazlar” diyen çocukların sesi olur. On iki bölümlük “Çocuklarımız ne halde?” adlı röportaj dizisi 22 Ağustos – 5 Eylül tarihleri arasında yayımlanır ve o dönemin çocuklarının yaşama koşullarını tüm gerçekliğiyle ortaya serer.
Derviş, 31 Birinciteşrin’de (Ekim) yine aynı gazetede çıkan bir başka röportajında ise sefaletten kurtulmak için başvurduğu Çocukları Kurtarma Yurdu’nun kapısından döndürülen iki çocuğun hayal kırıklığını aktarır:
Ayakkabısız gezmekten ayaklarının altı kösele gibi olmuş, üstleri başları yırtık-pırtık ve kirli iki çocuk yanlarına yaklaşarak para isterler. “Benim param yok,” yanıtını umursamazlar. “Haydi abla… Açız… Ekmek alacağız… Ne olur bize para ver?” derler. Derviş’in arkadaşı “Bizden para isteyeceğinize orada Çocukları Kurtarma Yurdu var. Orada her şey var, oraya gidin,” diye karşılık verir. Kimi kimsesi olmadığı için dilenen çocuklar önce inanmaz. Bir tanesi diğerine “Bize para vermemek için masal söylüyorlar,” der. Yine de yiyecek, yatacak yer bulmak, mektebe gidebilmek umuduyla onların peşinden yurda gelirler. Derviş’in arkadaşı kapıcıya “Bu çocuklar buraya girmek istiyor. Biz de getirdik. Kabulleri için ne muamele yapmak lazım?” diye sorar. Kapıcı “Kadromuz doldu,” diyerek umursamaz. Çağırttıkları genç mürebbi de aynısını söyler, “Malum ya!… Bütçe meselesi.” Bunun üzerine çocukların biri Derviş’e dönerek “Yalancı,” der, “bize para vermemek için yalan söyledin… Ben, bizi almayacaklarını zaten biliyordum.” Sonra çıplak ayakları bozuk kaldırımlardan zerrece rahatsız olmadan koşarak, yokuştan aşağı inip kalabalıkta kaybolurlar.
İşte Diyarbekir Saylavı (milletvekili) Huriye Baha Öniz’in 1936 yılında yayımlanmış Köprü Altı Çocukları romanında devlet kapısından çevrilen bu çocuk(lar) karşımıza çıkar. Roman, okumak umuduyla İstanbul’a gelip Babıali’deki Maarif Müdürlüğüne başvuran ama kadro yokluğu nedeniyle reddedilen yetim Mehmet’in köprü altında yaşayan çocukların arasına karışmasını, “kalabalıkta kaybolmak” üzereyken kurtulmasını anlatır. Mehmet, yüzbaşı babasının askeri Hasan’a emanettir. Hasan onu Kilis’ten köyü Korna’ya (Kartal-İstanbul), ailesinin yanına getirir. Mehmet’in babası oğlunun okumasını vasiyet etmiştir. Korna’da ilkokul üçüncü sınıftan sonra okul olmadığı için İstanbul’da yatılı okula yazılması gerekir. O günlerde Hasan hasta olduğu için on iki- on üç yaşlarındaki Mehmet tek başına, yürüyerek İstanbul’un yolunu tutar. İlk gün hava kararınca Bostancı tepelerinde, kendine yardım eden çobanların kulübesinde kalır. Ertesi gün Maarif Müdürlüğü’ne varıp müdürle görüşmek ister. Ama müdür işi nedeniyle dışarı çıkınca ortada kalır. Kapıcı ertesi sabah yeniden gelmesini ister ama Mehmet’in kalacak yeri yoktur. Sokakta çaresiz dolaşırken evsiz, kimsesiz çocuklarla tanışır. O gece onlarla birlikte köprü altında yani “Herkesin Evi”nde kalır. Sabah gittiğinde maarif müdürü kadronun dolu olduğunu, okula kaydını yapamayacağını, on beş gün sonra bir kez daha gelmesini söyler. Mehmet yıkılır. Parası, İstanbul’da hiç bir tanıdığı yoktur. Okula yazılmadan Korna’ya dönmek istemez ama on beş gün boyunca da nerede kalacağını bilemez. Kapıcının önerdiği kuruma konaklamak için başvurduğunda tam da Suat Derviş’in röportajında anlattığı “Kadro yok, bütçe yok” bahaneleriyle kapı yüzüne kapanır. Çaresiz, köprü altındaki arkadaşlarının yanına döner. Karnını doyurmak için onlar gibi hamallık yapmaya, öteberi taşımaya başlar. Bu kimsesiz, dürüst, iyi çocuklarla dost olur, onlardan biri haline gelir. On beş gün sonra maarif müdürlüğüne gittiğinde müdür onu anımsamaz bile, bu kez de “seneye gel,” der. Mehmet, o akşam mutsuz bir şekilde “Herkesin Evi”ne dönünce arkadaşlarının da keyfi kaçar. Biraz olsun neşelenmek için vapurla karşı kıyıya geçmeye karar verirler. Çoğu ilk kez vapura binmektedir. Keyifleri yerine gelir. Ama dönüşte onları koruyan, kol kanat geren ağabeyleri hırsızlıkla suçlanıp tutuklanır. Ne yapacaklarını bilemeyen çocuklar suçsuzluklarını ne kadar anlatsalar da yoksul ve kimsesiz olmaları suçlanmaları için yeterli görülür. Neyse ki müşteki mahkeme günü parasının çalınmadığını, bavulda bulduğunu söyler de ağabeyleri kurtulur. Lokanta camekânlarında dizili yemeklerin önünde açlıktan katlanılmaz bir azapla kıvransalar da çalmayı hiç düşünmeyen bu çocukların hayalleri, mahkemeyi izlemeye gelen belediye encümeninin biricik kadın üyesinin himayesiyle gerçek olur. Ağabeyleri Gazi Çiftliği’ne ziraat aletleri tamirciliğini öğrenmek için gönderilir, Mehmet ve diğer çocuklar mektepte okumak üzere “Çocukları Koruma Yurdu”na yazdırılır.
Toplumcu gerçekçi bir bakış açısıyla yazılan Köprü Altı Çocukları o dönemdeki çocukların sosyal durumunu, yaşama koşullarını, kurumların çocuklara yaklaşımındaki aksaklıkları ve yetersizlikleri gözler önüne serer. Öyle ki sosyalist gazeteci, yazar Suad Derviş’in röportajlarında ve pedagog Huriye Baha Öniz’in romanında çocuklar için attıkları yardım çığlıkları birbirine karışır.
Sokaklardaki yaşamların yakın tanığı Suad Derviş bir adım daha ileriye gider. Çığlığını isyana dönüştürerek “Bayram Yapmayan Çocuklar” yazısını bugün de geçerliliğini koruyan bir talep ve çözüm önerisiyle bitirir: Çocukları koruma meselesi, bir hayır müessesinin işi değildir. Bunu devlet teşkilatlandırmalı. Çocuk, milletin, cemiyetin ve devletindir. Onu ferdler istismar edemez, onu çalıştıramaz, onu dilendiremez. Buna kimsenin hakkı yoktur. Artık buna bir nihayet vermelidir. Memleketimizde has ve üvey evlad olarak imtiyazlı ve sefil iki sınıf çocuk istemiyoruz!

           

Köprü Altı Çocukları
Huriye Baha Öniz (Diyarbekir Saylavı)
Muallim Ahmet Halit Kitap Evi,
İstanbul, Birinci Baskı,
1936, 83 Sayfa

Köprü Altı Çocukları
Huriye Öniz
Ahmet Halit Kitap Evi, İstanbul,
Üçüncü Baskı,
1946, 72 Sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz