İyi Kitap

Usta şair Refik Durbaş’ın günümüz Türkçesine yönelik dokunuşları ve Doğan Egmont’un özenli grafik tasarımıyla Şermin’le yeniden karşılaşmak heyecan verici.

Yazan: Cahit Ökmen

Edebiyatımızın, Batı’nın aydınlanmacı kazanımlarıyla “fikrini, bilgisini ve vicdanını” bütünleştiren özgürlükçü şairi Tevfik Fikret’in 1914’te yayımlanan bu son kitabı, yüzyılı aşkın bir süredir birçok yönüyle önemini koruyor. Öncelikle Şermin, Divan ve Halk edebiyatı geleneğinde, çeşitli kültürel nedenlerin belirlediği bakış açısıyla önemsenmeyip es geçilen “çocuğu, çocuk dünyasını, çocuğun gelişimini” şiirlerle merkeze alan bir ilk kitaptır. Şeref Bilsel’in bir söyleşisinden anımsadığım ifadeyle söylersek, çocuğun “özne” olarak belirdiği, birey olarak önemsendiği ilk şiirlerdir bunlar. Şiirlerin büyük bölümündeki didaktik tutum, öğüt söylemi; günümüzün çocuk edebiyatı yaklaşımları ve eğitim anlayışı için eskimiş olsa da ne gam! Büyük şair, yüzyıl öncesinden, insanı insan yapan değerlerin ışığıyla, çocuk dünyasını şefkatle kucaklayarak öncü bir kitap ortaya çıkarmıştır.
Kitapla ilgili, bazı bilinenleri yineleyelim: Şermin, Tevfik Fikret’in hece ölçüsüyle yazdığı tek şiir kitabıdır. Genç yaşta ölen kız kardeşinin çocuğunun adı, kitabın da adı olmuştur. “Öksüz”, “Melek’in Kuzusu”, “Rüya” şiirleri, şairin yeğeninin gerçekliğinden de yola çıkarak yazdığı, insanın içini titreten şiirlerdir. “Öksüz”de, halanın, teyzenin büyüttüğü çocuklar için kullandığı “yarım öksüz” ifadesi ne dokunaklıdır! Üstelik bu bireysel durum, toplumsal bir gerçeklikle nasıl da ustalıkla birleştirilir: “… ben halanım/gerçi ben de anan sayılırım./Baban asker, uzak yerde;/kim bilir, hangi çöllerde/sayıklıyor şimdi seni!”
Şairin dostu Satı Bey, açtığı çocuk yuvası için Tevfik Fikret’ten şiir ister, bu istek bu şiirlerin yazılmasının da vesilesi olur.
Çocuğun özne oluşuyla, yaşadığı duyguları, çatışmaları, bunların iç dünyasındaki etkilerini dışa vurmasıyla birçok şiirde karşılaşırız: “Armağan ve Rengin”, ablayla ilişkileri; “Ezan”, babayla dramatik bir ilişkiyi dile getirir. Öğrenme sevgisiyle, sanat ilgisiyle, korkularla akıl yoluyla baş etmeyle, küçük yaramazlıkların sonucuyla ilgili konular aile yaşantısıyla birleşerek şiirleşir. Emeğin gücü ve değeri özellikle “Marangoz” ve “Kırık At” şiirlerinde somutlaşır. Alıklık, akıl yetisini kullanmama, problem çözme becerisinden nasibini alamamışlık ve bunların sonucunda ortaya çıkan kaba kuvvet ve kargaşa, hikâye örgüsü içinde “İki Yolcu” ve “Oldu Bitti” şiirlerinde karşılığını bulur. “Ağustos Böceği ile Karınca”, eleştirel düşünmenin şahane bir örneği olarak karşılar okuru; çalışkanlık elbette bir değerdir ama “bencillik, kabalık ve duyarsızlık”la zalimliğe dönüşür, La Fontaine’in öğretisi bu “ruhsuz çalışkanlık”ın sorgulanmasıyla paramparça edilir. Doğa, mevsimler, çarpıcı benzetmelerle, duygu ve düş yoğunluğu içinde işlenir. (Mevsimlerin, insan kişiliği verilerek dillendirilmesi hem şiire dramatik bir yapı katar hem de dizeleri zenginleştirir.) “Kör ile Kötürüm”, eksiklikleri dayanışmayla tamamlamanın; “Veli Baba”, aldatıcı görünüşün altında yatan insan cevherinin; “Söyleşi”, okuma ve öğrenme ve araştırma sevgisinin şiirleridir.
Çocuk okurun şiirlerle daha rahat ilişki kurması; şiirleri ritmiyle, iletileriyle, kurgusuyla bütünlüklü olarak kucaklaması yönünde sevgili Refik Durbaş’ın katkısı çok değerli. Şiirin özgünlüğü açısından elbette bir tartışma konusudur ama önceki Şermin kitaplarında, şiirin kullanımdan kalkmış sözcüklerine dokunmadan, dipnotlarla sözcük açıklamalarının (ki zaman zaman Refik Durbaş da buna başvurmuş.) çocuk okur için bir okuma engeli oluşturduğunu, çocuğun ilgisini dağıttığını düşünüyorum. Durbaş, çoklukla yerinde ve küçük dokunuşlarla hem bu sözcükler üzerinde hem de bazı eskimiş söyleyiş kalıplarında değişiklikler yapmış. Bu “durulaştırmanın”, şiir metinlerini zedelemediğini, dizelerin ruhunu dağıtmadığını söyleyebilirim. Yine de şairin yeğlediği beni duraksatan birkaç noktadan söz etmekte yarar var: “Fazilet yuvası”nın “kültür ocağı” olarak uyarlanması, “melek ablacığım” daki melek’in “canım”a, “titretti”nin “korkuttu”ya çevrilmesi, “bet bereket kalmadı” deyiminin sadece “bereket”inin yeğlenmesi… tartışılır. Refik Durbaş, 8’li hece ölçüsünü birçok dizede bozmuş, hiç dert değil, hünerli sezgisiyle şiirlerin ritminde bir aksatma yaratmamış bu. Yine de “Umacı” şiirinde “mandalı oynar oynamaz”ı, “oynatır oynatmaz” yapmasının sırrını çözemedim. “Siyah Bacı” şiirinde, “o zaman pek mağrur olur” dizesinin, “o zaman onu görün”e çevrilmesinde bir anlam kaybı olduğunu söylemeliyim. “Aslan” şiirinde, “O da küçükleri sever” özgün dizesinin, sonraki dizenin anlamına bağlı olarak daha doğru olduğunu belirtmeliyim.
Kapak tasarımı çok şirin ve estetik. Sayfalarda kullanılan tek renk, yüz yıllık şiirlere görsel olarak derinlik katmış. İnsan yüzlerine de duygu derinliği veren bir çizer Gül Oralı. Yalnız, bazı insan çizimlerindeki giysi, duruş, saç seçimlerinin söz konusu şiirlerin ruhuyla bir doku uyuşmazlığı içerdiğini söylesem mi acaba? Örneğin, “Siyah Bacı”daki görsel, “Öksüz” şiirindeki öğretmen ve ön sıradaki kız çocuğu, örneğin “Kış Baba”daki çoban… Yine de haksızlık etmeyelim, özellikle kuş ve bitki çizimlerindeki yetkinlik, “Ezan” şiirindeki ve birçok şiirdeki duygu dolu dokunuşlar yeter.
Özgürlükçü şairin eylemine minnetle, özgür Şerminlerle yaratılacak dünyalar için dirençle…

Şermin Tevfik Fikret Günümüz Türkçesine Çeviren: Refik Durbaş Doğan Egmont Yayıncılık, 88 sayfa

Şermin
Tevfik Fikret
Günümüz Türkçesine Çeviren:
Refik Durbaş
Doğan Egmont Yayıncılık, 88 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1963 yılında doğdu. ODTÜ Geliştirme Vakfı Okullarında özellikle öğretmen eğitimine yönelik Türkçe ve Edebiyat dersleri koordinatörlüğü yapıyor. 1998 yılında Öteki Yayınları’ndan yayımlanmış “Melankolik Masal” adlı bir şiir kitabı var; 1990 yılında Varlık Dergisi Şiir Başarı Ödülü’nü, 1995 yılında Behçet Aysan Şiir Ödülü’nü, 1998 yılında Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü aldı. Pera adında bir kızı var, Ankara’da yaşıyor.

Yorum yaz