İyi Kitap

Elinizde kitabınız, kucağınızda çocuğunuz, dizinizin dibinde size mırıltılar ve gurultularla eşlik eden zümrüt gözlü bir canlı… Bahar yağmurlarının can verdiği toprağın mis gibi kokusu da doluyorsa ciğerlerinize, başka mucizeye ne hacet?

Yazan: Alev Karakartal

Hattie, her gün okuldan çıktıktan sonra, annesi gelip onu alıncaya dek amcasının oyuncak dükkânında ona yardım eder. Günlerden bir gün, nereden çıktığı belli olmayan bir kedi, dükkâna gelerek vitrine kurulur. Hattie’nin koyduğu adıyla Kıvrık’ın oraya yerleşmeye geldiği her halinden bellidir, öyle de olur.
Kıvrık’ın gelişinden itibaren, pek işlek olmayan dükkânda işler de açılır. Onu vitrinde görenler içeri girip oyuncak almaya başlar önce, sonra oraya buraya saklanmış, el yapımı eşsiz kutular, tam da o kutuya ihtiyaç duyan çocuklarla buluşmaya… Theo amcanın dükkânı, bir tür çocuk cenneti haline gelmiştir. Ta ki Hattie, Kıvrık’ı evine götürene kadar…
Dükkân Kedisi, Britanyalı yazar Linda Newbery’nin kaleme aldığı “Kedi Öyküleri” serisinin dördüncü kitabı. Yine Kırmızı Kedi Yayınlarından. Toplam altı kitaplık serinin ilk üçü; İki İsimli Kedi, Yağmur Yağdıran Kedi ve Duman Kedi de Türkçeye aynı yayınevi tarafından kazandırılmıştı. Son iki kitap, Ice Cat (Buzdan Kedi) ve The Cat Who Wasn’t There (Orada Olmayan Kedi) de muhtemelen sıradadır.
Diğer kedili kitaplar gibi Dükkân Kedisi de hoş, tatlı, 4 ila 8 yaş arasındaki çocuklara uygun, bir çırpıda okunuverecek bir hikâye. Öncekileri (ve ihtimal sonrakileri) de resimleyen Stephen Lambert yine yeteneğini konuşturmuş, naif ve sade siyah beyaz çizimleriyle bir kez daha anlatıya can vermiş.
Kitap için üç-beş cümlenin ötesinde bir arka kapak yazısı mevzubahis olsaydı, bu kadarı yeterli olabilirdi. Eli yüzü düzgün bir iş olarak tavsiye eder, geçerdik. Ama yazarın (hatta çizerin) hiç altını çizmeden, sözünü bile etmeden okura ilettiği, bir anlamda “normalleştirdiği” kimi durumlar sayesinde (tıpkı diğerlerinde olduğu gibi), kitap üzerinde biraz daha durulmasını hak ediyor. Zira sadece kedilerle ilgili hikâyeler değil bunlar. Sahipleri, birlikte yaşadıkları insanlar, çevreleriyle ilgili bambaşka hayatlara da temas ediyoruz ve biliyoruz ki “her temas, iz bırakır”.
Hattie’nin annesi misal. Yazık ki kitapta adına rastlamıyoruz, ama bekâr ve çalışan bir anne olduğunu biliyoruz. Ortalıkta bir baba figürü görünmediği gibi ona ilişkin herhangi bir gönderme de yapılmıyor hikâyede. Okul çıkışı, anne gelinceye dek amcası (İngilizce de her ikisi için de aynı kelime; uncle kullanıldığından belki de dayısı) Theo’nun dükkânında vakit geçirmesi bu yüzden. “Annesiyle birlikte tam onlara göre, oldukça rahat, küçük bir evde yaşıyorlardı ama sanki evin bir şeye ihtiyacı vardı”. Yüzmeye, parka, gezmeye annesiyle gidiyor Hattie ve elbette onu bir rol model olarak taklit ediyor.
Hattie’nin yaşını ve kaçıncı sınıfa gittiğini de öğrenemiyoruz, ama çizimlerden anladığımız kadarıyla ilkokula, belki ortaokulun ilk sınıflarına devam eden bir öğrenci olmalı. Gözlüklü bir kız çocuğu Hattie. Ailesi çalışan çocuklarda sıkça görüldüğü gibi, sorumluluk duygusu gelişmiş, güçlü iç sesine kulak veren bir çocuk olduğunu; Kıvrık’ın bakımını kimse ona söylemeden üstlendiğinde, onu evine almak isterken ve sonrasında amcasına geri götürdüğünde, dükkândaki muhtemel hırsızlık olayına kafa yorup çözme çabasına giriştiğinde ve benzer durumlarda hep alttan alta hissediyoruz.
Sürekli “baban yok mu”, “nerede” sorularını soran birilerinin olmayışı; tek ebeveynli (aynı zamanda kardeşsiz) çocukların ille de “sorunlu” olması gerekmediği; “dörtgöz” diye lakap takan arkadaşların yokluğu; çalışan, dolayısıyla da tam gün mesaisini çocuğuna ada(ya)mayan bir annenin çocuğunun da gayet normal, mutlu, sıradan, hatta belki (elbette kimi durumlarda) daha güçlü ve pratik olabileceğinin bir çocuk kitabında, özel bir vurgu yapmadan, aynı normallik ve sıradanlıkla ifade edilmesi, “çok çocuklu, geleneksel aile”ye kafayı takmışların dünyasında nasıl da kıymetli. Aynı zamanda bir öğretmen olan ve belli ki bu konulara kafa yoran yazarın, hemen her kitabında, farklılıkların sorun değil zenginlik yaratacağına ilişkin göndermelerinin; çocuklar bilinçli şekilde fark etmese de içlerinde bir yere ekilmiş tohumlar gibi bir gün filiz vereceğini bilmek de öyle.
Tıpkı, bir oyuncakçının tam da olması gerektiği gibi olan, bir hırsızın neye benzediğini bilmeyen amca (veya dayı) Theo ile tuhaf şapkaları, rengârenk, acayip, mevsime uymayan giysileriyle hikâyeye peri tozları serpen Rosemary ve Basil çiftinin, aynı “anlayış”la kaleme alınması gibi.
Ve elbette, başrol oyuncusu Dükkân Kedisi Kıvrık. Diğer kedili kitapların kahramanı arkadaşları gibi, yazarının bir “kedi insanı” olmasından mütevellit, o kadar “gerçek” bir kedi ki Kıvrık, bu kitabı ve/veya dizinin tamamını okuyan çocukların henüz yoksa evlerini bir kediyle paylaşmaya can atacaklarını öngörmek için kâhin olmaya gerek yok.
İyisi mi hazır mevsimi de gelmişken ve ortalık yavru kedilerle doluyken, olanağınız da varsa sizi seçen birini evlat edinin. Sonra oturun pencere kenarındaki bir koltuğa. Elinizde kitabınız, kucağınızda çocuğunuz, dizinizin dibinde size mırıltılar ve gurultularla eşlik eden zümrüt gözlü bir canlı… Bahar yağmurlarının can verdiği toprağın mis gibi kokusu da doluyorsa ciğerlerinize, başka mucizeye ne hacet?

Dükkân Kedisi Linda Newbery Resimleyen: Stephen Lambert Türkçeleştiren: Meral Alatan Kırmızı Kedi Yayınları, 92 sayfa

Dükkân Kedisi
Linda Newbery
Resimleyen: Stephen Lambert
Türkçeleştiren: Meral Alatan
Kırmızı Kedi Yayınları, 92 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Alev Karakartal Gazeteci. İstanbul’da doğdu, yaşıyor. 8 kardeşin en büyüğü. Kedileri, kitapları, ağaçları, yıldızları ve trenleri seviyor. Bir sonraki yaşamında, bir Rönesans bilim/sanat/teknoloji/mühendislik/mimarlık vb. insanı olmayı umuyor…

Yorum yaz