İyi Kitap

Sevimli Maya’nın en büyük isteği fıstıkçığının yaşaması… Bunun için her türlü çabayı vermeye hazır. Sadece o mu? Hasan Dede, Sümbül Teyze, Terzi Arman, Alber ve biricik aşkı Ece, minicik Defnecik bile hazır. Durun, dahası var. Kargalar bile! Peki, ama bu fıstıkçık da neyin nesi ve neden 7’den 70’e bütün insanlar etrafında pervane?

Yazan: Emel Altay

Maya’nın Ağacı, Türkiye’de yaşayan bizlerin ne yazık ki aşina olduğu bir konuyu, ağaç kesimini merkezine alan bir hikâye. İlkokul öğrencisi, akıllı, çevresinde var olan her şeye karşı ilgili, bıcır bıcır Maya, dedesiyle evin yolunu tutmuşken kargalara vereceği yemi almayı ihmal etmez. Hangi kargalar mı? Canım, dedelerinin evi önündeki kocaamaaan fıstıkçamı ağacının tepesinden ayrılmayan kargalardan bahsediyoruz. Kimi münasebetsiz insanlar bu kargalardan şikayetçi. Neymiş, gak gak çok gürültü ediyorlarmış, etrafa kozalak da mı atıyorlarmış ne. Günahları boynuna. Hem sadece kargalar değil, bu doğa sevmezler güzelim ağaçtan da şikayetçi. Yolun bir şeridini kapatıyormuş, iğne yaprakları dökülüyormuş, daha bir sürü ipe sapa gelmez şikayetler işte. Bu yetişkinlerde Maya kadar akıl yok. Neyse ki Maya’nın herkese yetecek kadar aklı var. Bin bir oyun düşünerek fıstıkçığını kesmek isteyenlerin karşısına dikiliyor.
Maya’nın Ağacı, adıyla müsemma, Maya’nın biricik ağacını kurtarma çabaları çerçevesinde ilerleyen bir kitap. Yazar Gökçe Ateş Aytuğ, hikâye içerisinde bizlerle geziniyor, bir karakterinin peşine fazlaca düşerse ağacın hâlini bizim gibi merak ediyor. Sanki o da Maya, dedesi Hasan Bey ve diğer duyarlı mahalle sakinleri gibi, ağacın başından bir an olsun ayrılırsa kesilmesinden korkuyor. Kurguyla hikâyenin bu denli bütünleşmesi Maya’nın Ağacı’na farklı bir inandırıcılık katmış. Yazar hikâyenin dışına taşmayı pek istemese de bir türlü Ece’ye açılamayan Alber’in âşık hâlleri, Sümbül Hanım ile mahallenin siyah kedisi Muhtar’ın birbirlerinde huzuru bulması, Bilge öğretmenin gündelik hayatı gibi yan konularla hikâye belli bir gerçeklik ve ritim kazanıyor. Tüm karakterlerin kesiştiği nokta ise tabii ki fıstıkçamı ağacı oluyor.
MAYA’NIN FERYADI: “AĞACI KUTRARIN”
Hikâyeyi kısaca özetlemek gerekirse belediye mahalleden şikâyet olduğu gerekçesiyle ağacı kesme kararı alıyor. Elinde kargalara aldığı yemle Maya ve dedesi, ağacın kesilme anında oradan geçiyor ve olaya müdahale ediyor. Sonrasında ağacın altından kalkmamakta direnen Hasan Dede gibi yazar da –ve tabii bu durumda biz okuyucular da- nadiren ağacın başından ayrılıyoruz. Bu ayrılıklar da sadece mekân değiştirme gibi fiziksel ayrılıklar olsa da hikâye kafaca ve ruhça kesilme tehlikesi altında olan ağaçta kalıyor. Maya, pazara girip ağacın etrafına kalabalık toplamak istediğinde, kedi Muhtar’la Sümbül Hanım’ın maceralarında, bir de herkesin evlerinde ağacı kurtarmak için yapılan plan gereğince hazırlanmaları dışında fıstıkçamının başından ayrılmıyoruz. Okumayı yeni sökmüş Maya’nın bir kartona özene bezene çizdiği fıstıkçığının altına heyecan ve telaşla “Ağacı Kutrarın” yazması sevimli bir ayrıntı olarak bizi gülümsetiyor. Bu pankartı alıp pazarı dolaşan Maya ve büyükannesi ne yazık ki ağacın kesilmesine karşı direnecek bir kalabalık toplayamıyorlar. Hikâyenin devamının heyecanını kaçırmadan anlatabileceklerimiz sınırlı. Maya’nın tabiriyle fıstıkçığın akıbetini öğrenmek için önünüzde merakla okuyacağınız 155 sayfa var.

KURTARICILAR HİÇ BEKLENMEYEN BİR YERDEN
Maya ve dedesi canlarını dişlerine takmış, çok sevdikleri ağacı kesilmekten kurtarmaya çalışırken sahneye hiç beklenmeyen kahramanlar çıkıyor. Siyah, gürültücü, bilge yaratıklar bunlar. Artık umutlar sönmüş, belediye görevlisi canavar kesim makinasını çalıştırmışken gökyüzünde bir dalgalanma olur. Yere düşen sadece zavallı fıstıkçamının kesilen birkaç dalı değildir. Bir mucize gerçekleşmek üzeredir, devamı gelecek mi? Bunun da cevabı kitabın sayfaları arasında gizli…

BENZETMELER ÇOK YARATICI
Kitapta çok güzel ve özgün benzetmeler kullanılmış. Üçüncü kitabını yazan Gökçe Ateş Aytuğ’un teşbihler konusunda oldukça başarılı olduğunu söylemeliyiz. Nihayet ağacın etrafında toplanan kalabalık için “yağmurdan sonra ortaya çıkan salyangozlar gibi, bütün sokağı kaplamışlardı” ya da “Maya, dalında kopmayı bekleyen kütür kütür bir salatalık gibi sağlıklıydı” bu güzel benzetmelere iki örnek… Yazar kurguda gösterdiği inceliği benzetme sanatında da cömertçe kullanmış. Kesilme tehdidi altındaki ağacın kurtarılması ana konusunun yanına yuva arayan kedi ve evde bir sıcaklık arayan yaşlı kadın, âşık genç adam ve adamın kendisine açılmasını aşkla bekleyen genç kadın gibi iki güzel konu gayet özenle yerleştirilmiş. Aslında burada “ağacı seven hayvanı da sever, âşık da olur, dünyanın tüm güzellikleri yaşasın diye savaşır da” gibi bir mesaj alıyor okuyucu. Muhtemelen bu sebepledir ki etrafta olan biteni anlamasa da gülücükler dağıtan minik Defne’den ağacın altına zorlanarak oturan yaşlı ama ruhu dinç Hasan Dede ve Terzi Arman’a dek uzanan bu hikâyede, 7 aylıktan 70 yaşına herkes doğada var olan güzellikleri, doğalarında var olan güzelliklerle koruma altına almaya çalışıyor.

ÇİZİMLER HİKÂYEYİ GÖRSELLEŞTİRMEDE BAŞARILI
Kitapta yer yer tam sayfayı da kaplayan çizimlere yer verilmiş. Gökçe İrten imzası taşıyan resimlerin, konuyu görselleştirme açısından büyük kolaylık sağladığını söylemeliyiz. Kitabın kapağından dizgisine ve resimlemelere dek yeşil renk hâkim tutulmuş. Günışığı Kitaplığı’nın özenli baskısı da ortaya yeşil tonlarında, ağaç sever bir kitap çıkarmış. Hikâyeden alacağımız en büyük dersse bir kişinin direnişinden ne olur demeden hatta yaşımıza başımıza bakmadan elimizden geleni yapmak olmalı. Unutmayalım ve inanalım; dünyanın bütün ağaçlarını kurtarmak elimizde!

 

 

 

Maya’nın Ağacı Gökçe Ateş Aytuğ Resimleyen: Gökçe İrten Günışığı Kitaplığı, 156 sayfa

Maya’nın Ağacı
Gökçe Ateş Aytuğ
Resimleyen: Gökçe İrten
Günışığı Kitaplığı, 156 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz